Bazı kararlar binlerce lira kazandırır.
Doğru aracı seçmek de bunlardan biri.
Binlerce ilan.
Yüzlerce model.
Onlarca motor ve donanım seçenekleri.
Peki hangisi gerçekten sana uygun? Doğru kararı vermek çok zor.
Forumlar, YouTube videoları, kullanıcı yorumları, kulaktan dolma bilgiler…
��şte Carar tam da bu süreci kolaylaştırmak için geliştirildi. 🚗
Doğru kararı verin -> https://t.co/wWsbzmPonq
Şimdi Web ve iOS'da yayında.
Çok yakında Android'de.
Sartre, ilk romanı Bulantı yayımlandığında 33 yaşındaydı. Tüm detayıyla bireyi ele aldığı kitabın kapağını kaldıranlar Sartre'ın sözlerinden önce başka bir şeyle karşılaştılar, bir alıntıyla; ''Toplumsal önemi olmayan bir adam bu, sadece bir birey'' alıntısının altında Louis-Ferdinand Celine ismi yer alıyordu. Kitabın ilk sayfasında bu isimle karşılaşan çoğu kimse şaşkınlığını gizleyemedi. Çok değil, Bulantı'dan sadece altı sene önce ortalığı tam anlamıyla birbirine katan Gecenin Sonuna Yolculuk romanı yayımlanmıştı Celine'in. Umutsuzluğu bir daha umutla ilgili herhangi bir ikileme yer bırakmamacasına anlatıyordu. ''Yaşamı oldukça keyifli bir biçimde algılarsanız orada aşk da vardır, bayağılık da. Ama ben mesela, bayağı olan bir şeyden hoşlanmıyorum'' diyordu. 600 sayfalık romanının her sayfası insanın ve onun yalnızlığının korkutuculuğunu gösteriyordu. İşin kötü tarafı çoğu insan bu korkutuculukta kendinden bir şeyler buluyordu ve bunu böylesine acımasızca gösterdiği için ondan nefret ediyorlardı. O ise ''Aşk mı, sevgi mi, ne fark eder'' diyecek; 600 sayfaya yayılan konuşmasını, ''neyse, kapatalım bu meseleyi!'' diye bitirecek kadar her şeyden vazgeçmişti. Bilemiyorum, belki de bu yüzden Gecenin Sonuna Yolculuk da, ''kanla ve özdeyişle yazanlar okunmak değil, ezberlenmek ister!'' diyen bir Nietzsche alıntısıyla başlıyordu.
Bir ruh, diğer bir ruhtan böylesine etkilenmişti. Nerede okumuştum hatırlamıyorum, ''İlla yüz yüze gelmelerine, saatlerce konuşmalarına gerek yok. Yalnızlar birbirlerini el yazılarından bile tanırlar'' diyordu. Her şeyden vazgeçmek ne demek diye sorduğum zaman kendime, aklıma Celine ve onun -artık garipsemediğim hayatı gelir. Gözleri biraz gridir denir, çünkü rengini gördüklerinden almıştır. O, bu hayata ve insanlığımıza dair ne gördüyse, her şey onun için ''artık fark etmez'' noktasına ulaşmıştır ve tüm hayatı boyunca bu ''artık fark etmez'' laneti onun bir parçası olmuştur. Hayatının her aşamasına işleyen ''artık fark etmez'' laneti yüzünden belki de, bir başka yalnız olan Sartre'ın cenazesine 25.000 kişi katılırken, Celine'in cenazesine sadece 50 kişi katılmıştı. Çünkü o böyle istemişti. 1 Temmuz'da öldü, 4 Temmuz'da gizli saklı gömüldü. O günden geriye yazar arkadaşı Lucien Rebatet'in yazdığı şu cümleler kaldı;
''Hepimiz, günümüzün en büyük Fransız yazarının bir avuç yakını tarafından bu şekilde, gizlice gömülmesinin o döneme tamamen uygun olduğuna karar verdik.''
Güzellik geçici ve kırılgandır. Bu yüzden özen ister. Michelangelo’nun David heykelinin güzelliğini korumak için düzenli olarak temizlik yapılır. Kış dönemlerinde iki ayda bir, yaz dönemlerinde ise üç ayda bir pazartesi günleri gerçekleştirilir bu temizlik işlemleri. Temizlik günleri müze kapanır ve David’e uzun uzun bakım yapılır.
Temizliğin en zor kısmı David’in baş kısmıdır. Özellikle saçındaki derin kıvrımlara biriken toz tabakası ve bu toz tabakasını çok seven örümceklerin yuvası haline gelir.
David heykelinin saç aralarında yaşayan örümcek, entelektüel bir züppe değil de nedir? :)
This shot from Star Wars: Revenge of the Sith was directly based on an 1847 painting called The Fallen Angel, by Alexandre Cabanel.
Films imitate paintings all the time. Why?
Because cinema has replaced painting as the definitive art form of the 21st century...
tırnaklarımı geçirip zamanın göğsüne, geri gitmek istiyorum. sanki yeterince sert dişlersem, zamanda geri gidebilirmişim gibi, etinden et koparmak lazım gibi geri gitmek için.
Şiir nasıl garip bir şey arkadaş! Bakıyorsun normal cümle aslında ama yok ihtiva ettiği anlamı düşündükçe sayfalarca yazı yerine geçiyor tek cümle. Dilin imkanı dediğimiz şey mi oluyor bu şimdi?
Bir Buddha koanı şöyle der: "Usta, öğrencinin başını uzun zaman suyun altında tutar; yavaş yavaş su kabarcıkları seyrekleşir; son anda, usta öğrenciyi çıkarıp yeniden canlandırır: gerçeği, havayı istediğin gibi istediğin zaman, evet, işte o zaman bileceksin onun ne olduğunu."