Kimse bize “padişah iyi ama çevresi kötü” hikayesi anlatmasın artık.
Fatma Betül Sayan Kaya AKP’nin çürük elması değil bizatihi kendisi, bu iktidarın temsil ettiği şeylerin vücut bulmuş halidir!
🔴 'Ölü Deniz' isimli stand up gösterisiyle milyonların beğenisini kazandıktan sonra anlamsız gerekçelerle tutuklanan Deniz Göktaş bugün hakim karşısına çıkıyor.
Kızım Sorbonne Hukuk öğrencisi, son üç gündür okulları Liseliler tarafından bloke edildi ve dersler yapılamıyor ancak akademisyenlerin öğrencilere attığı mailler harika;
-Eğitim hakkınız çok kıymetli ancak bu hakka kavuşmak için Grev hakkınız öncelikli; İsyana devam yoklama alınmayacak
- zoomdan ders yapmayacağım bu İsyanı engellemek olur, kitabımı alın okuyun
Akademisyen dediğin de bu değil midir; İktidarla değil, Gelecekle dayanışma içinde olur!
#İsyanAteşiBulaşıcı #GençlerBuİşiBiliyor #BuradayızBekliyoruz
-Mektuplar-
Lenin’in aydınlar (entelejansiya) hakkındaki en ünlü ve sert ifadelerinden biri, 15 Eylül 1919 tarihinde yazar Maksim Gorki’ye Petrograd’dan yazdığı mektupta yer alır.
Lenin’den Gorki’ye:
"Halkın gücünü, burjuva aydınlarının 'hissiyatı' ile karıştırmak yanlıştır. Burjuva aydınlarını halkın 'beyni' sanmak hatadır; onlar beyin değil, boktur.
Bilimsel güçlere ('fizikçilere' vesaireye) tıpkı tıpçıların bilimsel güçlerine yardımcı olduğumuz gibi yardımcı olmak istiyoruz ve oluyoruz. Bu bizim borcumuzdur. Bu, 'aydınları' teslim almamızı gerektiren temiz bir iştir. Ama hayır, Bay 'kapitalizme yakın aydınlar' kendilerini kültürün beyni sanıyorlar. Oysa onlar kültürün beyni değil, bokudurlar.
Kendilerini 'bağımsız' sanan, oysa kapitalistlerin kölesi olan bu entelektüellerin hümanistliğine ve yufka yürekliliğine zerre kadar saygı duymuyoruz."
Babannemin bir lafı vardı..."Boşun uğraşmayın evladım" derdi..."Bütün dünya sosyalist olur, sonra biz de ele güne ayıp olmasın diye olursak olururuz. O da belki..." Bugünlerde rahmet istiyor sanki...
2026 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Anne Carson’ın Nobel Komitesi’yle yaptığı telefon görüşmesi:
“Reykjavik’teki evimde çay içip London Review of Books okuyordum. Yerleri süpürmeye kalktığımda telefonlar çalmaya başladı. Hepsini kapattım. Eşim zorla geri arattı. Eşim “Aç şu telefonu artık. Belki de Nobel’dir” dedi.”
Şu anda nasıl hissediyorsunuz?
— Sadece kraker yiyip çay içiyorum. Pek dramatik bir durum yok.
Nobel’i bekliyor muydunuz?
— Tanrı aşkına, tabii ki beklemiyordum. Bence hepiniz çıldırmışsınız.
Nobel sizin için ne anlama geliyor?
— Hiç düşünmedim. Sadece parayı nasıl bağışlayacağımızı düşünüyoruz. Evi olmayan bir arkadaşımız var. Bir de Sınır Tanımayan Doktorlar’a bağış yapıyoruz.
Nasıl kutlayacaksınız?
— Telefonlara cevap vermek zorunda kalmamak için ormanda yürüyüşe çıkacağız. Sonra sessizliği dinleyeceğiz.
Yazarlığınızı nasıl tanımlarsınız?
— İstemsizce. Hep başka bir şey yapmaya çalışırken oluyor.
Kitaplarınızı okumaya nereden başlamalı?
— Herhangi bir yerden. Ben hep ortadan başlayın derim.
Yeni bir kitaba nasıl başlarsınız?
— Ortadan. Tek kuralım bu.
İlham kaynağınız?
— Homeros.
Antik hikâyelerin bugün hâlâ geçerli olmasının nedeni ne?
— Geçerli değiller. Onların bizim için geçerli olmasıyla ilgilenmiyorum. Bizim onlara layık olmamızla ilgileniyorum.
Sıkılmaktan kaçınmak neden önemli?
— Kim sıkılmayı sever ki? Uyumak mı, Homeros okumak mı? Günün geri kalanında ne yapacağıma böyle karar veriyorum. Hayat sıkıcı.
Genç yazarlara tavsiyeniz?
— Ortadan başlayın.
Magnifique Texte de Marguerite Yourcenar (Les Yeux Ouverts, 1980) 🤩
"Je condamne l’ignorance qui règne en ce moment dans les démocraties aussi bien que dans les régimes totalitaires. Cette ignorance est si forte, souvent si totale, qu’on la dirait voulue par le système, sinon par le régime. J’ai souvent réfléchi à ce que pourrait être l’éducation de l’enfant.
Je pense qu’il faudrait des études de base, très simples, où l’enfant apprendrait qu’il existe au sein de l’univers, sur une planète dont il devra plus tard ménager les ressources, qu’il dépend de l’air, de l’eau, de tous les êtres vivants, et que la moindre erreur ou la moindre violence risque de tout détruire.
Il apprendrait que les hommes se sont entretués dans des guerres qui n’ont jamais fait que produire d’autres guerres, et que chaque pays arrange son histoire, mensongèrement, de façon à flatter son orgueil.
On lui apprendrait assez du passé pour qu’il se sente relié aux hommes qui l’ont précédé, pour qu’il les admire là où ils méritent de l’être, sans s’en faire des idoles, non plus que du présent ou d’un hypothétique avenir.
On essaierait de le familiariser à la fois avec les livres et les choses ; il saurait le nom des plantes, il connaîtrait les animaux sans se livrer aux hideuses vivisections imposées aux enfants et aux très jeunes adolescents sous prétexte de biologie.
; il apprendrait à donner les premiers soins aux blessés ; son éducation sexuelle comprendrait la présence à un accouchement, son éducation mentale la vue des grands malades et des morts.
On lui donnerait aussi les simples notions de morale sans laquelle la vie en société est impossible, instruction que les écoles élémentaires et moyennes n’osent plus donner dans ce pays.
En matière de religion, on ne lui imposerait aucune pratique ou aucun dogme, mais on lui dirait quelque chose de toutes les grandes religions du monde, et surtout de celle du pays où il se trouve, pour éveiller en lui le respect et détruire d’avance certains odieux préjugés.
On lui apprendrait à aimer le travail quand le travail est utile, et à ne pas se laisser prendre à l’imposture publicitaire, en commençant par celle qui lui vante des friandises plus ou moins frelatées, en lui préparant des caries et des diabètes futurs.
Il y a certainement un moyen de parler aux enfants de choses véritablement importantes plus tôt qu’on ne le fait."
Gülistan Kılıç Koçyiğit: 24 yıldır ülkeyi siz yönetiyorsunuz; Bakanı, SPK’yi, denetimden sorumlu mekanizmaları siz atıyorsunuz. Ortada 500 bin mağdur var.
Hakikatin ortaya çıkması için Meclis Araştırma Komisyonu’nu kuracak mısınız? İçinizdeki sorumluları toplumun ve hukukun önüne koyacak mısınız? Yurttaşın parasını geri verecek misiniz, vermeyecek misiniz?
Apocuların yanında bu "dayı" nesnellik abidesi... En azından AKP'yi eleştirebiliyor. Hatalarının farkında olduğunu belirtiyor. Hatalarını düzelteceğinden ümitli olmadığını söylüyor. Ama sonunda fabrika ayarlarına dönüyor. Bunun nedenleri ayrı.
Apocuların en ordinaryüs profesöründen bile liderlerine, yöneticilerine, partilerine eser miktarda dahi eleştiri duyamazsınız. Total savunma ve yüceltme ve eleştireni tekfir etme, linçleme halindedirler. Dünya yüzünde benzeri olmayan bir tarikattır kendileri...
Bu kadın çok enteresan bir yazardır!
Kadına feminist ikon diyorlar, kabul etmiyor, ki bence de değil ..!
Kraliyet unvanı veriyorlar, istemiyor, almıyor !
Kendi yayınevine başka isimle roman gönderiyor, reddediliyor…! (bu muazzam bir olaydır)
87 yaşında alışverişten dönerken Nobel kazandığını öğreniyor, onu da pek umursamıyor.
Yetmiyor, Nobel konuşmasının adını Nobel’i Kazanamamak Üzerine koyuyor ve ödül törenine de gitmiyor başkasını gönderiyor :)
Doris Lessing hayatı boyunca kimseyi memnun etmeye çalışmamış bir kadındır..
Bayılıyorum!
@musagnd2022 Etkileyici.
Ölüm, yaşam kadar güçlü bir olgu ve sen sevgili arkadaşım öylesine derin, kapsayıcı ele almışsın ki bir kez daha düşünmeye, bir kez daha kendimi bu dünyaya sığdırmaya çalışırken gördüm. Tebrikler🙏
DİLEK BEKTAŞOĞLU – Saf Canavar üzerine: Yitirilen dünya, keşfedilen evren
“Romanın temel meselesi insanın dünyadaki yerini yeniden tarif etmek değil, insanı evrenin ilişkisel ağıyla yeniden ilişkilendirmek ve onu oluşa teslim etmektir. Hatta anlatının kendisi de bu döngüsel oluşa teslim edilmiştir.”
https://t.co/zS1x4FdeKb @kitapkritik24 aracılığıyla
Bu saldırı, halkın seçme ve seçilme hakkına yöneliktir. Benzerleri daha önce de Kürt seçmene yönelik defalarca uygulandı.Sivil siyaset saldırı altında. Hukuk bir ‘araç’ olarak kullanılıyor. Susarsak sesimiz tamamen kesilir. Bugün 18.30 da Şişhane de bekleriz 👇🏿