Bir yanda yaz sıcağı,
diğer yanda soykırımın acı yüzü…
Gazze’de çocuklar serinlemek için havuza değil, bombalarla yıkılan evlerin enkazından havuz yaparak serinliyor.
Dünyanın vicdanı bu manzaraya ne kadar daha sessiz kalacak?
#Gazze
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi,
TBMM’den bakanlığa yürüyerek gitti, kırmızı ışıkta vatandaşlarla birlikte bekledi, yol boyunca vatandaşlarla sohbet edip fotoğraf çektirdi.
Antalya'nın Kaş ilçesinde markette alışveriş yapan iki kadına kıyafetleri üzerinden sözlü müdahalede bulunan ve "Hangi tarikatsınız?" diye soran şahıs, yapılan incelemenin ardından gözaltına alındı.
AK Parti için mücadele kavramı hiçbir zaman koltuk kapmak, kişisel ikbal kazanmak, iktidara gelerek birilerine imtiyaz dağıtmak anlamı taşımadı.
İktidara gelmeyi tek başına bir hedef olarak değil, ülkeye hizmet etmek, milletin dertlerine derman olmak için fırsat olarak gördük.
Sıkıntıların varsa bir kenara bırak.
Bir dakika boyunca sadece şu görüntüye bak.
Yakından bak.
Ellerdeki tencerelere bak.
Boş kaplara bak.
Kalabalığa bak.
İnsanların yüzlerine bak.
Sonra dön ve kendi hayatını düşün.
Canını sıkan şeyleri düşün.
Ertelenen planlarını düşün.
Kırıldığın insanları düşün.
Sonra tekrar bu görüntüye bak.
Çünkü burada insanlar hayallerinin peşinde koşmuyor.
Burada insanlar yarınlarının hesabını yapmıyor.
Burada insanlar sadece bugün hayatta kalmaya çalışıyor.
Bir lokma.
Bir tas yemek.
Bir gün daha yaşayabilmek için...
Bazılarımız nimetlerin içinde eksiklerini sayıyor.
Bazıları ise yokluğun içinde bir lokma nimete ulaşmaya çalışıyor.
İşte dünya bazen bu kadar ağır.
Bir tarafta sofraya ne koyacağını düşünenler...
Bir tarafta sofraya koyacak bir şey bulamayanlar...
Ve insan bazen hiçbir şey söyleyemiyor.
Sadece susuyor.
Çünkü bazı görüntüler konuşularak değil, vicdanla izleniyor.
Hasbinallah ve nimel vekil
Hasbinallah ve nimel vekil
Hasbinallah ve nimel vekil
@RTErdogan 'ın son seçimi kazandığını sanıyorsunuz.
Yanılıyorsunuz.
Erdoğan son seçimini çok önce kazandı.
Bugün gördüğünüz şey seçim değil.
Devir teslim süreci.
Asıl hazırlık yeni anayasa için yapılıyor.
Çünkü mevcut sistem görevini tamamladı.
Fakat Türkiye henüz bunun farkında değil.
Çünkü kimse büyük resmi görmüyor.
Herkes seçimi konuşuyor.
Ben seçimden sonrasını anlatıyorum.
Önce seçim olacak.
Sonra anayasa.
Sonra sistem.
Türkiye bugünkü Türkiye olarak devam etmeyecek.
Çünkü mevcut yapı önümüzdeki dönemi taşımıyor.
Yeni hedefler için yeni model gerekiyor.
Bu yüzden anayasa değişecek.
Sadece maddeler değil.
Devletin çalışma mantığı değişecek.
İnsanlar yıllarca bazı kavramlara güldü.
Şimdi aynı kavramlar masaya geliyor.
Eyalet sistemi.
Bölgesel yönetimler.
Yeni merkez.
Yeni denge.
Bugün imkânsız görünen şeyler yarın sıradan kabul edilecek.
Çünkü süreç başladığında geri dönüş olmayacak.
Daha ilginç olanı ise siyaset.
İnsanlar kavga bekliyor.
Ben birleşme olacak demiştim.
Seçime tek yapı çıkacak.
Ve beklenmeyen bir çoğunluk alacak. ( %71,48 )
O andan sonra tartışma seçim olmaktan çıkacak.
Sistem tartışmasına dönüşecek.
Bu güçle;
AK Parti.
MHP.
CHP.
DEM.
Ve birde ASKER...
Devletin doğrudan temsilcileri.
Aynı sistem içinde.
Aynı hedefte.
Aynı geçiş sürecinde.
Çünkü yeni dönemin meselesi parti olmayacak.
Devlet olacak.
İnsanlar hâlâ isimlere takılıyor.
Oysa tarih isimleri değil.
Geçişleri yazar.
Ve bazı dönemlerde insanlar yönetim değiştirir.
Bazı dönemlerde ise yönetim modeli değişir.
İşte asıl kırılma burada.
Herkes bugüne bakıyor.
Ben kurulmakta olan yapıya anlatıyorum.
Kapılar açıldı.
Odalar değişiyor.
Koridorlar değişiyor.
Harita aynı kalacak.
Ama devlet aynı devlet olmayacak.
Çünkü eyalet sistemi sadece bir yönetim modeli değil.
Yeni dönemin omurgası olacak.
İnsanlar eyalet deyince bölünme anlayacak.
Oysa anlatılan şey merkezin zayıflaması değil.
Merkezin yeniden tanımlanması.
Yetki dağılacak.
Ama güç toplanacak.
İşte kimsenin görmediği çelişki bu.
Bugün imkânsız görünen yarın sıradan olacak.
Bugün reddedilen yarın savunulacak.
Çünkü süreç başladığında geri dönüş olmayacak.
Ve o gün geldiğinde insanlar başka bir gerçeği daha görecek.
Asıl hazırlık seçim için yapılmıyormuş.
Seçimden sonrası için yapılıyormuş.
Çünkü bazı isimler dönem yönetir.
Bazı isimler sistem kurar.
Benim ANLATTIĞIM tabloda yeni sistemin ilk başkanı olarak tarihe geçecek isim belli.
Hakan Fidan.
Bugün birçok kişi bunu ihtimal olarak bile görmüyor.
Yarın aynı insanlar bunun nasıl gerçekleştiğini tartışacak.
Çünkü tarih bazen seçim gecelerinde yazılmaz.
Yıllar önce kurulan masalarda yazılır.
Ve o masalar çoktan kuruldu.
Yüzyıllar boyunca krallar değişti.
Sultanlar değişti.
Paşalar değişti.
Başkentler değişti.
Bayraklar değişti.
Ama bazı şeyler hiç değişmedi.
Toprak aynı toprak.
Nehir aynı nehir.
Dağ aynı dağ.
Ve bu coğrafya her çağda başka bir isimle yeniden ayağa kalktı.
1071 öncesi başka bir nesil vardı.
1453 de başka bir nesil.
1699'da başka bir nesil.
1808'de başka bir nesil.
1908'de başka bir nesil.
1923'te başka bir nesil.
1950'de başka bir nesil.
1980'de başka bir nesil.
2002'de başka bir nesil.
Şimdi ise...
Yeni bir nesil hazırlanıyor.
Çoğu insan bunun farkında değil.
Çünkü tarih yazılırken kimse tarih yazıldığını anlamaz.
1453'te yaşayanlar sadece bir şehrin fethedildiğini sanıyordu.
1908'de yaşayanlar sadece bir yönetimin değiştiğini sanıyordu.
1923'te yaşayanlar sadece yeni bir devlet kurulduğunu sanıyordu.
Asıl hikâye yıllar sonra ortaya çıktı.
Bugün de aynı noktadayız.
Herkes seçimi konuşuyor.
Ben seçimden sonrasını konuşuyorum.
Herkes adayları konuşuyor.
Ben sistemi konuşuyorum.
Çünkü önümde duran tablo bir seçim tablosu değil.
Bir geçiş tablosu.
Bir hazırlık tablosu.
Bir sonraki yüzyılın taslağı.
İnsanlar bugünün kavgasını izliyor.
Devlet yarının haritasını çiziyor.
Ve tarihte her büyük değişimden önce aynı sessizlik olur.
Kimse anlam veremez.
Kimse parçaları birleştiremez.
Kimse yaklaşanı göremez.
Sonra bir gün herkes aynı cümleyi kurar.
Meğer her şey gözümüzün önündeymiş.
Ama iş işten geçmiş olur.
Çünkü tarih geldiğinde kapıyı çalmaz.
İçeri girer.
Ve oturur.