Hani nerede dostlarım, arkadaşlarım
Sokakları kendileriyle karış karış arşınladığım
Sevincime, hüznüme şahit kıldıklarım,
Dünüm, bugünüm, yarınım sandıklarım
Dünya girdi aramıza savurdu her birimizi bir yana,
Bizde kalanlar, o gün için sıradan gelen hatıralarımız
Dünya bu işte dün, bugün ve yarın
Dün bitti, bugün bitmeyecekmiş gibi yarın ise gelmeyecekmiş gibi
Halbuki dünya iki nefislik imiş biri bu dünyaya gelirken aldığımız
Diğeri bu dünyadan ayrılırken vereceğimiz
Ne de büyük önem atfetmişiz bize kaç gün kaldınız diye sorulduğunda
Aslında bugün varlıklarının olmadığını, başkalarının gölgesi olduklarını anladıkları ve büyük bir kandırılmışlığın içinde kendilerini buldukları için ağlıyorlar. Sırtını Allah'ın ahkamına düşman ideolojilere yaslayan her sapkın düşünce yıkılmaya mahkumdur.
Varlıklarını ırkçılık, kavmiyyetçilik üzerine inşa edenler, sırtlarını dayandıkları duvar, babaları tarafından yıkılınca varlıklarını kaybetme tehlikesinden dolayı ağlıyorlar.
Zekât, veren açısından bir borç, alan açısından bir haktır.
Kalbinin katılığından şikayet eden bir sahâbîye Rasûl-i Ekran (s.a.s): "Eğer kalbinin yumuşamasını istiyorsan fakiri yedir, yetimin başını okşa", buyurmuştur.
#zekat
Nefse uyup râh-ı Hakk'tan taşra çıkmak yol mudur,
Kibr û ucb ile adın derviş takmak yol mudur,
Matlabın a'lâ iken ednâya akmak yol mudur,
Yâr-ı Bâkî var iken ağyâra bakmak yol mudur?
Aziz Mahmud Hüdayi