⚠️ 2026 SONBAHARI VE 2027’YE UZANAN DÖNEME DİKKAT!
Atmosferde oldukça sıra dışı bir süreç başlıyor.
2026 sonbaharı ve en çok 2027 yılı, küresel atmosferik hadiseler açısından son yılların en fazla konuşulan dönemlerinden biri olmaya aday.
Tropikal Pasifik’te El Niño yalnızca gelişmiyor; oldukça hızlı ve güçlü bir şekilde organize oluyor. Güncel tahminler önümüzdeki aylarda güçlü bir El Niño tablosunun ortaya çıkabileceğine işaret ediyor.
Sosyal medyada şimdiden “Mega El Niño” ifadesi kullanılmaya başlandı. Bu, meteorolojide resmî bir sınıflandırma değil; ancak mevcut gelişim sürerse karşımızdaki El Niño’nun güçlü, hatta çok güçlü kategoriler içerisinde tartışılabilecek seviyelere ulaşması mümkün.
Fakat mesele yalnızca Pasifik Okyanusu'nun ısınması değil.
El Niño, küresel atmosferik dolaşım üzerinde domino etkisi yaratabilen büyük ölçekli bir sistemdir. Jet akımlarının konumundan yağış rejimlerine, kuraklık alanlarından aşırı yağışlara, sıcak hava dalgalarından fırtına yollarına kadar atmosferin birçok parçasını etkileyebilir.
Üstelik aynı dönemde Hint Okyanusu'nda da dikkat çekici gelişmeler bekleniyor. Birden fazla büyük ölçekli iklim salınımının aynı anda güçlü sinyal üretmesi, 2026 sonbaharı ve 2027'nin ilk bölümünü özellikle dikkat çekici hale getiriyor.
Ve en önemli nokta:
Henüz sürecin zirvesinde değiliz.
El Niño’nun önümüzdeki aylarda daha da güçlenmesi ve etkilerinin 2027’ye taşınması bekleniyor.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemi yalnızca “bir El Niño daha” şeklinde değerlendirmemek gerekiyor.
🌍 2026 sonbaharından itibaren atmosferde kartlar yeniden dağıtılabilir.
Aşırı sıcaklıklar, sıra dışı yağış rejimleri, kuraklıklar, seller ve büyük ölçekli atmosferik dolaşım anomalileri açısından önümüzdeki yaklaşık bir yıllık dönem çok yakından takip edilmeli.
Pasifik değişiyor. Atmosfer buna cevap vermeye başladığında etkileri yalnızca Pasifik’le sınırlı kalmayacak.
2026 sonbaharı belki de uzun süre konuşacağımız atmosferik bir dönemin yalnızca başlangıcı olacak.
İlahi Adalet Zaman Aşımına Uğramaz! https://t.co/mxAVcoiyHO
Yüzlerce insana Korona aşısı yerine "tuzlu su çözeltisi" uygulayıp aşı kartı veren Amerikalı Dr. Kirk Moore hakkındaki tüm ağır federal suçlamalar resmen düşürüldü!
Dr. Kirk Moore gözyaşları arasında şunları söyledi: "Sadece doğru olanı yaptım! İnsanlara, vücutlarına neyin enjekte edildiğini bilmediğiniz bir durumda 'bilgilendirilmiş onam' veremezsiniz!"
İşte gerçek doktorluk, vicdanlı insanlık ve sarsılmaz mutlak adalet budur!
Korona dayatmalarının dünya çapında insan hayatını nasıl kararttığı göz önüne alındığında, bu tarihi beraat, küresel şebekeye vurulmuş adli bir tokattır.
Gerçek doktorlara, vicdanlı doktorlara selam olsun!
Milletin can sağlığını ve anayasal haklarını koruyan bu şanlı hukuki zafer vesikasını, doğrudan devletin zirvesinin ve fedakar halkımızın vicdanına sunuyorum
Kargo uçağı ile gittikleri Amerika’dan şampiyon olup döndüler..
Ne villa verildi ne de özel uçak tahsis edildi #FileninSultanları#MilliTakım oyuncularına ise villa verildi ,özel uçaklar tahsis edildi....
Sonuç Dünya kupasından elenen ikinci takım oldular....
Yorumu size bırakıyorum...
Her gittikleri Şampiyona dan bizi göklere çıkarıp ,bayrağımızı dalgalandıran
#AtatürkünKızları na
#FileninSultanları na teşekkür ediyorum 🇹🇷🏐
Nevşehirli bir doktorun kızı…Dedesi Nevşehir’deki üniversitenin arazinin bağışçısı. Aldığını geri verme kültürü ile büyüdüm derken bu örneği verdi.
İsviçre’de eğitim gördü. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi mezunu.
Yapı Kredi’de, Koç Grubu’nda üst düzey yöneticilik yaptı. Petrol Ofisi’nde İcra Kurulu Üyesi oldu. HSBC’de Grup Başkanlığı görevini yürüttü.
İstanbul Kültür Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı. Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde ders veriyor. Türkiye’nin en başarılı öğrencilerine mentorluk yaptı.
Sonra kamuya geçti.
Bugün 15 aydır tutuklu olan İBB Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, hakim karşısında savunmasını yapıyor.
Mahkemede kendisini şöyle anlattı…
“Kadın-erkek eşitliğine değil, fırsat eşitliğine inanıyorum.”
“Kurumsal ve çok uluslu şirketlerde üst düzey yöneticilik yaptım. Uluslararası denetimlerden, iç denetimlerden, bakanlık ve Sayıştay denetimlerinden alnımın akıyla çıktım.”
Ve ardından şu cümleyi kurdu…
Dolayısıyla böyle bir özgeçmiş ve kariyerle Medya A.Ş.'de, bile isteye, şahsi işlerin altına imza atmam ya da bir örgüt hiyerarşisinde yer almam mümkün değildir. Bu nedenle burada durduğum için utanç duyuyorum ama kendi adıma değil de, ülkem adına utanç duyuyorum. Yoksa benim alnım ak, ben buradan da yüzde 100 beraat edeceğime inanıyorum, biliyorum. Bütün mal varlığımı da iş hayatına başladığım 1998 yılından, Medya A.Ş.'de başladığım 2021 yılına kadar çalıştığım işlerden elde ettim. Hem ailemin desteği hem oradaki gelirlerimle. Medya A.Ş.'de çalışmaya başladıktan sonra hayatımda, yaşamımda, mal varlığımda en ufak bir artış ya da değişiklik olmadı.
Kendisine hiç kimsenin yasadışı bir iş yaptıramayacağını da ekledi.
Peki bu kadar kusursuz bir kariyerin ardından neden kamuya geçti? Onu da yanıtladı.
“Bir nedeni başarma arzusuydu. Diğeri ise artık kendimi tekrar ettiğimi düşünmemdi. Bu ülkenin devlet okullarında okudum, iyi eğitim aldım. Aldığını geri vermek gerektiği öğretilerek büyütüldüm….”
🔴 Herkes İran'ın Amerika'nın hava durumu radarına saldırısı nedeniyle Orta Doğu'da yağmurun artmasından bahsederken, kimse İran'ın İsrail'deki Weizmann Enstitüsü'nü 12 günlük savaşta yok ettiğini bilmiyordu. Bu enstitü, Dünya için tehlikeli planlarla ilgiliydi. İran, 22 yıl önce açılan ve Dünya halklarının genetik sorgulamalarıyla, bölgedeki insanlara korona virüsünden daha tehlikeli hastalıklar bulaştırmayı hedefleyen bu büyük enstitüyü savaşta yerle bir etti.
🚨AKP’nin çevre yollarını özelleştirme planı!
Kamuoyu tepkisi üzerine, bu söylediklerimize “yalan ve iftira” demelerine kimse aldanmasın.
@UABakanligi Bakanı @a_uraloglu 2 bin km otoyolun işletme hakkını devretme şeklinde bir çalışma yürüttüklerini kendisi söylemişti.
Şu videoyu izleyen herkes, yalanı kimin söylediğini açıkça görebilir.👇
1996 yılında, Sultanahmet’te bir evde pek çok fotoğraf ve evrak bulduk. Bir çanta mektup, 7 albüm fotoğraf ve sayfalar dolusu nota.
Bir kemancı vardı fotoğraflarda ama tanıyamadım. Ev sahibi de tanımadığını söyledi. Hepsi çatıdaki bir sandıktan çıkmış. Şaşılacak şey...
O kadar çok nota sayfası vardı ki ve öylesine özenle yazılmışlardı ki hayran kaldım.
Aklıma bir anda Cihat Aşkın’a haber vermek geldi. Cihat Aşkın, memlekette keman işi konusunda bir otorite. E tabii o vakitler telefon falan yok. Birkaç örnek alıp Cihat Hoca’ya götürdüm.
Cihat hoca notaları görünce çok heyecanlandı.
-Tekin Bey, bunların devamı var mı? dedi.
-Bir sandık, dedim. Gözlerinin içi parıldadı.
-Gidelim hemen, dedi. Gittik.
Meğer tam bir hazine bulmuşuz. Çakmıyorum ki müzik işinden. Fakat Cihat hoca alıyor bir sayfa mırıldanıyor.
Baktım sahiden nefis ezgiler. Seyyan Hanım isminde bir şarkıcı varmış, ona ait eşsiz fotoğraflar. Sonra sahipsiz mektupların içindeki tarihi vesika niteliğindeki bilgiler...
Dayanamadım, sordum sonunda:
- Cihat Hocam kim yazmış bunları? Kim bu müzisyen?
- Necip Celal, dedi.
Arkadaş tanımıyorum ki... İçimden “Çok güzel” dedim. Necip Celal’se iyi. Anlamadığımı görünce o ünlü şarkıyı mırıldandı Cihat Aşkın:
“Sevdim bir genç kadını
Ansam onun adını
Her şey beni ona bağlar
Kalbim durmadan ağlar”
Yuh, bu şarkıyı kim bilmez! Tango gibi tango!
Çok acayip bir şeyler bulduğumuza bir kere daha ikna oldum. Ev sahibi bunları çöpe atacaktı. Ev temizliği diye giriştikleri işten nasıl bir hazine çıktı!
Ev sahibi kadın çok bir para istemedi.
- Aman alın götürün de yeter, dedi. Aldık, götürdük. Taksiye yükledik her şeyi.
Takside konuşuyoruz Cihat Hoca’yla. Daha doğrusu o sevinçten havalara uçmuş vaziyette. Şu ekteki fotoyu gösterdi.
- Kim bu? dedi.
- Bilmem ki hocam.
- Yahya Kemal
- Nasıl Yahya Kemal hocam bu?
- Gençliği, Paris yılları.
- Necip Celal’de ne işi var?
- E soyadı
- Soyadı mı?
- Necip Celal’in soyadı Andel. And içen kişi demek. Bu soyadını ona veren de Yahya Kemal. Böyle bir ahbaplıkları var.
- Vay be! Peki şu kadın kim?
- Ha o mu, meşhur Seyyan Hanım. Seyyan Oskay.
- Ben tanıyamadım. Çıkaramadım adını.
- Necip Celal’in şarkısını söylüyor.
- Hangi şarkısıydı?
-
“Mazi kalbimde bir yaradır
Bahtım saçlarımdan karadır
Beni zaman zaman ağlatan
İşte bu hazin hatıradır”
- Aaaa bildim, bildim. Bu şarkıyı söyleyen Seyyan Hanım mı yani?
- Evet, yalnız sözler Necdet Rüştü’nün. Müziği ise Necip Celal Andel’in.
- Nefis!
Cihat Aşkın’ın evine gittik. Büyükçe bir masa vardı. Koyduk evrakları üstüne.
Heyecanla hepsini seçiyoruz. Elime bir gazete haberi geçti, ünlü Alman sinema artisti Evelin Hold, Necip Celal’in meşhur “Mazi” şarkısını okumuş. Nerede? Kadıköy Hale Sineması’nda!
Vay be! Süpermiş.
Bir başka notta bu gazete haberinin hikâyesini anlatmış Necip Celal.
Haliyle inanmamış böyle dünyaca ünlü bir starın ülkemize gelip onun tangosunu söylemiş olduğuna:
“Çok hoşuma giden bu Alman artisti ne münasebetle ülkemize gelsin de benim tangomu okusun” demiş.
İnanmamakta ısrar eden Necip Celal’e bir arkadaşı gazetedeki bu haberi göstermiş.Haber doğru!
Beyoğlu’ndaki meşhur Tokatlıyan’da kalıyor Evelin Hold.Telefon ediyor Necip Celal.Teşekkür ediyor.Evelin Hold da kendisini uzun süredir aradığını, muhakkak görüşmek istediğini söylüyor
Necip Celal Andel de tıpkı Rodrigo gibi âmâ... Evelin Hold, Andel’in gözlerinin iyileşmesi için temennilerde bulunuyor ve Hale Sineması’ndaki konsere davet ediyor.
Evelin Hold, sahneye adımını atar atmaz salon yıkılıyor alkıştan. Hınca hınç dolu o gece Hale Sineması
Vaktiyle Londra’da duvarlara:
“Clapton is God” yazarlarmış. Evelin Hold da o gece öyle alkışlanıyor.
Sırasıyla; Fransızca, İtalyanca, Almanca şarkılar söylüyor ve nihayet sıra Türkçe şarkıya, yani Necip Celal’in Mazi’sine geliyor.
İşte o an Evelin Hold’un jesti geliyor...
Elini kaldırıp Necip Celali işaret ediyor Evelin Hold ve
“Mazi, Necip Celal” diyor.
“Ne göğsünde uyuttu beni
Ne buseyle avuttu beni
Geçti ardından uzun yıllar
O kadın da unuttu beni” diyor!
Şarkıyı o gece 4 defa söyletiyorlar Evelin Hold’a. Ortalık alkış kıyamet..
Şarkı bitince kulise gidiyor Necip Celal. Evelin Hold’a bir kere daha teşekkür ediyor ve ellerinden nazikçe öpüyor.
Fakat Evelin Hold sahiden hayran olmuş Necip Celal’e. O şiveli konuşmasıyla:
- Ne harika tangolar bunlar Necip Bey, diyor.
Velhasılıkelâm iyi dost oluyorlar...
Ertesi gece için randevulaşıyorlar. Nerede? Suadiye Plaj Gazinosu’nda.
Günlüğüne yazdığı notta Necip Celal o geceyi şöyle anlatmış:
“Suadiye plajı bana bu akşam her zamankinden daha güzel geliyor. Mehtap denizin üzerine vurmuş, etraf sessiz, konuşmadan geceyi dinliyoruz.
Oldukça kalabalığız, kıymetli artistimiz Feriha Tevfik, ağabeyim, Yusuf Kenan, Holywood muhabiri Turan Aziz ve daha bir çok sevdiğim arkadaşlarım...
Şimdi ellerimde akordeon, parmaklarım tuşların üzerinde, içimden kopup gelen bütün duygularımı söylüyor...
Kendimden geçmiş bir halde mütemadiyen çalıyorum. O da etrafın isteği üzerine Mazi’yi söyledi. Bu kadar duyarak çaldığımı hatırlamıyorum. Benden bizzat keman çalmamı istedi.
Schuman’ın Akşam şarkısı, Fibich Poem ve onun çok sevdiği Toselli serenad...
Kemandan yükselen sesler yavaş yavaş sönerken, mehtap da artık kayboluyordu.
Gazino tamamiyle bizim için kapatılmıştı. Onunla tadına doyulmaz, rüya gibi bir dans ettik, eğlendik.
Dans ederken bana:
‘Mazi’yi hiç unutmayacağım, dudaklarımdan hiç eksik etmeyeceğim’ dedi
Vakit gece yarısını çoktan geçmişti. İçimden çoşup gelen bir takım sesler var. Kafamın içinde mütemadiyen dolaşıyor, fakat bir türlü toparlayamıyorum. İsteği üzerine akordiyonu elime alarak, ‘Ayrılık’ı çaldım.
Yanıma yaklaştı, dans eder gibiydik yine ama ele ele tutuşmuyorduk.
İşte o anda bana, üzerine çok samimi sözler yazılmış bir fotoğrafını verdi ve sonra tekrar dans etmeye başladık.
Ona bir cesaret:
‘Ne olur bu gece hiç bitmese’ dedim. Ben bu sözleri söylerken, plajın saati 3’ü çalıyordu. Sabah gidecekti. ‘Beni unutma” dedim. ‘Sen de’ dedi.
O akşam ağabeyimin Erenköy’ündeki köşkünde kalacaktım. Yayan yürümeyi tercih ederek sessizce eve geldim.
Zihnim hep onunla meşgul..
O melodiyle meşgul.
Öylece pencerenin kenarına oturdum. Dışarıda yaz böcekleri, kurbağalar ve sık çalılar arasında duyulan bir tek bülbül sesi...
Ortalık hafifçe aydınlanır gibi oldu. Gayri iradi piyanoya doğru yürüdüm. Başımda inanılmaz bir ağrı.
Hemen oturup en sessiz pedala basarak içimden gelen sesleri yavaş yavaş çalmaya başladım. Çünkü başka türlü olmayacaktı. Mümkünü yoktu.
O gece yazdığım beste ise şöyleydi...
Sevdim bir genç kadını
Ansam onun adını
Her şey beni ona bağlar
Kalbim durmadan ağlar
Kemanımla ona bir ses verebilseydim eğer
Bu sesimle ona ersem bana dünyaya değer
Ne yazıkki deniz engin şu ufuklar ölgün
Bin elemle doluyor her yeni gün...”
Necip Celal, yazmamış: Yaşamış!
Biz Cihat hoca ile evrakları toplarken, eşi Nisan Hanım geldi. Ortada bir koli ve bizi harıl harıl çalışırken görünce şaşırdı:
- Hayrola Cihat, bunlar nedir? dedi.
- Görmen lazım. Çok şaşıracaksın.
Nisan Hanım fotoğrafları görünce sahiden pek şaşırdı:
- Dayım, dedi.
Ben konudan uzağım tabii...
“Arkadaş” dedim içimden, “Konu nereden nereye geldi.”
Elbette cehaletime de ayrıca yandım.
Bütün o evraklar Cihat Hoca’’da kaldı. Uzun yıllar o notolarla uğraştı durdu. Derledi,topladı,düzeltti.
Nihayet o gün bulduğumuz eserleri bir albüm haline getirmiş.Sahiden çok sevindim buna.
Var olsun, benim için Necip Celal Andel albümünü ithaflı bir şekilde imzalamış Cihat Aşkın.
Daha böyle pek çok hikâye vardı o günlüklerin içinde. Pek çok şarkının yazılış serüveni vardı.
Tango da ne güzel bir icat be kardeşim. Yüreğini şenlendiriyor insanın..
Deniz Tekin
@canleventozgun Kişinin kendi mutluluğu bir başkasının onayına bağlı olunca bu duraksamalar ve idrak anları oluyor. Ben çocuk sahibi olmak istiyorum ile ben iyi bir evlat yetiştirmek istiyorum arasında yönetici ile lider olmanın farkı var. Hedefler de değişebilir bence 😊
Çinli bir milyarder, Dubai’de aldığı dairesine 300.000$ ödeyerek bu sanat eserini yaptırıyor. Sanatçı sadece bu iş için geliyor ve 2 ay Dubai’de kalıyor.
➖Behçet Yalın Özkara, 30 kere birincilikle girdiği mülakattan elendiğini açıkladı:
⭕️“Ben akademisyenlik çok istiyordum, hakikaten samimiyetle istiyordum. O dönem için kendi alanımda Türkiye'nin en yüksek puanlarını aldım. Otuz kere mülakata girdim birincilikle, hepsinde istisnasız elendim.
⭕️Benim bir tane elenmem vardır, bence Türkiye'nin çok güzel bir özetidir.
⭕️Üç kadro açıldı, on iki kişi gittik hocam biz. ODTÜ'lü birinciler vardı bu arada bu kadrolardan bir tanesinde.
⭕️Enayi olduğum için oturup da eşek gibi çalışıyorum. Oturuyoruz şöyle çok güzel bir şekilde, on bir kişi... Ondan sonra on ikinci geldi hocam. Bakın, yemin ediyorum eşofmanıyla geldi, ismi de Asuman.
⭕️Oturdu, genel sekreter geçti ‘Aaa’ dedi ‘Babişko’
Babişko Asuman o üniversiteye alındı, üç kadrolu üniversiteye. ⭕️İki kadroya ne oldu biliyor musunuz? Hiçbirimiz hak edemedik o iki kadroyu. O ODTÜ'lü birinciler de hak edemedi bu arada, hepimizi elediler. ⭕️Acayip üzüldüm. O güne kadar alınmıyordum ama bu kadar aşağılandığımı hatırlamıyorum.
⭕️Beni geç hocam, ya ODTÜ'lü birinci var abi orada.
⭕️ODTÜ'lü birinciyi aşağıladık ya. ⭕️Dava açmakla da uğraşmadık, yani bu da kötü bir şey; adalete bile inanç kalmamış. Bıraktık gitti...
⭕️Asuman hala üniversitede hocam, doçent şu anda. Doçentlik yapıyor bu hanımefendi.”
Hakkari'de 11 yaşındaki bir kız çocuğu, köyündeki 3 kişinin TECAVÜZÜNE uğradı!
1- Esra’yı "sana acil bir şey söylememiz lazım, akşam ahıra gel" diyerek kandırıyorlar.
2- Esra akşam ahıra gittiğinde Esra’yı kaçırıp şiddet uygulayıp, tecavüz ediyorlar.
3- Tecavüzcüler, tecavüz ettikleri anları kayıt altına alıyor.
4- Esra’yı da birine söylerse kaydı yaymakla ve öldürmekle tehdit ediyorlar…
5- Tecavüzcüler, Esra’yı kayalıklardan aşağı atıyorlar. Oradan geçen arıcılar (biri kuzeni) Esra’yı bulup hastaneye götürüyor.
6- Esra olayı hastanede bir hemşireye anlatıyor, deliller toplanıyor. Bu 3 tecavüzcü tutuklanıyor.
Deliller:
- Esra’nın paramparça olmuş kıyafetleri
- Esra’yı sabah bulan arıcılar ve kuzeni
- Hastanede olayları anlattığı Ayşe hemşire
- HTS kayıtları (telefon sinyalleri)
- Baz istasyonu kayıtları (konum sinyalleri)
- Adli Tıp kontrolünde tecavüz ve meni bulgusu
- ESRA’NIN BEYANI
7- Tutuklanan 3 tecavüzcü 8 ay sonra adli tıp raporuyla “SERBEST” bırakılıyor.
Gerekçe:
- Adli Tıp Raporu’na göre tecavüz ve meni var fakat rapora “erkek DNA’sı kadın DNA’sına karıştığı için kimlik tespit edemiyoruz” yazılıyor ve serbest kalıyorlar.
8- Bunun üzerine zanlıların avukatının AKP il başkanı olduğu ortaya çıkıyor…
9- Esra artık aramızda değil, tecavüzcüler serbest bırakıldıktan 10 gün sonra intihar etti…
Tecavüzcülerin isimleri:
- Nihat Yılmaz
- Veysi Yılmaz
- Zahir Yılmaz
(Timur Soykan)
Kahvaltı için evde ekmek yoktu fırına gittim.7/24 açık olan fırının kapısında “Cenaze sebebiyle kapalıyız” yazıyordu.
Markete gittim. Bir kadın elinde bir kartla “Bebeğime mama alır mısın? Karşılığında sen de yemek kartımı kullan” dedi. Öncesinde başka bir beye sorduğunu, onun reddettiğini gördüm.
“Tamam” dedim. Mamayı aldık. Ben de ekmek aldım. Kasaya gittik, ödedim. Kartı verdi, ben de “Önemli değil” dedim. O da ısrar etmedi.(Eşinin yemek kartıymış öğle yemeğini yemeyip evin ihtiyaçlarını alıyorlarmış.)
“Allah razı olsun senden” dedi. Bu da bana yetti.
Marketten çıkınca Evin nerede diye sordum?Tarif etti, oldukça uzak bir yerde.
Telefon numarasını ve adresini aldım. “Sana uğrayacağım” dedim.
Evi uzaktı, bırakmak istedim ama kendi güvenliğim için temkinli davrandım.
Bursa’da bir arkadaşımdan araştırmasını istedim. Bir süre sonra “Gel, gidelim” dedi. Gittik.
Ev, ev gibi değil Kira birde nasıl kiraya verirsiniz o evi arkadaş.
soğuk… Yatalak kayınbabası var, beşikte bir bebek. Oturacak tek koltuk var, onda da hastası yatıyor.
Önce devlet kurumlarına hasta için bakım desteği başvurusu yaptık.
Bir abim evini verdi. “Fatura, her şey benden” dedi. Eşyalarını yeniledik.
O gün ekmeği alıp eve gittiğimde meğer evde ekmek varmış. Kızım dolapta başka çekmeceye bırakmış.nasip işte!
Bazen nasip kendine değil, başkasınadır.
Sen sadece vesile olursun elinden, vicdanından, malından ve rızkından ayırabildiğin kadar…
Nilay Esmer'in bu çığlığını duyun...
Nilay Esmer Türkiye'de bütün yetkililere açık mektup yazdı...
Bu çığlığa ses olalım:
Yıllarca babamın istismarına uğradım...
Eğitimci olan amcam ve halam beni hep korkuttular...
Amcam ve halama eğitimci oldukları için çok güvendim ama beni sırtımdan bıçakladılar...
Özellikle halam S.E ifadeni değiştirip "rızam vardı" demem için çok baskı yaptı...
Halam "rızam vardı" dememem durumunda babamın çıkınca beni, annemi ve kardeşlerimi öldüreceğini söyledi...
Şanlıurfa'da yaşayan başka bir halam H.E o bölgeden babamı savunmak için bir avukat tutarak bütün bu olayları organize etti.
Babamın bir çok yakını bana sürekli baskı uyguladıkları için büyük bir korku yaşadım...
Bütün bu süreçte yaşadığım bu durumlar, psikolojimi, hayatımı ve geleceğimi etkiledi...
Etkin bir soruşturma ile bütün gerçekler ortaya çıkarılmasını istiyorum..
Benim için adalet sağlansın...
Bütün çocukların hakkı için bu soruşturma yeniden açılmalı...
Bütün yetkililerden tek istediğim bu konuda bana yardımcı olmaları...
Nilay'ın mektubunu okuyunca ortaya çıkan bir gerçek var:
Nilay Esmer'in babası Erdoğan Esmer'in bütün kardeşleri ve babası tek ağız birlikte hareket ederek organize bir şekilde davranarak yaşanan bu iğrenç olayı kapatmak için çalışmışlar...
Erdoğan Esmer'in bütün kardeşleri Erdoğan Esmer'i kurtarmak uğruna yeğenleri Nilay'ın geleceğini yok etmek için organize hareket ettikleri gerçeği otaya çıkıyor...
Nilay Esmer'e bu kötülüğü yapan halaları ve amcaları ile dedesi kesinlikle yargılanmalıdır...
Arkadaşlar Nilay'ın bu mektubunu lütfen paylaşalım ve Nilay'a ses olalım...
@adalet_bakanlik, @abakingurlek
Antalya’da 20.000 TL maaş alan ve 2 çocuğunu üniversitede okutan Mustafa Keskin isimli emekli vatandaş, iftar sofrasının fotoğrafını 592 milletvekiline mail olarak gönderdi.
Keskin, 50 TL maliyetli hazır çorba, salata ve ekmekten oluşan iftar sofrasını gönderdiği mailde “Beştepe Sarayı’nda, TBMM’de kurulan iftar sofralarını ibretle takip ediyoruz” dedi.
(Sözcü - Deniz Ayhan)
Ülkemiz; bir sapığın tecavüz ettiği bir kızla evlenmesine izin verilip, sonra aynı sapığın bu evlilikten olan çocuğunu doktor raporuyla da sabit olduğu üzere istismar edebildiği ve tüm bunları yaparken de bu sapığın başına hiçbir şey gelmeden yaşamına devam ettiği bir ülke olmamalıdır! Arkasındaki tarikat mıdır, vakıf mıdır her neyseniz; Müslümansanız, Allah’a inanıyorsanız, bu sapığı kendi elinizle sizin adalete teslim etmeniz size farzdır! Yargılanmalı! İbreti alem için en ağır cezayı almalı! #FatmaNurÇelik
Ben Özge Bora.
1982 yılında Almanya’da doğdum, 14 yaşıma kadar orada yaşadım.
Çocukluğumda, yaşımı dahi hatırlamadığım bir dönemde komşumuzun oğlu tarafından istismar edildim. Uzun süre sustum. Bir gün cesaretimi toplayıp anneme anlattım. Doktora götürüldüm. Ama o gün benim yaşadığım travmadan çok "kızlığımı kaybedip kaybetmediğim" önemsendi.
"Bir daha konuşulmayacak" denilerek üzeri kapatıldı.
Ben susturuldum !!!!!
Bugün daha ağır bir gerçekle karşı karşıyayım. Kızım, öz babası tarafından istismara maruz kaldı. İşte o gün, annem gibi susmayacağıma, bunu yapanın en ağır cezayı alması için sonuna kadar mücadele edeceğime yemin ettim.
Bu süreçte; bir yıldır el bebek gül bebek baktığım, yatalak kanser hastası annem bile, sesimi duyurmaya çalıştığım için bana
"Bizi Ünye’ye rezil ettin" dedi.
Kızıma sahip çıktığım için, en çok ihtiyacım olan annem tarafından bile "rezil" ilan edildim.
Evet, onların gözünde rezil olabilirim.
Ama ben biliyorum ki asıl rezalet, bilip SUSMAKTIR.
İçimde fırtınalar kopuyor. Yalnız kalıyorum. En yakınımdan destek yerine itibar düşünülüyor!
Ben bu yoldan asla dönmeyeceğim.
Tek isteğim; bu yolda manevi desteğiniz. Çünkü bir çocuk için susmamak, rezillik değil, onurdur.
20 Ay 17 gündür devam eden
3.Duruşmaya 6 gün kaldı…
🗓 27 Şubat 2026 Cuma
⏰ 10.55
📍 Ünye Ağır Ceza Mahkemesi
Lütfen bu 6 gün boyunca bizden desteklerinizi esirgemeyin 🙏
#ÇocuğunBeyanıEsastır
#ÇocukİstismarıAffedilemez
28 Ocak’taki duruşmadan sonra uzun süre sustum.
ÇÜNKÜ ÖĞRENDİKLERİM KANIMI DONDURDU KENDİME GELEMEDİM LÜTFEN BÜTÜN YAZIMI OKUYUN
15 yaşındaki kardeşim Fatih Acacı , akranı tarafından 12 yerinden bıçaklanarak öldürüldü. Katil, cinayetten önce telefonundan şunları araştırmış:
“Kasten adam öldürmenin cezası nedir?”
“Kasten yaralamanın cezası nedir?”
SSÇ olduğu için karşısına çıkan düşük cezaları görünce bu cinayeti işleme kararı verdi.
Yani Fatih normal hayatına devam ederken uyurken, yemek yerken,ailesi arkadaşları ile vakit geçirirken karşısındaki onu öldürmeyi planlıyor, alacağı cezayı hesaplıyordu.
Bıçağı yanında getiren oydu.
Fatih’in olduğu kafenin önüne gelen oydu.
“Konuşalım” deyip onu ıssız bir parka götüren oydu.
Yaz günü uzun kollu kıyafet giyip bıçağı saklayan oydu.
Fatih’i hayati yerlerinden 12 kez bıçaklayarak öldüren de oydu.
Ve Fatih’i kanlar içinde öylece bırakıp kaçan da oydu
Buna rağmen savcı, mütalaasında hafifletici indirim talep ediyor.
Zaten SSÇ olduğu için alabileceği en yüksek ceza 24 yıl. Onun da yatarının o kadar olmadığını hepimiz biliyoruz.
Bu tabloda sorulması gereken tek soru şu: Neyin indirimi?
3 Mart’ta karar duruşması var.
Sosyal medyanın gücü doğru kullanılırsa çok büyük. Bu caninin indirimsiz 24 yıl ceza
alması için ses olalım.
24 yıl bile adalet değilken, daha azına razı olamıyorum çünkü ortada planlı bile isteye alacağı cezaya kadar araştırma yapıp bu cinayeti işlemiş bir fail var
lütfen ufacık bir desteğiniz dahi Fatih’in adaletinin sağlanması için çok kıymetli
#Fatihİçin24Yıl özellikle RT yapıp bu Hashtag (#) kullanarak destek olabilirsiniz 🥺🙏🏻
#Fatihacaciicinadalet
#SSÇ
#ADALETİSİYORUZ @abakingurlek
#MinguzziYasasıÇıksın