Türkiye’de yalnızca sezaryen oranları yüksek değil.
Hekime başvuru çok yüksek.
Acil servis başvuruları nüfusun katları kadar.
MR kullanımında OECD’nin en üst sıralarındayız.
Laboratuvar tetkikleri yoğun.
Poliklinikler dolu, yoğun bakımlar dolu, ameliyathaneler dolu.
Hekim başına düşen hasta ve işlem yükü olağanüstü yüksek.
Çünkü yıllardır koruyucu sağlık hizmeti değil; daha fazla başvuru, daha fazla tetkik ve daha fazla işlem teşvik edildi.
Şimdi bu sistemin ürettiği sonuçlardan yalnızca hekimleri sorumlu tutmak, gerçeği tersinden okumaktır.
Yoğun bakıma sevk edecektik; gastro ve nefro takip edecekti.
Lakin yoğun bakımlarda yine yer yoktu.
Hastayı acilde bırakmam mümkün değildi.
Birinci basamak yoğun bakıma alarak izlemini yapmaya başladık.
48 yaşında bir kadın hastaydı.
Bulantı kusmayla gelmişti acile.
Kreatinini 4,5 mg/dL'ydi.
Direkt bilirubini belirgin yüksekti.
Potasyum yüksekti.
Karaciğer enzimleri yüksekti.
Bilinen sadece hipertansiyon öyküsü vardı.
Sonradan öğrendik...
Marketten satın aldığı, "kültür mantarı" dediği mantarın aslında toplama mantar olduğunu.
Karaciğer enzimleri düşmeye başlamıştı.
Ama PT/INR giderek yükseliyordu.
Yani karaciğer düzelmiyor, yetmezliğe doğru ilerliyordu.
Her aşamasında gastroenteroloji uzmanı arkadaşlarımızla birlikte değerlendirdik.
Onlar başka bir hastanedeydi, biz başka bir hastanede...
Ama aynı hastanın yükünü birlikte omuzladık.
Görev tanımlarının ötesine geçtik yine.
Telefonlara sarıldık.
Birlikte düşündük.
Birlikte mücadele ettik.
Yoğun bakımda yer açılana dek.
Sistem bunu yazmaz.
Mevzuatta bunun karşılığı yoktur.
Ama tıkanan sağlık sisteminin içinde hâlâ ayakta kalabiliyorsak hekimin olağan üstü çabası sayesindedir.
Bizde hekim, sorumluluğu dahilinde olmayan pek çok iş yapar.
Niye mi?
Çoğu zaman bir hastanın hayatı, "Bu benim işim değil." dememeyi seçen hekimlerin omuzlarında kalır.
Bir savcının keyfi bir hukuksuz uygulaması ülkede cerrahlar ve cerrah adayları için dönüm noktası oldu. Bu olaydan sonra bir sürü insan cerrah olmaktan vazgeçti. Ama bu savcıdan hiç kimse hesap soramıyor, konu gündeme bile gelmiyor.
Gece 03.00’te icaptan gelip kalp krizi geçiren hastanın damarını açan, bypass yapan uzman hekime sadece “memur” demek; o mesleğin yükünü ve sorumluluğunu görmezden gelmektir.
HEKİMLİĞİN GELECEĞİ TEHLİKEDE
Bugün sadece maaşı, nöbeti, özlük hakkını konuşmuyoruz.
Bugün hekimliğin geleceğini konuşuyoruz.
Sessizce açılan yeni tıp fakülteleri…
Yetersiz akademik kadrolar…
Eksik eğitim altyapıları…
Plansız kontenjan artışları…
Bugün uzak ihtimal gibi geliyor olabilir ama bu gidişat devam ederse birkaç yıl sonra hekim açığını değil, genç hekim işsizliğini konuşacağız.
Diş hekimliğinde gelinen nokta ortada.
Plansız artırılan hekim sayısı; ücretleri baskılar, çalışma koşullarını ağırlaştırır, mesleğin itibarını zedeler.
Peki biz bunu ne zaman konuşacağız?
Her şey olup bittikten sonra mı?
@TEKsendika@tibbiyelisozluk@DahiliyeDoktoru@mturker3301@Bladesinger15@arasiradoktor@sanciburak@ascisan
Bir hekim arkadaş göndermiş bu yazıyı.
İlk aklıma gelen şu oldu.
Hani diyorlar ya bilerek seçtiniz hekimliği.
Şimdi niye söyleniyorsunuz diye.
Tırla çarpıştığımız gün poliklinik yapacak mısın diye soracaklarını hiçbirimiz bilmiyorduk mesela!!!
Bir hekim arkadaşımız hastanenin tam girişinde trafik kazası yaptı.
Tırla çarpıştı.
Tır devrildi.
Arkadaşımızın aracı savruldu.
Kaza o kadar büyüktü ki, hastanenin içinden duyuldu. Bir an patlama oldu sandık.
Herkes koştu.
Herkes endişeliydi.
Acile alındılar.
Müdahale edildi.
Arkadaşımız şoktaydı.
Ne yaşadığının bile tam farkında değildi.
Bu sırada polikliniklerdeki randevular iptal edildi.
Zaten branşında tek uzmandı.
Hastanede kazayı görmeyen de kalmamıştı.
Derken birisi çıkıp şunu söyledi:
"Doktor hanım iyiyse belki poliklinik yapar."
İnsan bazen bir cümleyle çok şey anlatıyor.
Bir insanın ölümden dönmüş olması değil;
polikliniğin aksama ihtimali daha önemliydi.
Önce "iyi mi?" diye değil,
"çalışabilir mi?" diye soruluyordu.
Biz hekimlerin;
nefes alıp veren, korkan, yaralanan, kaza geçiren insanlar olduklarını unuttuk.
Ki o gün hastanenin kapısında kaza yapan bir doktor değildi sadece.
Bir evlattı.
Bir eşti.
Bir anneydi.
Bir arkadaştı.
Ve her şeyden önce bir insandı.
Gastroenteroloji uzmanı bir meslektaşımdan…
“Bayram tatili herkes için tatil olabilir ama benim için telefonun hiç susmadığı bir icap günü…
Sabahtan beri çevre illerden yönlendirilen, acil endoskopik işleme almam gereken onlarca hasta var.
Bu kadar sorumluluğun, emeğin ve riskin bu kadar değersiz görülmesi gerçekten kabul edilebilir mi?
Lafa gelince herkesin dilinde doktor maaşı var.
Ama iş gerçek emeğe gelince tablo ortada.”
@hekim_birligi Anayasanın 41. ve 10. maddesine göre aile bütünlüğü esastır ve kanun önünde herkes eşittir. Maalesef hiç ayrılık yaşamayan ve öte yanda 2 kez (yan dal yapmışsa 3 kez) mecburi hizmet yapan/yapacak olan hekim/sağlık personeli var. Bu eşitsizliğin giderilmesi ana hedef olmalı.
📌 DHY yükümlüsü hekimlerin eş durumu atamalarında özel sektörde çalışan eşler yıllardır görmezden geliniyor.
Kamu personeli eşler için çeşitli düzenlemeler bulunurken; özel sektörde çalışan eşlerin kariyeri, kıdemi, ekonomik düzeni ve çalışma koşulları çoğu zaman yok sayılıyor.
“Aile birliği” yalnızca kamu personeli eşler için değil, herkes için anayasal bir haktır.
📍Farklı şehirlerde yaşamak zorunda kalan aileler;
▪️Ekonomik yük,
▪️Psikolojik yıpranma,
▪️Aile bütünlüğünün bozulması,
▪️Çocuk planlarının ertelenmesi gibi ciddi mağduriyetler yaşamaktadır.
Özel sektörde çalışan eşler için de daha kapsayıcı ve hakkaniyetli eş durumu düzenlemeleri yapılmalıdır.
Anayasa’nın eşitlik ilkesi ve aile birliğinin korunması yükümlülüğü gereği Sağlık Bakanlığı’nı uygulama birliği sağlamaya davet ediyoruz.
@saglikbakanligi@drmemisoglu
40 yıldır aynı hastaneden çıkmamış, asistanı olmasa s.maya gidemeyecek dinozor profesörlerin perifer hastanede 7/24 icapta kalan, sosyoekonomik seviyesi en dipteki insanlara hizmet veren uzmanların malpraktis davasında bilirkişilik yapması kadar saçma bir şey yok.
Doktoru hastaya, öğretmeni öğrenci ve veliye şikayet ettirdiniz. Eğitimliyi ezdiniz. Doktor dövebiliyoruzcular türettiniz. Şiddete zemin hazırladınız, gün geçtikçe arttı. Korumadınız, cezalandırmadıniz. Ne bekliyordunuz?
𝗕𝗶𝗿 𝗰𝗲𝗿𝗿𝗮𝗵 𝗮𝗿𝗸𝗮𝗱𝗮𝘀̧ı𝗺 𝗮𝗻𝗹𝗮𝘁𝘁ı...
Tıp Fakültesi'ni kazanmak için yıllarca çok çalıştım. Zaten çalışkan çocuklardık. Anneme ev işlerinde fazla yardım edemez, altın günlerinde misafirlerin karşısına çıkmazdım; ablamdı hep annemin yanında olan. Zaman geçti; ben Tıp Fakültesi'ni kazandım. Ablamın ise annemle, benden daha kuvvetli bir bağı oldu.
Üç kardeştik. Ben fakültede okuyordum; abimle ablam da üniversitede farklı bölümlerde. Onlar birlikte sinemaya, konsere giderken; ben ders çalışırdım. Böyle böyle onların paylaşımları derinleşti, ben yine dışında kaldım.
Yıllar geçti evlendik, çoluk çocuğa karıştık. Hatta ablamın ansızın gelen bebeğinin doğumuna gidemedim. Ertesi gün önemli bir ameliyatım vardı. Küsmüştü bana. Zaten ben onlar kadar rahat izin kullanamıyordum, bu nedenle çocuklarımız da birbirini pek tanıyamadı.
Anne baba yaşlandı. Sağlık sorunları arttı. Hekim olduğum için, gözlerini daha çok bana çevirdiler. Elimden ne geliyorsa yaptım ama her adımda yanlarında olmamı bekliyorlardı. Tıpkı yüzlerce hastamın yanında olduğum gibi. Ama bu mümkün değildi ve ben bu kez yeterince ilgilenmeyen evlat oldum.
En iyi bildiğim şey akademik başarıydı. Her daim çocuklarımın yanında olamadım. Sevgimi doyasıya yaşayamadım ama her ne yapacaklarsa iyi yapmaları gerektiğini, onlara öğretmeye çalıştım. Ne yazık ki bunun onlardaki karşılığı, başarısız olma korkusuyla gelişen kaygı bozukluğu oldu.
Hekimlik tam anlamıyla hayatımın merkezine oturmuştu, hastalarında bu muazzam emeği göreceğinden hiç kuşkum yoktu. Lakin öyle olmadı. Bir gün geldi, ardı arkası kesilmeyen bir soruşturmada ifade verirken kendimi buldum.
Sonra bir baktım ki anlaşılamayan ve anlaşamayan evlat olmuşum, kardeş olmuşum, eş olmuşum, arkadaş olmuşum ve en acısı anne olmuşum.
Hata varmıydı bir yerde, varsa nerde yaptım diye çok düşündüm.
Bu hikaye sadece benim değil, bir meslek grubunun çoğunlukla ortak hikayesidir. İyileştirirken tükenen, yaşatırken kendi yaşam enerjisini kaybeden hekimlerin hikayesidir.
Bir yerden sonra hekimliğin anlamı, hayatın yükünden daha hafif kalır. İşte o noktada tükenirsin.
Keşke bu gömleğin düğmelerini daha insani bir yerden iliklemeye başlamak mümkün olsaydı...
.....
𝗘𝗱𝗶𝗿𝗻𝗲' 𝗱𝗲 𝘆𝗶𝗻𝗲 𝗯𝗶𝗿 𝗼̈𝘇𝗸ı𝘆ı𝗺 𝘆𝗮𝘀̧𝗮𝗻𝗱ı.
𝗕𝗮𝘆𝗿𝗮𝗺 𝘀𝗲𝘆𝗿𝗮𝗻 𝗱𝗲𝗺𝗲𝗱𝗲𝗻, 𝗵𝗲𝗸𝗶𝗺𝗹𝗲𝗿 𝗶𝗰̧𝗶𝗻 𝗮𝗰𝗶𝗹 𝗱𝗲𝘀𝘁𝗲𝗸 𝘀𝗮𝗴̆𝗹𝗮𝗻𝗺𝗮𝗹ı...
Ülkedeki düşük zekalı büyük bir grup trafik cezalarının ceza olduğunun farkında bile değil. Adam emniyet şeridinden gitmek 20 bin olur mu diye ağlıyor. Ödediği cezayı emniyet şeridi kullanma ücreti falan sanıyor. Bu kadar zam olur mu diye isyan ediyor. Emniyet şeridinden gitmenin suç olabileceği ihtimalini bile düşünmüyor. Kırmızı ışık cezasını kırmızı ışıkta geçme önceliği ücreti sanıyor. Ehliyetsiz veya alkollü olarak cüzi bir ücret ödeyerek trafiğe çıkabileceğini düşünüyor. Hız cezası ceza değil hızlı gitme ücreti mesela. Parasını veren basabilir.
Sekreter: Başlayalım mı hocam?
Doktor: Evet
Sekreter: Mehmet Bey buyurun.
Kapı kapanır.
Dr: Geçmiş olsun Mehmet Bey.
Kapı açılır.
…: Hocam randevu alamadım, muayene olabilir miyim?
Dr: İçerde hasta var.
…: Alabilir miyim hocam?
Dr: Gelmeyen hasta olursa alabilirim, şimdi lütfen kapıyı kapatır mısınız?
…: Kaşeli kağıt alsaydım.
Sekreter kapıyı kapatır, kilitler.
Dr: Mehmet Bey şikayetiniz neydi?
Kapı çalınır, çalınır, ısrarla çalınır.
Sekreter kapıyı açar.
…: Hocam sonuç gösterecektim.
Dr: İçerde hasta var.
…: Muayene olmayacam hocam, sadece sonuç gösterecem.
Sekreter: Hasta çıktıktan sonra gelin.
Kapı kapanır.
Mehmet Bey: Doktorum, ben çok hastayım, bende kalp…
Kapı açılır.
…: Doktor Bey randevu alamadım, uzaktan geliyorum. Muayene olabilir miyim?
Dr: İçerde hasta var.
…: Çıkınca muayene olabilir miyim?
Sekreter: Boşluğumuz olursa alabiliriz ama şimdi hasta var, lütfen kapıyı kapatır mısınız?
Dr: Devam edin Mehmet Bey.
Mehmet Bey: Kalp var bende. Geçen gün doktora…
Kapı açılır.
…: İlaç yazdıracaktım, randevu bulamadım. İlaçlarımı yazar mısın?
Dr: İçerde hastam var, bu şekilde giremezsiniz.
…: Muayene olmayacam, sadece ilacımı yaz diyorum, eline mi yapışır?
Dr: Lütfen dışarı çıkar mısınız?
…: Allah belanızı versin! Bizim vergilerimizle maaş alıyorsunuz. İlacımı yazmadan çıkmayacağım.
…..
Basın: İlacını yazdırmak isteyen yaşlı hastayı randevusu yok diye doktor dışarı attı. Vatandaş mağdur!
Sağlık Bakanlığı: Size ulaşabileceğimiz iletişim bilgilerinizi lütfen paylaşır mısınız?
…
Cimer, sarı zarf, soruşturma ve savunma yazısı…
…
Evet Mehmet Bey, devam edin lütfen…
İlber Ortaylı doktor maaşlarıyla ilgili:
Maaşlar düşük, hep düşük. ‘Arttırdık’ falan diyorlar. Hiçbir işe yaramıyor.
Kimse maaşı yüksek diye profesör olmuyor. Kimse maaş için çalışmıyor, itibarı için çalışıyor. Hiçbir toplumda doktor hizmetkâr değildir.