Deniz Göktaş’ın şovundan (ve başına gelenlerden) sonra artık bu adamlar komik ya da sevimli gelmiyor. Ata Demirer’i ve filmlerinin çoğunu severim ama şu fotoğrafa bakınca içimden geçen “n’apıyosun abi sen” oluyor.
Bu kadar dertli ülkede bu sıradan suya sabuna değmeyen komediler sıktı artık.
Cem Yılmaz, Beyaz, Yılmaz Erdogan, Ata Demirer, Şahan Gökbakar vs bunların hepsi cidden beş para etmez rezalet insanlar. Mısır parası yüzünden örgütlenip ortalığı birbirine katmayı bildiler ama gencecik bi meslektaşlarına destek olmaktan bile acizler.
Sen bizi güldürdün, Allah da seni güldürsün…
Devlet ise “gülme sırası bizde” deyip komedyeni gözaltına almış.
Gülmek serbest, güldürmek şüpheli;
şaka yapmak kabahat, şakaya alınmak devlet ciddiyeti.
Memleket, kahkahaya bile tutanak tutuyor. #DenizGöktaş
Sizin gerçekten dini değerlere karşı bir hassasiyetiniz olsaydı "her cuma bir ayet sallıyorum, bakara makara" diyen kişiyi büyükelçi yapmazdınız.
Sizin sadece çıkarlarınız var ve buna dini alet etmekten çekinmiyorsunuz!
#DenizGöktaşıSerbestBırakın
Benzer yollardan geçtiğin birbirini desteklediğin insanlarla yabancıya dönüşmeyi kaldırabilen kişilerin kendilerini saygı duyma düzeyine hayranlık duyuyorum. Ben önemsememeyi başaramıyorum üzerinden çok sular aksa da
Mesut Özil, Alman milli takımı için Türk pasaportundan nasıl vazgeçtiğini kitabında böyle anlatmıştı:
“2006 yılı baharında aileme sonunda kararımı açıkladım. Aynı yıl babamla Münster'deki Türkiye başkonsolosluğuna gidip Türk pasaportumu geri verdik. Daha sonra Alman pasaportu alabilmek için atılması gereken zorunlu bir adım bu.
O zamana kadar Türk pasaportu benim için sıradan bir dokümandı sadece. Üstünde ismimin yazdığı ve bir fotoğrafımın olduğu, kaplanmış bir kâğıt sadece. Annem ile amcamın bu duruma üzülmüş olmalarından dolayı çok üzgündüm. Ama pasaportu geri vermek benim için duygusal bir mesele değildi. Hayattaki en büyük hayalim olan üst düzey bir futbolcu olmak için bunu yapmam gerektiğini düşündüm.”
Arkadaşlarım soruyorlar. Bugüne kadar deprem adına ne yapıldı diye. Şimdiye kadar çok şey yapıldı. Yapanlardan Allah razı olsun. Ama yapılanlar yeterli değil. Ülkemiz, kentlerimiz deprem güvenli değil. Yapılması gerekeler şunlardır: Bir Afat Bakanlığı kurulmalı, bu bakanlığın belli bir planı, projesi ve hedefi olmalı, liyakatlı adamlarla donatılmalı ve iyi bir bütçe ile ülkeyi depreme hazırlamalıdır. Biz İstanbul’u 25 senede depreme hazırlayamadık, bana inanın tüm Türkiye’yi 15 senede depreme hazırlamak mümkün. Sevgiyle
espressolab’ı 10 sene boykot etsek, markaya şu kadar zarar veremezdik. boykota karşı, markaya sahip çıkmak isterken yanlışlıkla markayı sadece bir gruba ait bir yer olarak konumlandırdılar. pazarlamanın en büyük hatasını yaptılar. geçmiş olsun…