@sarseven Bu tipleri okulda tutan öğretmen ve yöneticilerde hata. Kurallar var, bu okul hangi okul bunu da yazın ki işlem yapmayan, eğitim sistemini bu hale getiren yöneticilerden hesap sorulsun.
Birkaç gündür Rahmi Koç üzerinden koparılan fırtınayı dikkatle izliyorum.
Elbette herkesin bir fıkrayı beğenme veya eleştirme hakkı vardır. Ancak ortada ilginç bir durum var.
96 yaşındaki Rahmi Koç, Koç Topluluğu'nun kuruluşunun 100. yılında yaklaşık 6 bin çalışanı, bayisi ve yöneticisiyle birlikte Anıtkabir'e gidiyor. Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün huzuruna çıkıyor. Türkiye'nin en büyük şirketlerinden biri, yüzüncü yılını Ankara'da ve Anıtkabir'de kutluyor.
Tam da bu görüntülerin ardından, yıllardır kahvehanelerde, televizyonlarda, filmlerde ve günlük hayatta anlatılan bir fıkra üzerinden büyük bir linç kampanyası başlatılıyor.
Bu ülkede yıllarca Laz fıkraları anlatıldı, Karadeniz fıkraları anlatıldı, Kayserili fıkraları anlatıldı. İnsanlar bunları mizah olarak değerlendirdi. Beğenmeyen eleştirdi, gülen güldü.
Bugün ise bir fıkra üzerinden neredeyse bir ömür boyunca ülkeye yatırım yapmış, binlerce insana iş vermiş bir insanın hedef tahtasına konulmasını doğru bulmuyorum.
Rahmi Koç'un anlattığı fıkrayı beğenmeyebilirsiniz. Eleştirebilirsiniz. Hatta kendisinin özür dilemesini de isteyebilirsiniz. Ancak eleştiri ile linç arasında büyük bir fark vardır.
Benim dikkatimi çeken asıl konu ise şudur:
Anıtkabir'de binlerce çalışanıyla Cumhuriyet'e ve Atatürk'e bağlılığını gösteren görüntülerden rahatsız olanlar mı var?
Çünkü bazen mesele anlatılan fıkra değildir.
Bazen mesele, verilen mesajdır.
Eleştirelim ama adil olalım.
Yıllardır Karadenizliler, Lazlar ve farklı yöre insanları hakkında yüzlerce fıkra anlatıldı. Kimi zaman hoşumuza gitmedi, kimi zaman eleştirdik ama toplum olarak bunları çoğunlukla mizah çerçevesinde değerlendirdik.
Bugün ise yaşlı bir kişinin anlattığı bir fıkra üzerinden adli soruşturma açılması ve ülke gündeminin buna kilitlenmesi birçok insana çifte standart gibi geliyor.
Burada asıl tartışılması gereken konu; mizahın sınırları nerede başlar, ayrımcılık nerede başlar ve bu sınırlar herkese eşit mi uygulanır?
Eğer bir söz gerçekten toplumun bir kesimini aşağılıyor ve insan onurunu zedeliyorsa buna karşı çıkmak doğrudur. Ancak aynı hassasiyetin yıllardır farklı bölgeler, farklı kimlikler ve farklı toplumsal gruplar için de gösterilmiş olması gerekir.
Adalet ve toplumsal hassasiyet, kişiye veya gruba göre değiştiğinde insanlar doğal olarak şu soruyu sorar: Ölçü aynı mı, yoksa değişiyor mu?
Yıllardır Karadenizliler, Lazlar ve farklı yöre insanları hakkında yüzlerce fıkra anlatıldı. Kimi zaman hoşumuza gitmedi, kimi zaman eleştirdik ama toplum olarak bunları çoğunlukla mizah çerçevesinde değerlendirdik.
Bugün ise yaşlı bir kişinin anlattığı bir fıkra üzerinden adli soruşturma açılması ve ülke gündeminin buna kilitlenmesi birçok insana çifte standart gibi geliyor.
Burada asıl tartışılması gereken konu; mizahın sınırları nerede başlar, ayrımcılık nerede başlar ve bu sınırlar herkese eşit mi uygulanır?
Eğer bir söz gerçekten toplumun bir kesimini aşağılıyor ve insan onurunu zedeliyorsa buna karşı çıkmak doğrudur. Ancak aynı hassasiyetin yıllardır farklı bölgeler, farklı kimlikler ve farklı toplumsal gruplar için de gösterilmiş olması gerekir.
Adalet ve toplumsal hassasiyet, kişiye veya gruba göre değiştiğinde insanlar doğal olarak şu soruyu sorar: Ölçü aynı mı, yoksa değişiyor mu?
Yıllardır Karadenizliler, Lazlar ve farklı yöre insanları hakkında yüzlerce fıkra anlatıldı. Kimi zaman hoşumuza gitmedi, kimi zaman eleştirdik ama toplum olarak bunları çoğunlukla mizah çerçevesinde değerlendirdik.
Bugün ise yaşlı bir kişinin anlattığı bir fıkra üzerinden adli soruşturma açılması ve ülke gündeminin buna kilitlenmesi birçok insana çifte standart gibi geliyor.
Burada asıl tartışılması gereken konu; mizahın sınırları nerede başlar, ayrımcılık nerede başlar ve bu sınırlar herkese eşit mi uygulanır?
Eğer bir söz gerçekten toplumun bir kesimini aşağılıyor ve insan onurunu zedeliyorsa buna karşı çıkmak doğrudur. Ancak aynı hassasiyetin yıllardır farklı bölgeler, farklı kimlikler ve farklı toplumsal gruplar için de gösterilmiş olması gerekir.
Adalet ve toplumsal hassasiyet, kişiye veya gruba göre değiştiğinde insanlar doğal olarak şu soruyu sorar: Ölçü aynı mı, yoksa değişiyor mu?
Yıllardır Karadenizliler, Lazlar ve farklı yöre insanları hakkında yüzlerce fıkra anlatıldı. Kimi zaman hoşumuza gitmedi, kimi zaman eleştirdik ama toplum olarak bunları çoğunlukla mizah çerçevesinde değerlendirdik.
Bugün ise yaşlı bir kişinin anlattığı bir fıkra üzerinden adli soruşturma açılması ve ülke gündeminin buna kilitlenmesi birçok insana çifte standart gibi geliyor.
Burada asıl tartışılması gereken konu; mizahın sınırları nerede başlar, ayrımcılık nerede başlar ve bu sınırlar herkese eşit mi uygulanır?
Eğer bir söz gerçekten toplumun bir kesimini aşağılıyor ve insan onurunu zedeliyorsa buna karşı çıkmak doğrudur. Ancak aynı hassasiyetin yıllardır farklı bölgeler, farklı kimlikler ve farklı toplumsal gruplar için de gösterilmiş olması gerekir.
Adalet ve toplumsal hassasiyet, kişiye veya gruba göre değiştiğinde insanlar doğal olarak şu soruyu sorar: Ölçü aynı mı, yoksa değişiyor mu?
Yıllardır Karadenizliler, Lazlar ve farklı yöre insanları hakkında yüzlerce fıkra anlatıldı. Kimi zaman hoşumuza gitmedi, kimi zaman eleştirdik ama toplum olarak bunları çoğunlukla mizah çerçevesinde değerlendirdik.
Bugün ise yaşlı bir kişinin anlattığı bir fıkra üzerinden adli soruşturma açılması ve ülke gündeminin buna kilitlenmesi birçok insana çifte standart gibi geliyor.
Burada asıl tartışılması gereken konu; mizahın sınırları nerede başlar, ayrımcılık nerede başlar ve bu sınırlar herkese eşit mi uygulanır?
Eğer bir söz gerçekten toplumun bir kesimini aşağılıyor ve insan onurunu zedeliyorsa buna karşı çıkmak doğrudur. Ancak aynı hassasiyetin yıllardır farklı bölgeler, farklı kimlikler ve farklı toplumsal gruplar için de gösterilmiş olması gerekir.
Adalet ve toplumsal hassasiyet, kişiye veya gruba göre değiştiğinde insanlar doğal olarak şu soruyu sorar: Ölçü aynı mı, yoksa değişiyor mu?
@yenisafakwriter Kalabalık dediğin muhtemelen çalışanlarıdır. Bu kadar insana ekmek veren bir aile, Sen kendi aileni bakamıyorsun utanmadan bir de laf mı söylüyorsun ?
Tuncelili bir Kürt ;
▪️ Kürt sorunu diye bir şey tanımıyorum çünkü yok.
▪️ Devlet bana şu konuda ayrımcılık yapıyor” deyin hak vereyim ama yok. Siz g*tünüzden uyduruyorsunuz.
▪️KPSS’den atandım. Kimse bana “Sen Kürt’sün biz Türkleri alıyoruz” demedi.
▪️ Savcı kuzenim var Kürt. Geçmişte ülkenin Kürt başbakanı vardı. Milletvekillerinin yarısı Kürt. Galericilerin, inşaatçıların yani en zenginlerin çoğusu Kürt.
@Kerimbutunn Bu ülke sana ve senin gibilere ekmek yedirdiğinden dolayı suçlu. TOMA nın üzerinde ne işi vardı bu kişinin ? Bu ve senin gibi tipler bu ülkenin vatandaşlığından çıkarılmalı.
"Haklıdan yana değil, güçlüden yana olanlar korkak ve kaypak olurlar. Güç merkezi değiştikçe dönerler; fırıldak olurlar."
Uğur Mumcu
Ne güzel bir söz söylemiş rahmetli. Yakında fırıldak olup bugün ki paylaşımlarını silecek olan çok kişi göreceğiz.
Gümüşhane Üniversitesi’nde mezuniyet provası sırasında bir öğrencinin Bozkurt işareti yaptığı gerekçesiyle bir akademisyen tarafından fiziksel müdahaleye uğradığı ve sonrasında darp raporu aldığı yönündeki iddialar kamuoyunda büyük tepki oluşturdu.
Öncelikle olayın tüm yönleriyle soruşturulması ve gerçeklerin hukuk çerçevesinde ortaya çıkarılması gerekir. Ancak iddialar doğruysa, burada asıl sorgulanması gereken konu; bu toplumun kültürünü, bölgenin insan yapısını ve milli hassasiyetlerini tanımayan bir anlayışın üniversite çatısı altında nasıl görev yaptığıdır.
Ben bu üniversitede Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi alanında yüksek lisans yapmış biriyim. Bu okulun akademik kadrosunu ve bölgenin sosyolojik yapısını yakından bilen biri olarak şunu açıkça söyleyebilirim:
Tanıdığım birçok akademisyen; milliyetçi hassasiyetleri olan, bölge insanının değerlerini bilen, saygılı ve sağduyulu insanlardı.
Bu nedenle bir öğrencinin yaptığı Bozkurt işaretine tahammül edemeyip fiziksel müdahalede bulunulduğu iddiası, Gümüşhane’nin ruhuyla da üniversite ciddiyetiyle de bağdaşmamaktadır.
Bir akademisyen görev yaptığı toplumun değerlerini, kültürünü ve hassasiyetlerini bilmek zorundadır. Bu milletin önemli bir kesiminin kimlik sembolü olarak gördüğü bir işarete karşı öfke diliyle hareket edilmesi kabul edilemez.
Bu nedenle Gümüşhane Üniversitesi Rektörlüğü’nün konu hakkında derhal kapsamlı bir soruşturma başlatması, olayın tüm boyutlarıyla açıklığa kavuşturulması ve bölge insanının değerleriyle açık çatışma yaşayan anlayışların üniversite bünyesinde görev yapmasının yeniden değerlendirilmesi gerekir.
Üniversiteler ideolojik tahammülsüzlüğün değil; bilimin, sağduyunun ve toplumsal barışın merkezi olmalıdır.