Siktir pezevenk. Dostlarımız depresyona girince bir darbe de biz mi vuralım? Depresif dosdlarımıza kapımız açıktır. Bu puştlara kanmayın, gelin neşeleniriz.
"Mahallede istemiyoruz" denilerek komşuları tarafından darbedilen otizmli Elmas Yağmur, yoğun bakıma kaldırıldı.
Acılı anne adalet istiyor: Cezasız kalmalarını istemiyorum
İliç maden ocağında ölen 9 işçiden biri uğur yıldız’dı. herkes kan parasını aldı. ailesi 16 milyonu reddetti.
“bizi yalnız bırakmayın onlar çok güçlü” demişlerdi. bugünkü duruşmada yapayalnızdılar. ve tutuklular serbest kaldı. duygu yıldız isyan etti;
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
"Sevgili Netflix, Amazon, HBO, Disney, Apple TV ve burada adını sayamadığım nice değerli platformlar... Her şeyden önce nasılsınız, iyi misiniz? İyi olmanızı yüce Allah'tan niyaz ederim... Beni soracak olursanız bir tane daha travmalı, bunalımlı, yaslı, bağımlı erkek dedektif görmeye tahammülüm kalmadı. Bana hiç iyi gelmiyor. İçim şişti. Buradaki aile hekimimiz de (sizden iyi olmasın mükemmel bir insandır) 'ben bıraktım, iyi gelmiyorsa sen de seyretme' diyor.
Bizim bu taraflara yolunuz düşerse, sonradan otelde pansiyonda kaldığınızı duyarsam külahları değişiriz, şimdiden söyleyeyim. Burada sizin de bir eviniz var. Yatacak yer problem değil, yazın balkona şezlong atsan yatılıyor. Allah ne verdiyse hep beraber yeriz içeriz. Yengenizin de çok selamı var, 'seneye gelsinler de onlara bir koca tencere zeytinyağlı sarma sarayım' diyor.
Hep travmalı, bunalımlı, ayyaş dedektif olmasın, halüsinasyon falan görmesin. Misal, kayınbirader sigarayı bırakmıştı, en son bunlardan bir tanesi yüzünden yeniden başladı, fosur fosur gördükçe. Dedektif macera başlamadan önce izne çıkıp kendini toparlamış olsun, temizlensin, sağlam kafayla başlasın. Ondan sonra gerekiyorsa bir iki flashbackle o şey yapılır bir derdi varsa.
Reytinginiz, kazancınız bol olsun. Allah zihin açıklığı versin... En kalbi duygularımla. Sizi seven abiniz."
Sofofobi yani öğrenme korkusu, bilgelik korkusu... Gece yatağın altından bilge çıkacak, göğsüne çöküp "hegemonya", "veçhe", "tezahür", "dinamik", "duygulanım" vb. Allah yarattı demeyip anlatacak diye korkmak. Bilge saklanmadığından emin olmak için defalarca yatağın altına bakmak.
Herkes bipolar, boderline ve narsist ilan edilmeye başlandığından beri sokaktaki gerçek delilerin nüfusunda ciddi bir düşüş var. Gres yağı kokup her önüne gelene nah çeken adamlar nerede? Küstürdük onları kendimize.
Ya yürü git ne gelmiş başına. Zindana mı atılmışsın, gözaltı mı yaşamışsın, ailenden yerinden yurdundan mı edilmişsin, enkaz altında selan mı okunmuş, malına mülküne el mi konulmuş
Hala tepeden tepeden laf sokma gayesinde. İşini gücünü sikeyim
Bir insanın Mahir Polat gibi bir adama düşman olması için deccal olması lazım. Onu hastayken hapislerde çürütmek içinse deccalden de öte bir şey olması lazım. Bu mücadele o yüzden demokrasi ve adaletin de ötesinde bir insanlık mücadelesi