Benim için paranın insana verdiği en büyük güç; lüks içinde yaşamak değil, çıkarlarıma, değerlerime ya da huzuruma ters düşen bir masadan kimseye eyvallah etmeden kalkıp gidebilme özgürlüğüdür, anlatabildim mi ? Ben hep özgürüm yani, dün, bugün, yarın.
Siz benim değerlerimle yarışamazsınız.
@SabihaGokcen@plaza_network calling this a “Premium Lounge” sets an expectation you are currently failing to meet. No seating. No coffee cups. Basic service standards are simply not being delivered.
This requires immediate corrective action not excuses.
Please clarify how and when this will be addressed ?
@Gungorrmurat İyi görememişsiniz o vakit, dedim ki; çevrem zaten küçüktü, iyice küçüldü ve bu şahane.
Belki de üzgün olan ben değilimdir, siz ne hissediyorsunuz ?
Belki de hayatı anlamak, her şeyi çözmek değildir. Bazı soruları cevapsız bırakabilmek, bazı insanları olduğu yerde uğurlayabilmek ve geçmişi değiştirmeye çalışmadan onunla barışabilmektir. Çünkü zaman bize her istediğimizi vermez ama neyin gerçekten kıymetli olduğunu yavaş yavaş öğretir.
Ve günün sonunda insan şunu anlar: Mesele kusursuz bir hayat yaşamak değil. Mesele, bize verilmiş bu kısa zamanın içinde kendimize yabancılaşmadan, sevdiğimiz şeylere biraz daha yakın, kalbimize biraz daha sadık yaşayabilmektir.
Birisi beni eleştirecekse benden daha
zeki ve daha iyi işler başarmış olmalı. Sırtımda 30 kilo yük varken, 3 kilo yük
taşıyabilmiş hatta onu bile başaramamış birini dikkate almam. Buna kibir diyenler olacak. Bu öz saygıdır. Herkes liginde oynayacak.
Hadi yallah.
Aşk bir ülke inşa etmeye benzetilebilir. Merkezinde genişlemek ve daha çok toprak sahibi olmak var. Şunu diyebiliriz nasıl ülkelerin sınırlara ihtiyacı varsa benzer şekilde aşıkların da sınırlara ihtiyacı var. O sınırsızlık hali, sonradan toprak savaşlarına dönüşebiliyor.
Dönüştürmeyin.
Kahvemi içerken düşündüğüm konu özelinde çıkarımımı yazayım;
Bir ilişkide yan yana olmak, her konuda aynı noktada buluşmak demek değil ama bazı incelikler var.
Bazen düşüncelerimiz ayrışırken de birbirimize yakın kalabiliriz, ve mutlaka kalmalıyız da. Öfkeli, kırgın ya da anlaşılmadığımızı hissettiğimiz anlarda bile bağımızı koruyabilmeliyiz. Çünkü fikir ayrılığı yaşamak, sevgiden ya da birbirimizden vazgeçmek anlamına gelmez.
Önemli olan hiç çatışmamak değil; çatışırken birbirimizi karşı tarafa koymamak, rakip görmemek yani. Kimin haklı olduğunu kanıtlamaya çalışmak yerine birbirimizi anlamaya alan açmaktan bahsediyorum işin özü, -babam bu alan açma işine tutuk benden sebep ama, onu da ayrıca anlatırım- gerçek bu maalesef. Kendi duygularımızı ve ihtiyaçlarımızı ifade ederken karşımızdakinin hislerini ve ihtiyaçlarını da duyabilmek çok önemli.
Aynı olaya farklı yerlerden bakabilir, aynı yolu farklı şekillerde tarif edebiliriz. Mesele her zaman aynı fikirde olmak değil; farklılıklarımızın içinde bile birbirimize karşı değil, birbirimizin yanında kalabilmek. Gönlün var mı geçinmeye senin, geçinirsin o vakit. Atomu parçalayıp, böyle geleneksel söylemlere de yer vermeyeceksem ne anlamı var ki bazı şeylerin. Hem eskiler bilir, her şeyi bilmez ama çok şeyi bilirler, yani belki. Yaşlanmışım mı ben ?
Annem çok kızar bana, hem de ne kızmak yani bazı konularda. 41 yaşımdayım ona rağmen. Koca koca projeler, şirketler, departmanlar yönetiyorsun kendine gel der, der de der işte, anlatayım annem ben sana;
Zeka arttıkça insan her konuda daha “uyanık” olmuyor. Bazen tam tersi.
Üstün zekalı insanlar (öyle olduğum için demiyorum bunu) dünyayı çoğu zaman mantık üzerinden okumaya çalışır ki bu bir çıkmaz inanın. Bu yüzden yalanı, manipülasyonu ve gizli hesapları anlamakta gecikebilirler çünkü kendilerinin yapmayacağı bir şeyi başkasının neden yaptığını anlamlandırmakta zorlanırlar. Anlamlandırmak baya güçlü bir istek bu arada.
Derin düşündükleri konularda inanılmaz keskin olabilirken, sosyal oyunları ve imaları gözden kaçırabilirler, olabilir yani ne yapalım. İnsanların da kendileri kadar açık, dürüst ve iyi niyetli olduğunu varsaymaları onları dışarıdan “saf” gösterebilir ama değillerdir de belki ? He canım, olamaz mı ?
Belki de mesele zeka eksikliği değil, kötülüğü hesaba katmayan bir zihin yapısıdır ki öyle.
Bazen çok şey bilmek, insanları iyi okumakla aynı şey değildir. Pardon efenim, pardon.
15 Yıl Önce Tanıştılar, Doğru Zamanda Birbirlerini Buldular, Javier Bardem ve Penélope Cruz.
Bana kalırsa Penélope Cruz dünyanın en güzel kadınlarından biri, Javier Bardem ise en centilmen beylerinden biri.
İkilinin yolları ilk kez 1992 yılında, Jamón, Jamón filminin setinde kesişiyor. Penélope, Javier ile tanıştığında henüz 17 yaşında, kariyerinin başında genç bir oyuncuydu. Javier ise ondan birkaç yaş büyüktü ve oyunculuk dünyasında kendi yolunu çizmeye başlamıştı.
İkilinin filmde oldukça güçlü bir kimyası vardı. Hatta aralarındaki çekim, filmi izleyenlerin de dikkatini çekiyordu. Ancak kamera karşısındaki bu yoğun enerji, o dönemde gerçek bir aşka dönüşmedi.
Film bitti, yolları ayrıldı.
Sonrasında ikisi de hayatlarının bambaşka dönemlerine savruldu. Penélope, İspanya’dan Hollywood’a uzanan kariyerinde giderek dünya çapında bir yıldız oldu. Javier de özellikle oyunculuk performanslarıyla uluslararası alanda kendine sağlam bir yer edindi.
Cruz, Vanilla Sky filminin ardından Tom Cruise ile sevgili oldu. 2001’de ilişkilerini kamuoyuna açıklamışlardı, 2004 yılında ise ayrılık kararı almışlardı.
Bakıldığında ikilinin hayatlarında hep birileri oldu fakat hiç evliliğe ilerlemedi.
Çiftin yolları, Vicky Cristina Barcelona filminde tekrar kesişti. İlişkileri ise bu film setinde yani 2007 yılında başlıyor. Tabii çift, aşklarını uzun süre gözlerden uzak yaşamayı tercih etti.
Sürekli birlikte görüntülenseler bile “biz arkadaşız” diye diretiyorlardı.
Biutiful adlı film ile festivalde en iyi erkek oyuncu ödülünü kazanan Bardem yaptığı konuşmada:
“Bu mutluluğu arkadaşım, yoldaşım ve aşkım Penélope ile paylaşıyorum. Sen benimsin ve ben seni çok seviyorum.” diyerek tam 3 yıl sonra ilişkileri hakkında ilk kez konuşmuş oldu.
Çift, 2010 yılının Temmuz ayında ise Bahamalar’da gizlice evlendi. Düğünü de yine kamuoyundan gizlemeyi başardılar. Hâlâ düğünle alakalı bir görsel yok, inanır mısınız ?
2011 yılında ilk çocukları Leo, 2013 yılında ise ikinci çocukları Luna dünyaya geldi. Çocuklarını da magazinden uzak bir şekilde büyüttüler.
Ve belki de bu hikayenin en güzel kısmı şu; 1992’de başlayan bir tanışma, 15 yıl sonra aşka dönüşüyor ve o aşk bugün, yıllar sonra hâlâ devam ediyor.
Penélope Cruz ve Javier Bardem, tüm dünyanın gözü önünde olan iki ayrı ünlü fakat kendi kurdukları dünyanın içinde bir olarak yaşamaya devam ediyorlar.
Bazen hayatınıza giren insanla hikayeniz hemen başlamıyor… Nereden biliyorsun diye sormayın,, ❤️
Ama zamanı geldiğinde, çok daha güzel bir yerden devam ediyor. Bu da kesin bilgi.
Bayılıyorum böyle şeylere, ve, evren de tam olarak nasıl bir insan olduğumu bildiği için hep istediğimi veriyor bana. Biraz zorluyor tabii ama onu da halledeceğiz aramızda.
Birine yol göstermeden önce, kendi geçtiğim yola, sonra onun yürüdüğü yola bakarım. Çünkü birkaç adım atmış birinin, kilometrelerce yol yürüyene vereceği akıl sınırlıdır. Her tecrübe her insana yetmez. Bazen konuşmaktan önce nerede durduğumuzu bilmek gerekir öyle değil mi ? Sözün de tavsiyenin de bir haddi vardır, pardon da derim sen flash tv’sin ben netflix, hayırdır ?