Episode 1 of ‘HOUSE OF THE DRAGON’ Season 3 will be 72 minutes long.
Featuring the Battle of the Gullet — one of the bloodiest naval battles in Westeros’ history.
House of the Dragon 3. sezon yayın takvimi
• 1. Bölüm - 22 Haziran
• 2. Bölüm - 29 Haziran
• 3. Bölüm - 6 Temmuz
• 4. Bölüm - 13 Temmuz
• 5. Bölüm - 20 Temmuz
• 6. Bölüm - 27 Temmuz
• 7. Bölüm - 3 Ağustos
• 8. Bölüm - 10 Ağustos
Katil, muhtemelen eşcinseldi.
• PurpleBixi'nin yayınında gözüken Steam ve Discord profili ile Steam oyun kütüphanesi bunu kısmen doğrular nitelikte, ne profillerine ne de oynadığı oyunlara "maskülen" demek çok zor.
Haberlerde yeri göğü inlettikleri PUBG ve CS:GO'yu toplam 6 saat oynamış mesela çünkü kendisi "shooter" yerine daha feminen oyun türleriyle ilgili, "visuel novel" gibi.
• Discord'da kendisini trans bir kadın olarak nitelendiriyor, yabancı arkadaşları da bunu doğruluyor.
Yönelim olarak biseksüel denebilecek cümleler kurmuş, "kadınlardan daha çok hoşlanıyorum ancak erkekler de sorun teşkil etmiyor" gibi.
• Bunu fark eden babası, ona silahlarla atış yapmak gibi maskülen gözüken aktiviteleri dikte ederek onu heteroseksüel birine dönüştürebileceğini sandı.
Oysa ki yaptığı tek şey, ailesi bile kendisini olduğu gibi kabul etmeyip değiştirmeye çalıştığı için psikolojisi mahvolmuş olmuş bir katil yetiştirmekti.
• Kendi beyanına göre şiddete ve tacize maruz kalıyordu (babasının boğazını sıkarak onu öldürmeye çalıştığını söylüyor), onun sebebi de muhtemelen tüm bu konuştuklarımızdı. Bu nefretin kaynağının "Ben apoletli adamın oğlu ibne dedirtmem!" zihniyetinden başka bir şey olması çok zor.
• Aklını ne seviye yitirdiğini, bir trans olmasına rağmen homofobik oluşundan anlayabiliyorsunuz. Yahudileri ve siyahileri insan olarak görmemesi, belirli başlı dinlere düşmanca tavırlar gütmesi; bunlar sağlıklı bir beyne sahip kimsenin taşıyacağı düşünceler değil.
Peki buradan ne anlamamız gerekiyor?
Bu olayı da LGBTQ'ya yıkmaya çalışacaklar.
Diziler, filmler, oyunlar, müslüman olmamak, eşcinsel olmak; kendileri hariç suçlayabilecekleri her unsuru tek tek zorluyorlar.
Gerçek şu ki, trans olmak kimseyi bir katil yapmaz ancak heteroseksüel olmadığı için ailesi dahil tüm toplum tarafından dışlanmak, zorbalanmak, soyutlanmak ve kabul edilmemek; insanın akıl ve ruh sağlığını ciddi anlamda etkiler, bu bir gerçek. Bunun olması elbette okul tarayan bir orospu çocuğu olmanızı meşrulaştırmaz ancak toplumun hiç bir ferdinin psikolojisini -sırf olduğu kişi için- alt üst etmeyerek buna meydan vermemek, en azından sivil vatandaşlar olarak bizim alabileceğimiz bir tedbir olabilir.
Heteroseksüel olmamak bir hastalık değildir, doğadaki hayvanlarda da görülen bir farklılıktır ancak homofobi çok ciddi bir hastalıktır. Bu etekli görüntünün medyaya servis edilmesini bile provakatif buluyorum ben açıkçası.
İnsanların özel hayatlarına ve oldukları kişiye saygı duyun, kimse sizin estetik zevkleriniz için hormon enjeksiyonlarıyla olmadığı birisine dönüşmek zorunda değil. Sizin dininize inanmayan, sizin dilinizi konuşmayan, sizin cinsel yöneliminizde olmayanlar da birer insan; bunları canavar olarak görüp "ya bana benzesin ya da ölsün" zihniyetini terk edin.
Kadınların, bilimsel olarak kanıtlanmış hormonal dalgalanmalarına rağmen duygu durumlarını regüle edebildiği, hatta hayatta kalma mücadelesi verdiği bir dünyada, "duygusal" diye iş hayatında kadınları yetersiz gören erkeklerin; tuttukları futbol takımının mağlubiyetiyle bile histeri krizine girerek kendisiyle birlikte etrafındakilerin günlerini mahvetmeleri en konforlu mağduriyetleridir.
Karisi içinden geçse bile ciddiye almamayı, küsmemeyi öğrenmiş bir adam hayatın şifresini çözmüştür. Kadın sinirlenir geçer. Üzerine alinmayacan hayatına devam edecen. (Ciddi konulardaki tartışmalardan bahsetmiyorum. Bazen kadınlar nedensiz yere, regl öncesinde filan gereksiz öfke patlamaları yaşar. Bu anları kastediyorum) Böyle durumlarda karşında beş yaşında kız çocuğu var ve sana kızıyor gibi bakacak, duymamazlıktan geleceksin. O da zaten arkasından pişman olur. Uzatmaya değecek bir mevzu değil. Erkek olgun olacak, ota boka kümeyecek. Gerçi hiç kusmeyecek. Erkek küsmez.
Sibel eğitimli, özgüvenli ve toplumsal olarak Kemal’le aynı sınıfta olan bir kadın.
Kemal için bu evlilik sosyal anlamda adeta laboratuvar ortamında tasarlanmışçasına kusursuz bir tercih. Fakat burada bir eksiklik var; heyecan, dopamin, imkansızlık yok.
Ayrıca Kemal’in Sibel ile ilişkisi eşitler arasındaken Füsun’la ilişkisinde güç dengesi Kemal’in lehine konumlanıyor. Bu onun Kemal’in hemen hemen her erkekte olduğu gibi ne kadar “eğitimli”, “modern” vs. olursa olsun hiçbir zaman tam olarak erkeklik krizini ve tahakküm dürtüsünü bastıramadığını gösteriyor. Ayrıca sınıfsal bir üstünlük fantezisi yaşıyor Füsun’la.
Sibel bazen Kemal’den daha güçlü, zeki, eğitimli, duygusal anlamda olgun. Bu yüzden Sibel’le yaşadığı gerçek bir ilişkiyken Füsun’la yaşadığı bir fantezi; Füsun, Kemal’in dünyasında bir imge, bir özne değil. Kemal Füsun’u dinlemiyor, anlamıyor, onun iç dünyasını merak etmiyor. Bu yüzden roman bir müze metaforu üzerine kurulu. Kemal, yaşayan bir kadını değil, zamana sabitlenmiş bir anı seviyor.
Kemal aslında gerçek bir ilişkiyi kaldıramıyor. Çünkü gerçek ilişkide karşındaki bir imge değil bir insan ve öznedir; sorumluluk, günlük yaşam vardır, hayal değil gerçekler vardır. Aynı ilişki formunu Sibel’le değil de Füsun’la yaşasaydı bu sefer yine ona yetmeyecekti. Çünkü Kemal sorumluluk almak isteyen değil kendi duygularını seyretmeyi, fanteziler yaşamayı isteyen biri.
Çocuklar size istediğiniz barbie evini almak için 5 haftasonu ekstra çalışmam lazım en az. Buna değersiniz de kapitalizmin oyununa gelmeyi kendime yediremiyorum