Türkiye'nin en pahalı semti Kadıköy'de bir ev satın almak için birkaç milyon dolar nakdiniz olması yeterli sanıyorsanız hiçbir şey bilmiyorsunuz.
Bir yıldır çok sayıda emlakçıyla finans, hukuk ve ahlak boyutlarında sayısız çeşitli sorunlar yaşıyorum. Benim de çok önemli randevularım ve iş yoğunluğum olmasına karşın hepsini kenara atıp randevulaştığımız emlakçılar evi göstermeye gelmiyor. Mazeret ise "ben çok yoğunum ama aslında yalan yok unutmuşum" ve birisi de "sizin gerçekten geleceğinizi sanmadım" diyor.
Ayrıca, ilanda açıklanan ya da telefonda izah edilen bilgilerin tamamı yalan veya yanlış; kat mülkiyetli dediği tapunun arsa payı olduğu, boş denilen dairede oturan kiracının davalık olup asla çıkmayacağı ya da kentsel dönüşüme giren yan binanın yeni binaya verdiği hasarın gizlendiği gibi pek çok sorunla karşılaştım.
Açıkçası bütün bunlar finansal yatırım olarak gayrimenkulün borsadan çok daha riskli olduğunu gösteriyor. Buna ek olarak korkunç bir dolandırıcılık ve ahlaksızlık sorunu da var.
Emlakçıların aldığı %4'lük satış komisyonunun Türkiye'nin ekonomik koşullarında tamamen haksız bir kazanç olduğunu düşünüyorum. Çünkü özellikle ABD'deki emlak komisyonculuğu lisansı, hizmetleri ve hukuk koşulları ya da yaptırımları dikkate alındığında Türkiye'de çok büyük bir fırsatçılık var. Tapu Müdürlüğü ya da Belediye kayıtlarından kesin delillere dayanan evraklar sunulmadan, deprem güvenliği testi sunulmadan, yasal şartlar ya da diğer koşullar kanıtlara dayanarak resmi belgeyle sunulmadan sadece havada kalan laflarla "sıkıntı yok abicim, 30 senedir bu piyasada herkes bizi tanır, üç kere umreye gittim yalan mı söyleyeceğim" şeklindeki sözlere karşılık SPK lisansınızı ileri sürdüğünüz değerleme raporu vb. ya da adli bilirkişilik ve ilgili kanun maddeleri zerre karşılık bulmuyor. Günün sonunda milyonlarca dolar nakdiniz de olsa karşılık bulamıyorsunuz.
Şimdi yorumlara bazıları çıkacak "İbrahim bey, birkaç çürük yumurta için tüm piyasayı kötülemeyin" diyecek ama burada basitçe tarifini yaptığım koşullarda yasal, etik, ahlaki, finans ve diğer bilimlere uygun şekilde çalışan emlakçılar varsa kanıtlarıyla bana bütün süreci iletsin ben de bu kişi doğru iş yapıyor diye paylaşayım. Bunun sonucunda da yüzde kaçlık bir nitelik, hakkaniyet veya yasal ve kamu yararına çalışan olduğunu görelim.
Şunu da eklemek isterim ki, 2001 yılında ben İstanbul Üniversitesi'nde öğrenci iken dekan hocanın asistanı olarak emlak piyasasındaki bu rezilliklerin düzenleneceği akademik ve hukuki çalışmada yer aldım. Bu süreçte 25 yıl geçti ve ben Türkiye'nin en büyük GYO şirketlerinin halka arzları ve yönetim kurulu danışmanlıkları ya da en büyük davaların adli bilirkişi süreçlerinde yer aldım. Bu nedenle kimse bana kuru bir "deneyim" diye itiraz etmeden önce bunları çok iyi bilsin. Ben her zaman doğruları konuşurum ve sadece kamu yararını gözetirim. Rezil olan bir piyasaya da "rezil" derim.
Bugün Türkiye'de barınma krizi varsa, boşanmalar patlamış, evlilik düşmüş, doğurganlık düşmüş, aile kurumu çökmüş, depremde ölenler asla değişmeyen gerçek ise bunda çok yüksek enflasyona sebep olan siyaset ve iş dünyası ya da diğer aracı komisyoncu fırsatçılar ve hain müteahhitler, arazi mafyası ya da emlak komisyoncuları da pay sahibidir. Kimse kusura bakmasın. Hakikat budur.
Chiron Boğa’da Önümüzdeki 8 Yılda En Çok Konuşulacak Şey Para Değil, Toprak Olabilir
Gaybı Allah bilir. Hiç kimse geleceği kesin olarak bilemez. Ancak 19 Haziran 2026’da başlayan Chiron Boğa döngüsüne ve dünyanın gidişatına baktığımızda önümüzdeki yıllarda dikkatlerin yavaş yavaş farklı alanlara kayabileceğini görüyoruz.
Bugün birçok insan hâlâ sadece para piyasalarına bakıyor. Oysa önümüzdeki süreçte su kaynakları, tarım arazileri, üretim yapılabilen topraklar, gıda güvenliği ve doğal kaynaklar çok daha stratejik hale gelebilir. Özellikle suya erişimi olan verimli araziler geçmişte olduğundan daha fazla değer görebilir.
Son yıllarda artan kuraklıklar, ani yağışlar, seller, mevsim kaymaları ve tarımsal üretimde yaşanan dalgalanmalar bize önemli bir şeyi hatırlatıyor Gelecekte yalnızca parası olan değil, üretim gücü olan da öne çıkabilir.
Bu nedenle önümüzdeki 8 yıl boyunca mülkiyet kavramı yeniden şekillenebilir. İnsanlar gösterişli yatırımlardan çok somut değeri olan alanlara yönelmeye başlayabilir. Toprak, su ve gıda bağlantılı yatırımların daha fazla konuşulması şaşırtıcı olmayacaktır.
Boğa’nın mesajı nettir Kâğıt üzerindeki değer ile gerçek değer arasındaki fark ortaya çıkmaya başlar.
Bu dönemde bazı insanlar güvenliği rakamlarda ararken, bazıları üretimde, toprakta ve sürdürülebilir kaynaklarda arayabilir. Özellikle suyu olan, üretime uygun ve stratejik konumdaki araziler gelecekte bugünden çok daha farklı gözle değerlendirilebilir.
Tekrar hatırlatalım bunlar bir kehanet değil, dönemin işaret ettiği olası eğilimlerdir. Fakat görünen o ki Chiron Boğa yıllarında dünya paranın kendisini değil, hayatı devam ettiren kaynakların gerçek değerini yeniden konuşmaya başlayacak.
Çünkü bazen bir çağ kapanırken altın değil, su kıymetlenir. Bazen servet banka hesaplarında değil, bereket veren bir avuç toprakta saklıdır. Hasbunallahu ve ni’mel vekîl.
Bir Kadının Şikayetiyle İnen Sure Gökleri Titreten Feryat
Medine’nin sıcak bir gününde, herkesin sıradan gördüğü bir kadın sessizce yürüyordu. Adı Havle binti Salebe idi. Ne bir hükümdarın kızıydı ne de güçlü bir kabilenin lideri. O sadece ömrünü eşine ve çocuklarına adamış bir kadındı. Gençliğini vermiş, evlatlar büyütmüş, nice zorluklara göğüs germişti. Fakat bir gün kocasının ağzından çıkan birkaç kelime bütün hayatını altüst etti. Cahiliye döneminden kalan zalim bir gelenekle bir anda ne eş sayıldı ne de özgür bırakıldı. Yıllarını verdiği adam tarafından adeta yok sayıldı.
O gün Havle’nin elinde ne bir güç vardı ne de arkasında onu savunacak kalabalıklar. Fakat kalbinde sarsılmaz bir hak duygusu vardı. Gözyaşları içinde Allah Resulü’nün huzuruna geldi ve yaşadığı haksızlığı anlattı. Gençliğimi ona verdim, çocuklarını doğurdum, ömrümü onunla geçirdim. Şimdi yaşlandım diye beni ortada bırakıyor dedi. Bu sözler sıradan bir serzeniş değildi. Bir kadının kırılmış kalbinin, yıllarca verdiği emeğin ve adalet arayışının haykırışıydı.
Resulullah ona o an kesin bir cevap veremedi. Çünkü bu konuda henüz vahiy gelmemişti. Fakat Havle geri dönmedi. Şikayetini insanlara değil, her şeyi işiten Allah’a arz etti. Ve işte tam burada tarihin akışı değişti. Çünkü Allah göklerin ötesinden bir kadının sesini duyurdu ve onun için Kur’an’da kıyamete kadar okunacak ayetler indirdi.
Mücadele Suresi’nin ilk ayeti bu olay üzerine nazil oldu Bismillahirrahmanirrahim
قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي إِلَى اللَّهِ وَاللَّهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَا ۚ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ
“Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve halini Allah’a arz eden kadının sözünü işitti. Allah sizin konuşmanızı duyuyordu. Şüphesiz Allah her şeyi işiten ve her şeyi görendir.” (Mücadele Suresi 1. Ayet)
Sadakallahülazim
Düşünsene… Kur’an’da nice hükümdarların adı geçmezken, nice güçlü insanların sesi tarihte kaybolup giderken Allah bir kadının şikayetini duyduğunu bütün insanlığa ilan ediyor. Bu ayet sadece Havle’nin değil, kendini yalnız hisseden herkesin ayetidir. Bazen insan derdini anlatacak kimse bulamaz. Bazen haksızlığa uğrar, sesi duyulmaz, değersiz hissettirilir. İşte o anlarda bu ayet bir umut gibi yankılanır: Allah duyuyor.
Havle’nin hikayesi bize şunu öğretir İnsanların kapıları kapanabilir ama Allah’ın kapısı kapanmaz. İnsanlar seni anlamayabilir ama Allah seni işitir. İnsanlar seni görmezden gelebilir ama Allah seni görür. Bir insanın samimiyetle Rabbine yönelttiği feryat bazen bir surenin başlangıcı, bazen bir kader değişimi, bazen de bütün çağlara bırakılmış bir mesaj olur.
Belki de bu kıssanın en büyük sırrı şudur Güçlü olmak her zaman yüksek sesle konuşmak değildir. Bazen güçlü olmak, kırılmış bir kalple bile hakkını Allah’a teslim edebilmektir. Çünkü bazı dualar dudaklardan çıkmaz, kalpten yükselir. Ve kalpten yükselen bir feryat, arşa ulaştığında tarihin yönünü değiştirebilir.
Uzun süre yok sayılmak, bir ilişkide en yavaş ama en kesin kopuş biçimidir.
İnsan tartışmalarla değil, görülmemekle uzaklaşır.
Başta sevilmek ister, sonra anlaşılmak, sonra hatırlanmak…
En sonunda ise tek bir şey öğrenir: onsuz da yaşayabildiğini.
Aşkı bir duygu sanıyorsun. Değil. Aşk, evrenin senin egonu parçalamak için kullandığı en eski suikast silahıdır. Dünyada herkes aşkı bir birleşme, bir çoğalma sanır. Oysa aşk bizatihi ölümdür. Psikoloji kliniklerinde ayrılık acısı çekenlerin beyin taramalarına bak. Bedensel bir ölüm veya yas süreciyle tamamen aynı bölgeler aydınlanır. Çünkü âşık olduğunda sen, eski sen olmaktan çıkarsın. Tasavvuf bunu "ölmeden önce ölmek" olarak tanımlar; varlığın "mutlak olan"da yok olması, yani fenâ makamı. Astroloji haritalarında Aslan egonun ve ilk aşkın, Akrep ise ölümün ve karanlık dönüşümün temsilidir. İkisi gizli bir aksla birbirine sıkıca bağlıdır. 8. ev hem ölümü, hem de en derin bağları, cinselliği ve tutkuyu yönetir. Hepsi de aynı kaynaktan beslenir: Dönüşüm. Hermetik yasalarda simyacılar buna Solve et Coagula der. Yeni bir şeyin doğması için önce o katı formun, yani egonun çözülüp yok olması gerekir.
Ölüm fiziksel bedeninin sınırlarını bitirir, aşk ise zihninin ve egonun sınırlarını. Bu yüzden ayrılık acısı dediğin şey uzatılmış bir ölüm simülasyonudur. Psikoloji bunu "ego ölümü" diye süsler ama o, binlerce yıllık ezoterik bir gerçeğin modern kılıfıdır. Zihnin hayatta kalmaya, formunu korumaya çalışırken, ruhun şiddetle yok olmayı arzular.
Yani birine âşık olduğunda beynindeki kimyasallar sadece bir illüzyondur; kaynağa dönme ve parçalanma isteğidir. Kendi varlığını bir başkasının varlığında erittiğinde, kendi egonu öldürürsün. Bu yüzden aşk ve ölüm aynı frekansın farklı oktavlarıdır. Biri bedeni toprağa verir, diğeri benliği. Ve o benlik bir kez öldüğünde, onu geri çağıramazsın. Mevzunun sadece romantik bir kılıfa sokulup pazarlanması da kasıtlı. Gerçeği bilseydin, âşık olmaktan ölümden korktuğun kadar korkardın. Uğruna her şeyi fedâ ettiğin o büyük aşkın, aslında kendi eceline yürümek anlamına geldiğini anlardın.
#HIDIRELLEZ BİR DİLEK GECESİ DEĞİL, BİR KADER EŞİĞİDİR🤲
Yarın akşam Hıdırellez kapısı açılırken bakliyatlarını, pirincini, bulgurunu, mercimeğini, nohutunu, fasulyeni hazırla evinin rızık ve bereket niyetini onların içine koy. Çünkü bakliyat toprağın sabrını, çoğalmanın sırrını ve rızkın bereketini taşır. Bir taneden bin taneye ulaşan bu döngü aslında senin niyetinin de çoğalmasını temsil eder. Üç gün boyunca kapında ya da balkonunda bekletirken sadece bir eşya değil, niyetini büyütürsün. Ama burada en önemli nokta şu dileğini öyle yaz ki kalbine dokunsun. Eksikten, korkudan, takıntıdan değil olmuş halinden yaz. Çünkü bu gece istemek değil, hazır olduğun şeyi hayatına çağırmak gecesidir.
Hıdırellez’in sırrı, Hızır ile İlyas’ın buluşma vaktidir. Hızır aleyhisselam dara düşenin yetişen rahmetidir aklın bittiği yerde kaderin açtığı kapıdır. İlyas aleyhisselam ise suyun, bereketin, akışın ve dirilişin sırrıdır kuruyan hayatın yeniden can bulmasıdır. Biri kapıyı açar, diğeri o kapıdan akışı yürütür. Bu yüzden bu gece yapılan dua sıradan bir dilek değildir kaderle hizalanan bir niyettir.
Bu niyeti yaparken gül ağacının altını çiz, dileğini yaz ve gülün altına koy orada üç gün boyunca bu duayı oku dileğin kabulüne kadar orda kalsın Gül kalbin, bereketin ve köklenmenin sembolüdür. Bu üç gün boyunca sadece bırakıp gitme aynı duayı tekrar et, esmalarını tekrar et, niyetini kalbinde taşı. Çünkü tekrar edilen dua niyeti derinleştirir, niyet derinleşince kaderle buluşur.
Ama şunu net bil eğer sevdiğin, seni bırakıp giden biriyse bu gece onun için dua etme. Bu gece zorla geri getirme gecesi değildir. Bu gece hayırlı olanı çağırma gecesidir. Bu yüzden dileğini geçmişe değil, seni düşüneni, seni koruyanı, seni yukarıya çıkaranı, sana hayırlı olanı isteyerek yaz.
Şimdi bakliyatlarının üzerine elini koy ve bu niyetle dua et ve deki
Allah’ım bu evin rızkını bereketlendir, hanemizi darlığa düşürme, soframızı eksiltme, kapımıza hayırlı nasipler aç.
Ya Fettah kapalı kapılarımı hayırla aç.
Ya Rezzak rızkımı helalinden genişlet.
Ya Latif görünmeyen yerlerden lütfunu ulaştır.
Ya Vedud kalbime, evime, haneme muhabbet indir.
Ya Hafiz evlatlarımızı, çocuklarımızı, ailemizi, sevdiklerimizi görünen görünmeyen tüm şerden muhafaza eyle.
Ya Selam evimize huzur indir.
Ya Kerim elimizi boş bırakma.
Ya Ganiyy bizi kimseye muhtaç etme.
Ya Mucib hayırlı dualarımıza icabet eyle.
Sonra Hıdırellez niyetini şu dua ile tamamla
Ya Hızır aleyhisselam Allah’ın izniyle daraldığım yerde yoluma rahmet ol, görünmeyen kapılarımı aç, sıkıştığım yerde bana çıkış yolu göster.
Ya İlyas aleyhisselam Allah’ın izniyle hayatıma bereket indir, kuruyan umutlarıma su ol, yoluma akış ver.
Rabbim, Hızır’ın rahmetini, İlyas’ın bereketini hanemize, rızkımıza, evlatlarımıza, işimize, kalbimize nasip eyle.
Bana hayırlı olanı yaklaştır, hayırsız olanı kalbim istese bile benden uzaklaştır.
Rızkımı bereketlendir, işlerimi kolaylaştır, çocuklarımın yolunu aç, ailemin üzerine merhametini indir.
Niyetimi hayra çevir, duamı kabul eyle, beni boş çevirme Allah’ım.
Üç gün boyunca bu niyetle kal, aynı duayı tekrar et, esmaları tekrar et, kalbini aynı yönde tut. Çünkü bu gece sadece yazıp bırakma gecesi değil niyetle bağ kurma gecesidir.
Ben niyetimi koydum, duamı ettim, sebeplere sarıldım ve gerisini Rabbime bıraktım. Elhamdülillah, bana nasip olan hayırla gelir, benden uzaklaşan da hayrımla gider. Rabbim bu Hıdırellez’de kapımızı bereketle, kalbimizi huzurla, yolumuzu hayırla açsın.
Senin de benim de dileğimiz kabul olsun.
Rast gelsin efendim.
Mucizeler sizinle olsun.
Huzur sizinle olsun.🤲🌹