@fenernesto Forvete gönderse de içeriye hiç orta denemediler. Stoperleri meşgul etmesi için gönderdi muhtemelen, o boğuşurken half spacelere ekstra koşularla tehlike yaratmaya çalıştı başta tuttu da. Atletico önlemini aldı, son 10 dakika iyice kenarlara yönlendirdi orta yaptırmadı
@ciftmezzala@fenernesto Kesinlikle. Berat hocama da hak veriyorum ancak duygusal tarafı bir tarafa bırakırsak son iki sezondur performans olarak kimse konuşmasa da bence Fenerbahçe’nin en sıkıntılı bölgesiydi. Bu sezon itibariyle defoları tavan yaptı. Ayrılması iki taraf içinde doğru olacak
OYUN BOZULDU, SİSTEM PATLADI
Araştırmalara, verilere falan bakmaya gerek yok; sokağa inip iki dakika etrafı izleyen zaten mevzuyu çözüyor.
Her 10 gençten 7’si hala ailesiyle yaşıyor, maaşlı çalışan bile babasından harçlık ister hale gelmiş.
Genç adam oturup bir hesap yapıyor.
"Abi" diyor, "Sabahın köründe kalkıp, günde 10 saat, günlük 700-800 liraya başkasının kahrını çekeceğim.
Ay sonunda elime geçen parayla ne ev alabilirim, ne altına bir araba çekebilirim, ne de hayalimdeki o kadının karşısına dikilip bir gelecek sunabilirim."
Haklı.
Eskiden "çalışırsan olur" denirdi.
Artık o denklem çalışmıyor.
Köle gibi çalışsan da günün sonunda elinde kalan tek şey yorgunluk ve stres.
Havuç sopanın ucundan alındı. Ödül yoksa, kimse oynamak istemez.
"Millette Para Yoksa Kafeler Neden Dolu?"
Dayıların, teyzelerin anlamadığı, anlayamadığı yer burası.
O kafeler zenginlikten değil, umutsuzluktan dolu.
İnsanlar artık paralarını "bir şeye sahip olmak" için biriktirmiyor, çünkü biriktirse de bir şeye sahip olamayacağını biliyor.
Ev fiyatı olmuş 100 birim, senin birikimin 1 birim.
Gençler de diyor ki; "Bari bugünümü kurtarayım, şu kahvemi içeyim, şu yemeğimi yiyeyim de dopamin alayım."
Bu bir keyif değil, bu bir narkoz. Acıyı hissetmemek için anlık yaşıyorlar.
Küreselcilerin o meşhur lafı vardı ya; "Hiçbir şeye sahip olmayacaksınız ve mutlu olacaksınız."
İlk kısmı tutturdular, kimsenin bir dikili ağacı yok.
Ama ikinci kısım patladı; kimse mutlu değil. Herkesin içi barut fıçısı gibi.
ŞİMDİ GELELİM SANA...
Bu çarpık düzene, bu kölelik şartlarına başkaldırıp "Ben başkasına 20 bin liraya amelelik yapmam" demene sonuna kadar saygı duyuyorum.
Sistem tıkandıysa, dişlilerin arasında ezilmek zorunda değilsin.
FAKAT...
"Sisteme çalışmıyorum" diyip, kendine de çalışmıyorsan, işte orada sana saygı duymuyorum.
Başkasına çalışmamanın bahanesi, evde yatıp bütün gün Reels kaydırmak olamaz.
Eğer bir patronun yoksa, patron sensin.
Ve sen, kendine karşı en acımasız patron olmak zorundasın.
Bu devirde diplomaya, etikete değil; "Ben bu işi çözerim" diyecek yeteneğe ihtiyaç var.
Şimdi hemen; "Abi ülkenin kayırcılığından ötürü torpil gerekli, dayın yoksa iş yok" diyen kardeşlerim çıkacaktır.
HAYIR.
Hayatta her zaman, her sektörde ve her yerde aranan nadir insanlar vardır:
İş bitirici.
İşini hakkıyla yapan, liderlik özelliklerine sahip, kriz anında soğukkanlı kalan, bahane değil çözüm üreten pratik insanlar...
Hangi tarihte, hangi rejimde olursak olalım bu özellikler asla göz ardı edilemez.
Sistem ne kadar yozlaşırsa yozlaşsın, işlerin yürümesi için bu adamlara muhtaçtırlar.
Böyle bir adam, cehennemde su satar gene yolunu bulur.
Sen o adam mısın? Yoksa torpil bahanesinin arkasına sığınan korkak mısın?
Elinin altında İNTERNET diye bir nükleer güç var.
Bu aleti sadece karı kız kovalamak veya komik video izlemek için kullanıyorsan, sen de o "sahip olamayanlar" kervanına katılırsın.
Şartlar zor, oyunun kuralları bozuk, kabul ediyorum.
Ama durum böyle diye köşene çekilip kaderine razı mı geleceksin?
Yoksa bu kaosun içinde bir fırsat yaratıp kendi yolunu mu çizeceksin?
Durumu kabullenme. Sızlanma.
Bir yetenek edin, bir beceri geliştir ve bu bozuk düzenin içinde kendine bir hayat kur.
Hayatın bir anlamı yok.
Anlamı sen yarat.
Sorularına cevap arama.
Sorularının cevabını sen yarat.
Şimdi size bu anti-Kemalistlerin "yokmuş" gibi davrandığı trajik bir hadiseyi anlatayım da kim kilise meraklısı, kim papaz müptelası onu anlayalım.
Sene 1924... Lozan yürürlüğe girmiş, Mübadele Anlaşması kapsamında karma komisyon, sınır dışı edilecek Rumları tespit ediyor... Hakkında sınır dışı kararı alınanlardan biri de İstanbul'daki Derkoi Metropoliti Konstantin Arapoglou...
Patrik 7. Gregorios, 17 Kasım 1924'te vefat edince, oldu bittiye getirip yerine kim seçiliyor dersiniz? Hakkında sınır dışı kararı bulunan Konstantin Arapoglou...
Tabi Kemalist Türkiye'nin bu konularda şakası veya tavizi olmaz. Ankara ayağa kalkıyor. Bizim gericilerin dinsiz, imansız diye hakaret ettiği Kemalist mebuslar ateş püskürüyor. Haliyle hükümet Patrikhane'nin seçimini tanımıyor.
Ankara'nın kararı üzerine Yunanistan Avrupa kamuoyunu ayağa kaldırıyor. Tarihe dikkat. Aralık 1924... Altı ay önce Nasturiler ayaklanmış, beş ay önce İngilizlerle Musul nedeniyle çatışma yaşanmış, dört ay önce Bitlis'te Kürt İstiklal Komitesi deşifre edilmiş, iki ay önce Şeyh Sait gizliden gizliye isyan hazırlığına başlamış, Seyyit Abdülkadir İstanbul'da İngilizlerden destek arayışında, Vahdettin yanlısı Tarikatı Salahiye örgütü Anadolu'da Ankara karşıtı faaliyete çoktan geçmiş...
Dikkatinizi çekerim o tarihte İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar henüz Ankara'yı başkent olarak bile tanımıyor. Popüler tabirle "meşruiyet" kazandırmak istemiyorlar. Yani Yunanistan'ın patrik seçimi nedeniyle Avrupa'yı ayağa kaldırması boşuna değil. Rejimi yıkmak için fırsat kollanıyor.
Hani bizim gericilere göre Kemalist Türkiye'yi İngilizler kurmuş ya(!) Daha 1924'te yıkmak için nasıl da dört koldan çaba harcıyorlar. Ama bizim Kemalistler bu ortamda bile hakkında sınır dışı kararı verilmiş metropoliti patrik olarak tanımak istemiyor. Ulusal bağımsızlık konusunda o kadar saplantılı derecede takıklar.
Neyse, 28 Ocak 1925'te Arapoglou hakkında resmen sınır dışı kararı veriliyor. Koskoca Patrik'i postalayacaklar. Atina iyice deliriyor. Türkiye'yle savaşın eşiğine geliyorlar.
Atatürk o sırada Adana'da... Savaş riskini görür görmez trenle Ankara'ya yola çıkıyor. Vagonda haritalar serilmiş, harp oyunu oynanıyor. O sıra Celal Bayar şarap getirilmesini istiyor. Ve Atatürk'ten hayatında ilk kez zılgıt yiyor. Hatıratında anlatmış. "Zevk-u sefa bitmiştir. Şimdi işin içindeyiz Ne şarap ne başka bir içki, içemezsiniz" diye gürlemiş. Konya'ya kadar incelenmiş haritalar. Neticede "Çekerim Yunan’ı Çatalca’ya kadar. Orada kuşatır, işini bitiririm" demiş Gazi'miz... Geri adım yok. Binbir tehlikenin içinde patrik için taviz maviz yok.
Sonuç olarak Kemalistler papaz için taviz vermemiş. Şutlamışlar gitmiş. Bir ay sonra da Şeyh Said isyanı patlak verdi.
İşte bizim gericiler Şeyh Sait'in haksız yere idam edildiğini utanmadan türkü gibi çığırır ama o hengamede savaşı göze alıp patriği şutladıklarını fısıldamazlar bile.
Kemalistler cami yerine kilise edermiş :) Güleyim bari.
Edebiyatını yaptığınız Ayasofya'da kıldığınız her namazı Kemalistlere borçlusunuz. Bu sizin kaderiniz koçlar.
Ha, bu arada... Arapoglou'nun kemikleri var ya... Yıllar sonra Türkiye'ye getirildi. Hangi hükümet getirdi, onu da gericiler bir zahmet baksın, öğrensin. Ama oturarak... Düşüp bayılmasınlar.
Böyle paylaşımları önünüze düşürüp midenizi bozmak istemezdim ama bu hurafeleri çürütmek zorundayız.
Öncelikle, çalışmadaki manipülasyon çabasını takdir ettim. Klasik hurafecilik metodu terk edilmiş, kitaplardan bir iki bilgi okunup kullanılmış. Ama tabi çok bariz çuvallamalar var.
Mesela Şapka Kanunu 25 Kasım'da çıktı diyor. Doğru. Sonra da halk ayaklandı diyor... Yani önce kanun çıkmış sonra halk ayaklanmış oluyor.
Anlatıyor hanımefendi, Erzurum'da isyan çıktı diye... Ama tarihini söylemiyor. Ben söyleyeyim, 24 Kasım... Kanun çıkmadan bir gün önce.
İsyan, kanun yüzünden isyan çıkıyorsa nasıl kanundan bir gün önce gerçekleşiyor? 1925'te Ankara'da deprem olsa, Erzurum'dan haber almak iki gün sürer. İsyanın tertibi, hazırlığı derken en az bir iki hafta lazım. O halde Erzurum'daki isyan nasıl kanundan bir gün önce çıkıyor? Çok basit. Rejimi yıkmak için zaten isyan tertibi vardı. Şapka bahane...
Erzurum isyanını anlatırken polis ateş açtı, 27 kişi tutuklandı diyor. Ama bir şeyi söylemiyor. 3 bin kişilik asi grubu bir jandarmayı ağır yaraladı. Hükümet konağını basmaya çalıştı.
Sormak lazım, bugün üç bin kişi İstanbul valiliğini basmaya gidip bir askeri ağır yaralasa ne olur?
Erzurum'dan sonra Rize'ye geçiyor. Ama isyan tarihini yine söylemiyor. Ben söyleyeyim. 25 Kasım... Yani kanunun çıktığı gün isyan çıkmış. Kanunun çıktığından haberdar olmaları imkansız. Bu isyanın ön hazırlığını da hesaba katarsak, yine kanundan önce.
Peki isyan nasıl oldu? Asiler Güneysu'da toplandı. Halkı bir bahane ile toplayıp galeyana getirdiler. Jandarma karakolu bastılar. Altı askeri esir aldılar. Hapishaneyi boşaltmaya kalktılar. Rize valiliğini basmaya yeltendiler. Halkı "Ankara'da ihtilal oldu, İsmet öldü, Gazi üç yerinden yaralı" diyerek isyana tahrik ettiler.
Bugün muhalifler bunları yapsa neticesi ne olur? Pamuk şeker mi ikram ederler? Geçelim.
Maraş'taki isyandan bahsediyor. Yine tarihi verilmemiş. Tahmin ediyorsunuz değil mi? Evet, 26 Kasım... Kanundan bir gün sonra... Ne ara haber aldılar, ne ara örgütlendiler de bir gün içinde isyan çıkardılar? Cevabı basit. Kanun bahane. Zaten isyan edeceklerdi çünkü konu şapka değil, "din elden gidiyor" tahriklerinin neticesi...
Hanımefendi diyor ki Maraş asileri aslında asi değilmiş, şapkaları terziye vermişler. Molla İbrahim bu nedenle idam edilmiş. Peki gerçek nedir? Molla İbrahim hapishaneyi boşaltma girişiminde bulundu, yakalandı, idam edildi. Ne olacaktı? Önder deyip ayağına adam mı göndereceklerdi? Komik olmayalım.
Sonrasında Giresun'dan bahsediyor. Yine isyan tarihini vermiyor. Farkındasınız değil mi, kurguladığı manipülasyon sırıtmasın diye isyan tarihlerini vermeyerek "Kanun yüzünden isyan çıktı" teorisini korumaya çalışıyor.
Orada isyan biraz geç çıktı çünkü ele başları İstanbul, Merzifon ve Samsun'da faaliyetteydi. Giresun'a gelmeleri zaman aldı. Zaten mahkeme bu ön ziyaretleri fark edince isyanın tertibini az çok çözdü.
İsyanın ele başlarından Abdullah, rüyasında Allah'ın kendisine yol gösterdiğini, evliyaların kendisiyle birlikte olduğunu söyleyerek halkı kışkırtmak istedi. İhbar etmişler. Yargılandı ve idam edildi.
Hanımefendi videonun sonunda diyor ki, işte şapkaya direndiler ve idam edildiler.
Ben arka planı ve isyan tarihlerini anlattım. Bazı örnek olaylardan bahsettim. Bunların şapkayla ilgisi var mı? Yok. Kanunla ilgisi var mı? Yok.
Bunlar rejimi kafir görüp devirmek için silahlanmışlar ve halkı da arkalarına almak istemişler. Ama bunların torunları dedelerinden utanıyor olmalı ki dedelerinin eylemlerini yok sayıp "şapka takmadılar asıldılar" seviyesine düşürüyor.