Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığı son 20 yılda %90’lardan %70’lere geldi. Bu da petrol fiyatının 75 dolar olduğu bir dünyada cari açıkta kabaca 12 milyar dolar kalıcı iyileşme anlamına geliyor. Enerjide dışa bağımlılığın azaltılması stratejik önceliğimiz olmaya devam etmeli.
KKM’nin hangi şartlar altında çıktığını anımsıyor muyuz?
Faize öcü muamelesi yapılan, düşük faizin illa ki yatırım>istihdam>üretim artışı sağlayacağına sarsılmaz, sorgulanamaz bir “inanç” olan dönemde, kurun bir günde %30 değer yitirdiği, insanların el konulacak korkusuyla bankalardan döviz çekmeye başladığı, vadesizde duran TL mevduatın daha ne kadarı dövize döner, kur nereye gider diye anlamaya çalıştığımız bir sürecin ardından geldi.
İşin maliyetli olacağı, servet transferine yol açacağı en baştan belliydi. Buna rağmen ben doğru bir adım olarak gördüm, zira önce yerli yatırımcının paniğini yatıştırmak, yangını söndürmek gerekiyordu. Öyle ya da böyle, işler o noktaya geldikten sonra bunu sıfır maliyetle çözmenin maalesef imkanı kalmıyor.
Bunun akabinde yerli yatırımcının TLde kalmasını sağlayacak adımın atılması, yani faizin enflasyon görünümüne uygun bir seviyeye çıkartılması elzemdi. Elbette bunun arkasından da faizde artık deneylere yer verilmeyeceğinin net bir şekilde iletilmesi, yatırımcının ikna edilmesi gerekiyordu.
Bunların hiçbiri maalesef yapılmadı. yapılmadığı gibi enflasyon görünümünden, tüm kaygılardan bağımsız olarak faizde indirime devam ettik, bunun yerine her gün bankacılık sistemine yeni bir düzenleme getirerek parasal aktarım sistemini kafamıza göre tasarlamaya devam ettik.
Hal böyle olunca yangını söndürsün diye yaratılan enstrüman, yangını körükleyen, dolarizasyonu bizzat destekleyen bir ürün haline dönüştü.
Bunun maliyetini hesaplayan bir çok kişi var, bahsedilen doğrudan/dolaylı rakamlar korkunç. bu paralar hepimizin cebinden çıktı, müthiş bir servet transferi yaşandı.
Hiç lafı eğip bükmeye gerek yok. KKM’nin bitmiş olması iyi, güzel. Bitti gitti.
Ama mesele bir daha böyle enstrümanlara ihtiyaç doğurmayacak politikalar uygulanmasında.
Aklı selim politikalar uygular, “inanç” ile değil de ilme uygun gider, ve elbette kendi ayağımıza sıkmazsak, bu ve buna benzer uygulamalara ihtiyaç kalmayacaktır diye umuyorum.
Tekrar geçmiş olsun
Her ülkede bir "bankaların bankası" yani bankalara ülkenin yerel parasını borç veren bir merkezî banka vardır. BIS’e göre dünyada 166 Merkez Bankası vardır, fakat bunların isimlendirmesi farklılaşır.
Neden biz TCMB diyoruz da, Fed gibi "merkez" ifadesi olmayan örnekleri var?
#Dolar ve diğer DÖVİZLERİN FİYATI nasıl belirleniyor? Fiyatı açıklayan kim? Kim, neye göre, hangi veriyi girip karar veriyor da Dolar/TL bir gün önce 5.95 iken bugün 5.70 olabiliyor? “Döviz piyasası” tam olarak neresi? Koordinat alabilir miyiz? Sık gelen sorular… Girişelim:
Sizin dozunuzla potansiyel müşterinin dozu farklıdır. Aradaki o doz farkı tüm pazarlama çalışmalarınızın sonucunu etkileyebilir.
Dozdan kastım şu:
Fiziksel bir ürün ya da dijital, fark etmez, piyasaya bir ürün ya da hizmet sunduğunuzda hem kendi markanızın hem de rakiplerin içini dışını bilirsiniz.
Bir muhasebe uygulaması satıyorsanız piyasadaki tüm muadilleri bilir, pazardaki tüm oyuncuların tüm özelliklerini ezbere sayarsınız. Tavuk döner zinciriniz varsa, rakip zincirin sattığı tavuğun çiftlikte yediği yemin nereden alındığına kadar tüm detaylara hakimsinizdir. Gayet normal. Hepimiz işimize ve piyasaya hakim olmaya çalışırız.
Ama bu hakimiyet, iş pazarlamaya gelince, doz ayarını tutturamamıza yol açabilir.
Markamızı anlatırken verdiğimiz doz, potansiyel müşterinin algılaması için gereken dozun altında kalabilir. 3 ölçek vermemiz gereken şurubu 1 ölçek vermek gibi. Yetersiz dozda ilaç, etki etmez.
Bir medya kuruluşunun patronu olduğunuzu hayal edin. Finans alanında bir gazete çıkarmayı planlıyorsunuz.
Tüm rakipleri incelediniz ve rakiplerden farklı, çok daha derin ve çok daha özel içeriklerle, yepyeni bir gazete çıkardınız. Ürün nefis, yayınlamaya başladınız.
Ama 5 yıl geçti, tık yok. İşler istediğiniz gibi gitmiyor. Ürün çok iyi olmasına rağmen satışlar pek parlak değil.
Oysa ki ne kadar farklı, ne kadar özel bir gazete hazırladınız. Bu kadar özel ve farklı bir gazete neden satmaz ki? Farkımızı daha iyi anlatmalıyız, değil mi?
Peki farkımızı nasıl daha iyi anlatırız?
Yeni bir reklam kampanyası? Özel haberler? Yeni bir slogan? Yeni bir logo?
Londra’da Financial Times’ı yayınlayan ekip 1893’te tam da böyle bir sorunla karşılaşmış. Rakiplere göre çok daha "iyi" bir gazeteleri varmış ama yeteri kadar satmıyormuş.
Buldukları çözüm, doz ayarı meselesinin en güzel örneklerinden biri.
Dozu artırmaları gerektiğini fark etmişler. Madem gazetemiz farklı, o zaman raftaki gazeteler arasında da gerçekten farklı görünmeli, demişler.
Ve gazeteyi pembe kağıda basmaya başlamışlar.
Evet pembe.
Londra’da, ciddi bir finans gazetesini, 1800'lerin sonlarında, pembe kağıda basmaya başlamışlar.
Bayilerdeki siyah beyaz gazeteler arasında direkt fark edilmeye, sırıtmaya, hatta bas bas bağırmaya başlayan gazetenin satışları da hemen artmaya başlamış.
İşte doz farkı bu.
Sizin farkınızı anlattığınızı düşündüğünüz dozla, potansiyel müşterinin bunu fark etmesi için gereken doz çok farklı olabilir.
Potansiyel müşteri, ürün ya da hizmetteki kalite farkını şıp diye anlamayabilir. Anlamaz. Çoğu zaman o farkı, size belki aşırı gelen bir şekilde iletmeniz gerekebilir. Ama emin olun, size aşırı gelen o doz, karşı tarafa o kadar aşırı gelmeyecektir.
Siz kendi ürününüzü, rakipleri ve özelliklerini ezbere biliyorsunuz. Sıradan vatandaş bilmiyor.
Size yeterli gelen dozla onun algılama dozu farklı. Size 1 ölçek normal görünüyorsa, onun ihtiyacı muhtemelen 3 ölçektir.
O gün Financial Times’ın tarihinde bir dönüm noktası olarak anılıyor.
Denemişler. Üstelik o zamanlar pembeye basmak daha ucuza geliyormuş, ne kaybederiz, diye düşünmüşler ve denemişler. Başarılı da olmuşlar.
Bugün Financial Times dünyanın en saygın gazetelerinden biri ve hâlâ pembe kağıda basılıyor. O pembe bugün markanın en önemli değerlerinden biri.
Üstelik bugün pembe kağıda basmak için ekstra maliyete katlanıyorlarmış.
Aradan neredeyse 150 yıl geçmiş.
Bu kadar yıl sonra bugün bile, ciddi bir finans kuruluşu markasını pembe renge ikna etmekte zorlanır, büyük ihtimalle de edemezsiniz. Gak derler guk derler, ciddiyet derler, güven derler, yapmazlar.
Gayrinizami zihniyetin farkı da bu.
Financial Times’ı yönetenler daha o yıllarda gayrinizami olmanın önemini kavramışlar.
“Tüm gazeteler siyah beyazsa, biz pembe olalım.”
Bazen her şey bu kadar basittir.
Yeter ki zihniniz ne zaman gayrinizami olmanız gerektiğini kavrasın. Dozu da iyi ayarlarsanız, oldu bitti.
Elinizi korkak alıştırmayın.
Uzun zamandır isteniyordu. ChatGPT’nin finans ve yatırımda kullanımına ilişkin bir şeyler yazacağımı söylemiştim. Bu akşama kısmetmiş.
10 farklı alan belirledim. Tek tek videolu örneklerle gitmek istiyorum.
Çayları kahveleri koyalım.
(1/12)
Ekonomistler, enflasyonu son 1 yıllık fiyat değişim oranı olarak görürler. Oranın hızı düşer, yükselir, yataya girer.
Toplum, enflasyonu son 5-10 yıllık fiyat düzeyi olarak görür. O da yükselir, yükselir, yükselir.
Anlaşmaları mümkün değildir.
BIST'e kote bir şirketin "konkordato" ilan etmesi başlı başına önemli, ciddiye alınması gereken, herkesin, masanın her tarafında duranların tek tek "ben nerede bir yanlış yapıyorum?" diye sorması gereken bir durum. Çok önemli. Çok. Uzun uzun tartışılmalı.
Ancak, hepsinden önce:
Enflasyon Muhasebesi uygulamasında elimizde sadece 1Ç rakamları çeyrek bazlı karşılaştırma için var. 2Ç de yeni yeni geliyor. "Çok şükür" şeffaflık ve iletişim anlamında tüm şirketler aynı davranmıyor.
Peki, nasıl "röntgen" çekilecek?
Bunu, patlak veren süreçten ayrı soruyorum.
Çok işimiz var, çok.
Gel de gerçekten belirli dar sayıdaki şirket kümesinden uzaklaş.
Ekonomi öğrencileri için hem ekonomi bilgilerini hem de İngilizcelerini geliştirmek için kısa ve anlaşılabilir ekonomi yazıları: Back to Basics:
https://t.co/JlfgvZnwrq
DenizBank’ta her şey, çiftçimizin yüzünü güldürmek için. 20 yılı aşkın süredir gelen desteğimiz, yüzlerce çalışanımız ve çiftçiyi merkezine alan bankacılık anlayışımızla tarımın bankası DenizBank'ız. 🚜🌿