Yok analık hakkı, süt hakkı o hak bu hak diye diye narsist ana babaların çöplüğü haline gelmişiz.. Çocuklarımızı kendimize borçlu hissettirmeden sevebilmeliyiz.
“Hayatı, büyük çaresizliğimizi, nihayet anladığımızı düşüneceğiz. İçimizde bilmediğimiz bir şeylere isyan etme isteği doğacak. Sonra yine bahar gelecek, yaz gelecek. Tekrar eden şeyler bizi tekrar tekrar sevindirecek.”
Bizim Büyük Çaresizliğimiz
şöyle açıklar:
“Görmüyor musun? O gösterdiğin yollarda, tarlalarda yeni tomurcuklanmış çiçekler, taze bitkiler var. Onları ezersek, bir dahaki yıl yiyecek hiçbir şey bulamayız. Biz doğaya bakmazsak, doğa da bize bakmaz.”
Hıdırellez gecesini hep sever, hep bir mutlu olurum. Şimdi Yaşar Kemal’in Binboğalar Efsanesi’ni okuyunca doğayla iç içe yaşamanın, yaşamaktan da öte iç içe geçmenin, hıdırellezin, baharın, konar göçerliğin hikayesinin bu denli içimde uyandırdığı hisleri anlatmanın mümkünü yok.
Kitabın bir bölümünde oba beyi ile bir yörük arasında şöyle bir konuşma geçiyor:
Niçin kestirme yoldan değil de bu taraftan gidiyoruz?” diye sorar yörük.
Oba beyi yanıtlar: “Eğer şimdi kestirme diye oradan geçersek, seneye hayvanlarımız aç kalır.”
“Neden?” diye sorulunca da
“Evet, Ruth’un masumiyetine daha önce Martin’in aklına bile getiremeyeceği ölçüdeki saflığına halel gelmemişti ama öte yandan vişneler onun da dudaklarını boyuyordu.”
“Oysa, zamanla oluyor ne oluyorsa. Sen fark etmeden, sen anlamadan.”
Bizim Büyük Çaresizliğimiz - Taner Birsel https://t.co/G3O9dPSOx5 @YouTube aracılığıyla
Helallik istemek, para dağıtmak, tribünleri susturmak, çadır satmak, protesto eden Tip’lileri yerde tekmelemek, küfür kıyamet.
Bütün bunlar yirmi dört saat içinde oldu.
Bu hayatı size rağmen yeniden kuracağız.
sonra kederlenip rüyayı görmek için sabırsızlanıyorum. beni her şeyin mümkün olduğuna inandığım çocukluğuma ve mutluluğa götürecek rüyayı...
the mirror (andrei tarkovsky, 1975)