Önce sokakta hayvan olmaz dediler. Çok istiyorsan evinde bak sloganına sarıldılar. Şimdi evimizdeki yoldaşımıza ne diyeceğimize karışıyorlar. Bir sonraki adım evde hayvan olmaz olacak. Gücünü 'ben nasıl olmalıyım' yerine 'öteki nasıl olmalı' sorusundan alan kötülük hâli.
Bakın ne anlatacağım, babaannem rahmetli olunca rahmetli dedem yalnız kalmasın diye, ben kedimi aldım dedeme taşındım.
Bazen dedem evde yalnız kalıyordu, eve geldiğimde, canım dedem, canın sıkıldı mı, diyordum.
Bulut’u (kedimi) kast ederek; “pisuğum, oğlum benle da, ne darlanacağum?” derdi.
Bulut’u severken de beni kast ederek, “anan seni yedurdu mi?” derdi.
Sokak hayvanlarına mama alayım diye para verirdi, yazlığa giderken evden yemek al, köpekler açtır, derdi.
90 yaşındaki rahmetli dedem de mi aile düşmanıydı, moderndi?
İnsanlara bi rahat verin, hayvanlara rahat verin, boğdunuz artık.
Bir insanın kedisi köpeği hayvanı için o benim yavrum, kızım, oğlum demesi, ben onun annesiyim - babasıyım demesi kişiyi “deli, anormal, psikolojik olarak rahatsız” yapmaz. Kişinin o canlıyla bir bağ, bir sevgi, şefkat, merhamet, bakım ilişkisi kurduğunu gösterir ve bu hitaplar bu ilişkinin sözlü ifadesidir.
İnsanlar zaten evlerine aldıkları, bakımını üstlendikleri canlılara böyle bir yakınlık duydukları için bunu yapıyorlar. Bu insanlar delüzyonda değil, bu hitapları bir başka canlıya bir bakım - sorumluluk ifadesi olarak söylüyorlar.
Biri ben köpek annesiyim deyince kendini köpek sanmıyor. Ya da biri sen benim çocuğum var deyince cevap olarak benim de köpeğim var deyince senin çocuğuna köpek demiş olmuyor. Benim de bir bağ - bakım verme ilişkisinde olduğum bir varlık var diyor. Bu senin çocuğunla ilişkini değersizleştirmiyor, çocukla köpeği bir hiyerarşiye koymuyor.
İnsanların çocuk yapacağı varsa yaparlar, köpekleri kedileri var diye çocuk yapmamazlık etmezler zaten. Yok ben zaten çocuk istemiyorum kedi köpekle mutluyum diyene de zorla hayır kedi köpekle olmaz diye çocuk yaptırmayın zaten?
Ben evdeki kedime köpeğime oğlum - kızım demesem, müdür desem ne yapacaksınız çalışma bakanlığından inceleme mi başlatacaksınız o müdür değil, müdürse nerde iş kontratı diye. İdrak seviyemizi 7 yaş üstüne çıkarmaya gayret edelim. İnsanları rahat bırakalım.
"Misafirliğe gelen 3 yaşında çocuk elindeki telefonu fırlattı ve televizyonumuz kırıldı.
Babası özür dilemek şöyle dursun bu kırdığı dördüncü telefon ikinci de televizyon diye pişkin pişkin güldü.
6 yaşındaki çocuk pazar tezgâhındaki dolmalık biberleri parmağıyla tek tek popit gibi deldi, pazarcı ardından ürünleri tek tek ayıklayıp kaldırmak zorunda kaldı ve annesi bir kere bile yapma demedi.
Evimize gelip tuvalete çocuğunun peşinden "özgüveni kırılır" diye gitmeyen anne sayesinde, çocuğun batırdığı banyoyu ben temizledim.
Elinde kıyır kıyır elmalı kurabiyeyle evin içinde dolaşan çocuk için "örtü sereyim de öyle yesin" dedim. Annesi "Oturup yemez ki" diyerek omuz silkti.
Komşu çocukları bahçe aydınlatmalarını kırıyor. Söyleyince, "Çocuğumdan daha kıymetli değil" karşılığını alıyorsun.
Sorun çocuklarda değil. Sorun, kitap okumayan, pedagojiden bihaber ama Instagram'da izlediği iki videoyla kendini "çocuk ruhundan anlayan ebeveyn" ilan eden yetişkinlerde.
Neymiş efendim, çocuk özgürmüş, keşfederken engellenmezmiş, hayır denmezmiş, yoksa özgüveni kırılırmış.
Peki hangi psikoloji, hangi din, hangi kültür, hangi örf bu vurdumduymazlığı meşrulaştırıyor?
Yeni bir akım ortaya çıkardılar: "sorunlu davranışları özgürlük sanan bir ebeveynlik"
Disipline "travma", sınır koymaya "baskı" adını verdiler bir de...
Çocuk merkezli olmak; her şeyi çocuğa bırakmak değil, onun iyiliği için sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, saygı duyarak var olabilmektir.
Ebeveynlik; sadece sevmek değil, yön gösterebilmek ve sorumluluk vermektir.
Çocuklarımızı özgürleştiriyoruz sanırken, aslında onları ölçüsüzlüğe teslim ediyoruz.
Topluma, hayata, başkasının varlığına karşı duyarsız bireyler yetiştiriyoruz.
Ama unutmayın, çocuklar her zaman öğrenir. Ya sorumluluğu ya sorumsuzluğu...
Ve çoğu zaman derslerini öğretmenlerinden değil, ebeveynlerinden alırlar.
O yüzden mesele çocuk değil. Mesele aynaya bakmayı reddeden yetişkinlik."
Şeyma Çekici
ABD dışişleri Bakanı John kerry
" Mutluluğumu ifade ederek söylüyorum; Sayın Erdoğan'ın, Davutoğlu'nun ve Gül'ün çocukları bizim okullarda okudular!"
Erdoğan: Batı'ya gönderdiğimiz öğrenciler zihinleri iğfal edilmiş halde ülkelerine döndüler
Erdoğan “Kendi evlatlarını Paris’e Londra’ya, Brüksel’e Washington’a gönderip en iyi eğitim kurumlarında okutup lüks ve şatafat içinde yaşattılar. Anadolu ve Trakya’nın pırlanta gibi çocuklarını göz göre göre fakirliğe, yokluğa, yoksulluğa, cahilliğe hatta ölüme ittiler.”
Ahmet Burak Erdoğan: Bilgi Üniversitesi-Londra’da ekonomi eğitimi aldı.
Sümeyye Erdoğan: Indiana Üniversitesi
Esra Erdoğan: Indiana Üniversitesi
Bilal Erdoğan: Indiana Üniversitesi-Harvard Üniversitesi
Kırklareli Valisi “Bizim bir liderimiz var, adı Recep Tayyip Erdoğan!” demiş.
Yani AKP Genel Başkanı onun lideriymiş!
Yazıklar olsun böyle valiye!
Anayasa diyor ki: Tarafsız olacaksın. Bir partiye değil, 85 milyona hizmet edeceksin!
Normal bir hukuk devletinde, İçişleri Bakanı anında soruşturma başlatırdı ama bu düzende yapmaz!
Çünkü tek adam rejiminde sadakat madalyası, liyakat belgesinden daha geçerli!
Üstelik kendi eliyle bir zamanlar bu valiye başarı belgesi vermiş.
Belgeli valiyi not ettik; gerçek liyakatin ve tarafsızlığın yeniden tesisinde bu not gerekecek!
💡Hakan Fidan: “Şu anda Türkiye, Irak ve İran’dan çok sayıda PKK üyesinin YPG ile birlikte çalıştığını görüyoruz. Onlar bize karşı savaşmak için oradalar.”
🤔Bir dakika, bunlar terör örgütünü feshedip silah bırakmamış mıydı?
🤔Neydi o çanakta yaktıkları şeyler?
Hiçbir vatandaşımız artık “Benim mülküme kimse giremez, evimin içine oturamaz, işyerimi işgal edemez” diye güvenmesin.
Çünkü bugün, tapusu Cumhuriyet Halk Partisi’ne ait olan, Genel Başkanımızın İstanbul’daki çalışma ofisi İçişleri Bakanlığı ve Valilik talimatıyla polis tarafından hukuksuzca işgal edilmiştir.
Mülkiyet hakkı, sadece CHP’nin değil, her bir vatandaşımızın hakkıdır. Eğer bir siyasi partinin genel başkanlık çalışma ofisine çökülüyorsa, yarın herhangi bir yurttaşın evine, işyerine de aynı keyfi şekilde el konulabilir!
Bu fiilî yol, hukukun, Anayasa’nın ve demokrasinin çiğnenmesidir.
Siyasi iktidar topluma açıklayamayacağı konu olduğu anda polisin arkasına sığınıyor. binlerce polisi yığıp, kendisi saklanıyor. polislik, sizin siyasi malzemeniz değildir
Yüreğiniz varsa aldığınız kararları topluma ve insanlara çıkar siz açıklarsınız. Aldığınız kararların arkasında duramayacağınız için polisi öne atıyorsunuz
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Zagrep'te Katolik Hırvatistan anıtına çelenk koyduğunda arkasını dönmedi.
Türkiye'nin kurucusu Atatürk'ün anıtına çelenk koyduktan sonra ise arkasını dönerek yerine geçti.
İsrail bağlantılı gemiler artık Türk limanlarına yanaşamayacakmış.
Askeri veya kritik yük taşımadıklarını yazılı olarak beyan edeceklermiş.
Nasıl yani? Önceden yanaşabiliyorlar mıydı?
Hani İsrail'le tüm ticari ilişkiler kesilmişti? ...