Özlemin en büyük kaynağı ölümdür. Bazen bir hissin ölümü, bazen bir kişinin, bazense bir anın...
Ama devamında tek bir duygu vardır. Öyle yoğundur ki bazen, özlemle ölüm arasındaki ince çizgiyi fark edemezsiniz. Özlerken öldüğünüzü düşünürken, ölümüne özlediğinizi anlarsınız.
Dokunduğun her yer kanıyor şimdi.
Bir kez daha dokunsan geçecek acısı,
Ama başlayacak kalp sızısı.
Git desem sana nafile,
Ancak kalman da bir işkence.
Ne gönlüm dinliyor özümü,
Ne aklım buluyor çözümü.
Yardım et Ya Rab, göreyim artık önümü.
İstenmediğin bir kalpte zorla kalmak, istenmediğin bir yerden çıkmamak için kapıyı kitlemek gibidir. İkisinde de gururunu ayaklar altına alır, olmaması gereken şeyler yaparsın. Günün sonunda ise hem kötü anılır, hem de kovulmuş olursun bir şekilde.
Bazı hayatlar yaşatmadan, bazı hayaller yaşanmadan son buluyor.
Bazı elemler derine, bazı kelamlar boğazına gömülüyor.
Bazı dostlar mutluluğuna, bazı tanıdıklar düşüşlerine seviniyor.
Bazı romanlar eksik, bazı sorular beyhude kalıyor.
Neye ya da niye bu çaba?
Herkesi ben sandın değil mi?
Seni baş üstünde tutacak,
Bir dediğini ikiletmeyecek,
Her şımarıklığını karşılayacak,
Gereksiz triplerini çekecek,
Kendisinden çok seni sevecek?
Yanıldığını görmek öyle keyif veriyor ki. Mesaj kutumda saklarım, "Kimse senin gibi değilmiş." cümleni.
Gözlerinde bir nehir, kalbinde bir sızı, dilinde bir acı, kulaklarında bir çınlama ve uykusuz geçen günler... Aşk mı, azdırap mı bilmem ama insanın sürüklendiği bir akıntı.
İçime ata ata yaptığım bir dert kumbarası var. Ne temizleyebiliyorum, ne çözebiliyorum. Biriktikçe birikiyor ve sonu gelmeyecekmiş gibi yoruyor. Yaşadığım en ufak mutluluk, bunca birikenin içinde kaybolup gidiyor.
Esen ılık bir rüzgarda, sallanan saçlarım ve gökyüzünün maviliği dikkatimi çekmişti. Yaşamaktan ne kadar soğutsalar da, hayatın bir o kadar basit şekilde seni mutlu ettiğini ve yaşanabilir olduğunu fark ettim. Uzun zamandır unuttuğum bir duyguydu.