Bismillâhirrâhmânirrâhim
Elhamdü lillahi Rabbil-alemin. Ves-salatü ves-selamü ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Allahümme Entel-Ebediyyül-Kadim. El-Hayyül-Kerim. El-Hannanül-Mennan. Ve hazihi senetün cedidetün, es'elüke fihel'ısmete mineş-şeytanir-racim, +
KOD ADI C31K
CEHENNEMİN 31 KATI.
Deşifre ettim. Tüm yapılanmanın omurgası ABD. Örgüt SATANİST.
2024 yılında bunun için özel haber yaptım.
Ne mi oldu?
Kimsenin umurunda olmadı.
Böyle devam...
Tam 10 bin fidan !!!
Ümmetin gençlerini gözümüzün önünde topluca idama götürüyor!
"Ümmet" sadece izliyor !
Vallahi de, billahi de, tillahi de bu vebalin altından kalkamayacağız !!!!
İDAMLARI DURDURUN !
Asıl 5G denemeleri Haziran 2026 itibari ile bir yerlerde bir zaman ama asıl %100 İstanbul'da da başlatılacak.
▪️Devlet bilmiyor ama köpeklerin tamamen sokaklardan toplatılmasını emreden Küresel Deccal Tayfa, köpeklerin hangi frekansa ne tepki vereceğini biliyor. Köpeklerin insanları uyarmasını istemiyorlar. Devlet tehlikenin ne kadar büyük olabileceğinin farkında değil. Kimse tehlikeli dalga boylarının, korkunç Ghertz'lerin Şeytani Tayfa tarafından, fark edilmeden salınabileceğinin ve kontrol edilmesinin imkansızlığının farkında değil.
▪️Daha önce de söyledim.
Masumları koruyamayanlara Müstehak Kısas taşır.
Masumları koruyamayan ALLAH 'ın kulu olmayanlara söyleneceklerin boşa vakit kaybı olduğunu öğrendiğimden beri, zerre içimden şifa ve tedbir anlatmak gelmiyor.
Nasılsa Mustehak herkese hak ettiğini getirecek. Kimine şifa, kimine belâ ...
Ben artık sadece Masumlar için dua ediyorum. Masumlar ve Mazlumlar ve Müminler için...
Bakalım Mevlam neyler, neylerse güzel eyler...
Rabbimiz bizi ve bizden önce geçmiş olan mü’min kardeşlerimizi bağışla! Kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin ve kötü duygu bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin!Haşr 10.
Nas Suresi, Kur’an’ın en kısa fakat ontolojik açıdan en yoğun surelerinden biridir.
Surenin girişinde üç ilahî isim art arda zikredilir:
“Rabbi’n-nâs – Meliki’n-nâs – İlâhi’n-nâs”
(İnsanların Rabbi – İnsanların Meliki – İnsanların İlahı)
Bu üç ifade tesadüfî değildir. Kur’an burada insanın varlık düzeninde üç temel bağını kaydeder. Bunu üç katman halinde anlamak gerekir.
~Rabbi’n-nâs → varoluşun terbiyesi (ontolojik bağ):
Rab, terbiye eden, büyüten, potansiyeli açığa çıkaran anlamına gelir.
Tasavvufî yorumda (özellikle Ibn Arabi ve takipçilerinde) Rab:
-varlığın içten yönetimi,
-istidatların açılması,
-sürekli yaratım (Halk-ı Cedîd) ile ilgilidir.
Yani Rab:
insanın oluş sürecini yöneten hakikattir.
Bu nedenle Rab ilişkisi:
-eğitim
-kültür
-karakter
-ahlak
-bilinç alanlarında ortaya çıkar.
*Modern karşılığı:
Bugün insanların Rab yerine koyduğu şeyler çoğu zaman:
-ideolojiler,
-kültürel sistemler,
-bilim veya teknoloji mutlaklaştırması,
-psikolojik yönlendiriciler olabiliyor.
Yani insanı “şekillendiren otorite” Rab yerine geçebilir.
~Meliki’n-nâs → yönetim ve güç (politik bağ):
Melik, hükmeden ve düzen kuran demektir.
Bu alan:
-hukuk
-siyaset
-devlet
-iktidar alanıdır.
İnsanların Meliki ifadesi şu gerçeği hatırlatır:
Mutlak hüküm yetkisi Allah’a aittir.
Yani hiçbir siyasi güç mutlak otorite değildir.
Bu ayetle Kur’an:
-Firavunlaşmayı,
-mutlak iktidar iddiasını,
-tanrısallaşan devletleri
sınırlar.
*Bugün bu alan:
-devlet
-küresel güç
-ekonomi sistemi
-medya tarafından temsil edilir.
Eğer bunlar mutlaklaştırılırsa, Melik yerine geçer.
~İlahi’n-nâs → kulluk ve değer merkezi (varoluşsal bağ):
İlah, insanın yöneldiği ve hayatını anlamlandırdığı merkezdir.
İlah sadece “tapılan put” değildir.
Tasavvufta şöyle tanımlanır:
“İnsan kalbinin mutlak değer verdiği şey onun ilahıdır.”
Bu nedenle ilah:
-para olabilir
-şöhret olabilir
-ideoloji olabilir
-lider olabilir
-hatta ego olabilir.
Kur’an’ın en derin tespitlerinden biri şudur:
“Hevasını ilah edineni gördün mü?” (Furkan 43)
Yani insan bazen kendi arzularını ilah yapar.
~Nas Suresi’nin verdiği büyük uyarı:
Bu üç isim aslında insanın üç temel bağımlılık alanını gösterir:
Alan: İlahi isim—İnsan hayatındaki karşılığı
•varoluş ve gelişim: Rab—kültür, eğitim, düşünce.
•düzen ve güç: Melik—siyaset, otorite.
•anlam ve ibadet: İlah—değerler, arzular.
Nas Suresi şunu söyler:
Bu üç alanın hiçbirinde mutlak otorite insana ait değildir.
~Modern dünyada bu üç alan parçalanmıştır:
1.Rab yerine sistemler geçti:
-ideolojiler
-teknoloji kültürü
-bilim dogmatizmi
2.Melik yerine güç merkezleri geçti:
-devlet
-küresel sermaye
-medya
3.İlah yerine arzular geçti:
-tüketim
-ego
-bireysel haz
Bu yüzden Nas suresi sadece bir dua değil, aynı zamanda bir medeniyet eleştirisidir.
~Sûrenin son kısmı neden “vesvese” ile biter?
Çünkü vesvese: bu üç alanı karıştırır.
Şöyle:
-Rab yerine sahte rehberler,
-Melik yerine putlaştırılmış güç,
-İlah yerine arzular yerleşir.
Ve insan fark etmeden yanlış merkezlere bağlanır.
~Tasavvufî okumada Nas suresi aslında şu çağrıdır:
Rabbin yalnız Allah olsun
Melikin yalnız Allah olsun
İlahın yalnız Allah olsun.”
Bu gerçekleştiğinde insan özgürleşir.
Bir hocam şöyle söylemişti: “Sûreler bir insanın ihtiyaçlarına göre indirilen 114 ilahî müdahaledir” Yani insan hangi sıkıntıya düşmüşse, onun ilacı Kur’an’da vardır. Bu sözün ışığında, 114 sûrenin hangi hâlde, hangi ihtiyaçta okunması gerektiğini derledim. Umarım faydalı olur.
Tövbe ile istiğfar genellikle aynı anlamda kullanılır; fakat tasavvuf geleneğinde-özellikle İbnü’l Arabî ve onun çizgisindeki metafizik yorumlarda-iki kavram arasında ince ama önemli bir fark vardır.
~İstiğfar Nedir?:
İstiğfar kelimesi Arapça “ğ-f-r” kökünden gelir.
Kök anlamı:
-örtmek
-korumak
-bağışlamak
Bu yüzden istiğfar şu demektir:
Allah’tan örtmesini ve bağışlamasını istemek.
Yani kul şöyle der:
“Allah’ım hatamı ört, beni bağışla.”
Dolayısıyla istiğfar:-bir taleptir
-kuldan Allah’a yönelen bir dua hareketidir
~Tövbe Nedir?:
Tövbe kelimesi “tâbe / tevbe” kökünden gelir.
Asıl anlamı:
geri dönmek
Tasavvufta tövbe:
-yön değiştirme
-varoluşsal dönüş
-gafletten hakikate dönüştür
demektir.
Bu nedenle tövbe: bir hal değişimidir.
~Aralarındaki Temel Fark:
İstiğfar - Tövbe:
•Dil ile yapılır-Kalp ile gerçekleşir.
•Affedilmeyi istemektir-Yönü değiştirmektir.
•Dua-Varoluşsal dönüş.
•Talep-Hal.
Tasavvuf büyükleri bunu şöyle özetler: İstiğfar tövbeye kapıdır.
~İbnü’l Arabî açısından mesele daha da derindir.
Ona göre istiğfar:
-kulun kendi eksikliğini fark etmesidir.
Tövbe ise:
-kulun nispetini düzeltmesidir.
Yani:
-fiili kendine nispet etmekten vazgeçmek,
-her şeyi Hakk’a döndürmek.
Bu yüzden tövbe ontolojik bir dönüş olur.
~Peygamber Neden Günde 70 Defa İstiğfar Ediyordu?:
Hadiste şöyle geçer:
“Ben günde yetmiş (bazı rivayetlerde yüz) defa Allah’tan istiğfar ederim.”
Bu sözün birkaç anlam içerir:
1.Günah İşlediği İçin Değil:
Tasavvufa göre peygamberler ismet sıfatına sahiptir.
Yani bilinçli günah işlemezler.
Dolayısıyla istiğfarın sebebi günah değildir.
2.Tecellînin Sonsuzluğu:
İbn Arabî bu hadis için şunu söyler:
Her yeni tecellî geldiğinde, önceki hâl bir eksiklik gibi görünür.
Bu yüzden: Peygamber her yeni marifet karşısında önceki halinden istiğfar eder.
Yani istiğfar: marifetin derinleşmesidir.
3.Makamdan Makama Geçiş
Tasavvufta bir prensip vardır:
“Hasenâtü’l-ebrâr seyyiâtü’l-mukarrabîn.”
Yani:
-sıradan insanlar için iyi olan bir şey,
-arifler için eksiklik sayılabilir.
Bu yüzden peygamber:
-sürekli yükselen bir şuur halinde olduğu için,
-önceki mertebeye istiğfar eder.
4.İnsanlığa Öğretme:
Bir başka yönü de pedagojiktir.
Peygamber:
-ümmete örnek olmak için,
-istiğfarı sürekli göstermiştir.
5.Tasavvufta Çok Güzel Bir Tanım Var:
Sufiler şöyle der:
Avam günahlarından tövbe eder.
Arifler gafletlerinden tövbe eder.
Peygamberin istiğfarı da:
gaflet ihtimaline karşı uyanıklıktır.
Çoğu kişi bu gece dünyanın peşindeyken, gelin biz Peygamberimize (s.a.v.) 1 milyon salavat getirelim.
Şimdi bir salavat getir, gönderiyi paylaş; Gören herkes katılsın. Günahlarla kirlenen bu geceyi, salavatlarla temizleyelim.
Kur’an’da peygamberlerin dualarına baktığımızda çoğunun “Şunu istiyorum, bunu istiyorum” demediğini görüyoruz. Hz. Eyüp sadece hâlini arz etti: “Bana gerçekten zarar dokundu.” Hz. Yakup isteğini sıralamadı, acısını söyledi: “Kederimi ve hüznümü yalnız Allah’a arz ederim.” Hz. Yunus karanlığın dibinde ne istediğini anlatmadı, kusurunu kabul etti: “Şüphesiz ben kendine yazık edenlerden oldum.” Çünkü onlar biliyordu ki Allah’a neye ihtiyacın olduğunu anlatmana gerek yok. O zaten biliyor. Asıl mesele, talep etmek değil teslim olmaktır. “Ben bilmiyorum, sen biliyorsun” demektir. Allah da bu hâli sever. Çünkü Allah’a arz etmekte benlik yoktur, şart koşmak yoktur, yönlendirmek yoktur. Sadece güven vardır. Dikkat ederseniz de Allah onların arzına talepten çok daha fazlasıyla karşılık verdi. Demek ki bazen istemek değil, hâlini Allah’a bırakmak duanın en güzel hâlidir.
@Rciaktn34 Biyopsi olmadan vücuda dapılanda var eşim öyleydi mide kanseri sonra ameliyat oldu heryere yayıldı kemo aldıkça kötü oldu kemoterapi savaşacak hücre organ bırakmıyor bu da bir gerçek kanserden değil ama kemonun vücudu bitirmesiyle vefat etti malesef organ yetmezliği ile😔