#KitapÇekilişi 📚
Tarih, kültür ve edebiyat alanlarından seçilen 50 kitaptan oluşan özel bir seti çekilişi kazanan bir kişiye hediye ediyoruz. 🎁
Katılmak için bu paylaşımı yeniden paylaşmanız ve hesabımızı takip etmeniz yeterli.
🗓️ Çekiliş 9 Ekim 2026 tarihinde sona erecek ve kazananlar saat 19.00'da açıklanacaktır.
Çekiliş ❤️❤️
Uzun zamandır farklı yoğunluklarımız nedeniyle paylaşım yapamıyoruz ama artık buradayız 🎁
Görseldeki tüylü kalem ve mühür setini hediye ediyoruz
✅Rt yap
✅Bizi takip et
Çekiliş 19 Haziranda sonuçlanacaktır
İçki kullananın namaz kılıp dua edince içkiyi bıraktığı yer: Mescid-i Fadıh
Mimar M. Sami Kirazoğlu anılarını anlattı.
🎙 Röportaj: @ender_cinar
https://t.co/oRZdyQnqfA
bugün müge anlı izledim. samime adında bir kadın kocasını öldürmekle suçlanıyordu. suçlu olup olmadığını bilmiyorum ama kadının bütün günahları günlerdir ekranlarda görünüyormuş.
buna da "adalet yerini bulsun" diyorlarmış.
program boyunca "allah fesat çıkaranları sevmez" ayeti aklımda döndü durdu.
fesat, sadece savaş çıkarmak değil; düzeni, ahengi, güveni, kardeşliği bozan her şey aslında.
yani tam içinde bulunduğumuz şey.
herkesin herkesi gözetlediği, kusur avladığı, başkasının ayıbı üzerinden gündem kurduğu bir hayatın tam ortasındayız. kimsenin kimseyi onarmaya pek de niyeti yok gibi; herkes bir şeyleri ifşa ederek kendini temize çıkarmaya çalışıyor.
samime belki suçludur, belki değildir, bilmiyorum açıkçası. onun hikayesinden haz alanların birçoğu en az samime kadar suçlu onu biliyorum ben.
insanların günahları merak nesnesi olmuş. birinin düştüğü yeri göstererek kendimizi yükselttiğimizi sanıyoruz sanki.
gıybeti sohbet zannediyor, ifşayı cesaret zannediyor, yargıyı akıl zannediyoruz artık. oysa kur'an'ın uyarısı çok açık ve net: bozmayın. kurulu olanı dağıtmayın. birbirinizi düşman yapmayın. bir hata varsa giderin elbette ama yakmayın. bugün ise tam tersini yapıyoruz maalesef; birinin düşüşü, başkalarının eğlencesi oluyor. bir insanı kurtarmak yerine onu ekranın önüne getirip herkesin önünde çıplak bırakıyoruz. sonra da buna "adalet yerini bulsun" diyoruz.
birinin hatası üzerinden değil, iyiliği üzerinden konuşmayı öğrenmeliyiz artık sanırım ya. birinin düşüşünden değil, ayağa kalkışından güç alabilmeliyiz. birinin yanlışını teşhir etmekten değil, doğruyu bulmasına yardım etmekten mutlu olmalıyız. birinin ayıbını yaymaktan değil, setrini korumaktan huzur bulmalıyız.
diğer türlüsü felaket…
ezgi akgül / 7 kasım 2025 / ankara
Eskiden gençler kitap okuyup fikir sahibi olurdu. Nihal Atsız okuyup Türkçü, Karl Marx okuyup solcu olurlardı. Bir duruşları vardı ve gerçekten bir şeylere karşılardı. Şimdi hiç kitap okumadan bir dünya görüşü oluşturmaya çalışıyor bazıları ama olmuyor. Çünkü sadece sosyal medyadan beslenerek sağcı-solcu olunmaz. Ancak yancı olunur. Akışa kimin paylaşımları fazla düşüyorsa, o tarafa doğru meyleden algoritmik ve aritmik bir duruş yani.
Masa değişir, oyuncular değişir, yancılar hep oradadır. Oyun boyunca kenarda gürültü yaparlar. Hesap gelince de ortadan yok olurlar.
Netice?
Algoritmaya bağımlı dünya görüşleri, gündeme tutsak ilgi alanları, kullan-at davalar ve sahibinden az kullanılmış, ikinci el bir mücadele ruhu...
Her şey bizde biter. İnsanların vazife anları vardır. Vakti gelince onları yapar. Vakti gelince nöbeti başkaları devralır. İnsan teselliye muhta��tır. Bu büyük teselli, meşguliyettir. O sizi yolda bırakmaz. Allah'a karşı taahhütlerimizin bir kısmını böyle yaparız.
A. Süheyl Ünver
EMDR Türkiye Derneği 3 Ekim’de düzenleyeceği Ulusal EMDR Kongresi’ne ömrünü İsrail ordusuna desteğe adamış katliam destekçisi İsrailli Udi Ören’i çağırmış. Udi Ören Gazze soykırımı başladığında tüm dünyayı İsrailli askerleri desteklemeye davet etmişti. Yine aynı konuşmasında soykırım suçu işleyen İsrail askerlerine yönelik bireysel ve grup terapileri hizmeti sunduklarını, bu askerlere destek için gönüllü terapistler aradıklarını ve soykırım ordusu için bağış topladıklarını da söyledi.
Tüm dünya, soykırım suçlusu İsrail ordusunu boykot edip topraklarından kovalarken, EMDR Türkiye Derneği bu ordunun neferlerini baş tacı edip ülkemizde ağırlama cesaretini gösteriyor.
Mevzu kesinlikle, Udi Ören’in ırkı, dini, dili, vatanı değildir. Buradaki temel konu tüm dünya İsrail ordusuna karşı eylemdeyken Türkiye’de resmi bir derneğin, ulusal bir kongreye, İsrail ordusuna yardım eden, bağış toplayan, soykırıma devam etmeleri için terapi desteği sunan bu kişiyi davet etmesidir.
Bu kongrede yer alan tüm vicdanlı ruh sağlığı uzmanlarının Gazze’de katledilen bebekleri, anneleri, masumları düşünmelerini ve bu saçmalığa tepki göstermelerini rica ediyorum.
Sayın dernek yetkililerinden beklentimiz Gazze’deki soykırımın sesi olmaları, oradaki masumların hakkını aramanız değildir. Sizden tek beklentimiz; bebek katillerini destekleyen, onlara fon sağlayan kişilere bu tip organizasyonlarda yer vermemeniz ve bu organizasyondan kendisini derhal çıkartmanızdır. Eğer bu kararınızdan dönmeyecekseniz ve inadınız devam edecekse de etkinliğe Netanyahu’yu da davet etmenizi tavsiye ederim. Programınız kapsamında sizlere, masumları nasıl katlettiklerini, bir halkı nasıl haritadan ve dünyadan silmeye çalıştıklarını, bebek kanı akıttıklarını anlatır!