Milli Takım kampındaki oyunculara, “Her galibiyetten sonra koştur koştur soyunma odasına inip video çeken Spor Bakanı herhangi bir mağlubiyetten sonra soyunma odasına gelip destek oldu mu?” dedim. “Hayır” dediler. Ve daha da acısı son maçı beklemeden Sayın Bakan uçağa atlayıp Türkiye’ye geri dönmüş. Ülkenin spor bakanının Milli Takım’ına yaptığı şu muamele inanılır gibi değil. Bu çocukların önünde daha uzun yıllar, büyük başarılar var. Bizim Cocuklar kazanınca mı “bizim” Sayın Bakan? Çok yazık…
simgesel şeylere takılmasanız mı acaba beyler hanımlar; sabahtan beri yeni partinin adı şu olacak bu olacak...
Mahmut partisi olsa da, Basgeç partisi de olsa vereceğiz oyumuzu bu zihniyetten kurtulmak için...
isterse adını "malum parti" koysunlar...
Aile bağları çok abartılıyor. Eğer gerçek bir anne baba varsa iyi ya da en azından normal insanlarsa aile bağı olur. Yoksa bir tarafın bir tarafı daima istismar ettiği, kötülük ettiği ilişkiye ne kadar aile bağı diyebilirsin. İşte bu zırvalıklar hep toplum baskısı vesaire...
düşkünün mantığına göre düşkün bu iddiayı mahkemeye götürmezse kesin doğru anlamına geliyor.
götürürse de doğru olduğu kanıtlanacak...
al sana bir kaya...
Kılıçdaroğlu'nun 2.5 saatlik batışını artık konuşmayayım diyordum, ama bunu görünce yazmak farz oldu.
Sorunun cevabını dinlemeden ikinci, üçüncü soru soruldu yazmış @drmadiguzel . Öyle değil.
Kılıçdaroğlu o kadar anlamsız cevaplar verdi ki gazeteciler soruların anlaşılıp anlaşılmadığından emin olamadıkları için tekrar tekrar sormak, soruları netleştirmek zorunda kaldılar.
Kılıçdaroğlu tüm ama tüm sorulara bir safsatayla, bir savuşturmayla karşılık verdi. Döngüsel mantık, yanlış ikilem, whataboutism gibi safsataları defalarca kullandı. "Parayı veren de söylüyor, almadım diyen de kanıtlıyor" derken itirafı da inkarı da kanıt saydı. Öyle bir durum ki tura gelse Kılıçdaroğlu kazanır, yazı gelse öteki kaybeder.
Bu kadar çok safsatanın, bilişsel çarpıtmanın, yön değiştirmenin kullanıldığı bir başka konuşma ancak bir absürd komedi filminde olabilirdi, zaman zaman kendimi Sacha Baron Cohen filmi izliyor gibi hissettim.
Ve Kılıçdaroğlu neredeyse gazeteciler kadar çok soru sormuş. Transkript çıkarıp baktım, cümlelerinde 316 kez soru kalıbı var. Bazıları direkt, bazıları retorik soru. Üç gazetecinin tamamında 199 soru var. "Siz niye şunu sormuyorsunuz, siz gazeteci değil misiniz" kalıbını tam 36 kez kullanmış. Birisi saldırdıysa saldıran Kılıçdaroğlu. Sesi de sürekli yüksek perdedendi zaten.
Kılıçdaroğlu tam 19 kez iddianameleri okumadığını, bilmediğini söyledi. Yüzlerce CHP'liyi tutuklatan, milyonlarca seçmenin iradesini gasbeden bu davaların iddianamelerini, bir CHP yöneticisi olarak okumadım dedi. Bir vatandaş ve seçmen olarak yazıyorum @drmadiguzel Utanın, ne diyeyim, utanın. O da utansın siz de utanın.
Ve el insaf. 260 kez yargı, hukuk, dava, mahkeme dedi. Sürekli bunların arkasına saklanıyor. Sürekli gidip aklansınlar diyor. Başında Akın Gürlek'in olduğu bir adalet sisteminde mi aklanacak bu insanlar? El insaf.
100 küsur kez arınma, temizlik, kirlilik, ahlak gibi kelimeleri obsesif bir şekilde tekrarladı. 90 kez "söyledim, defalarca söyledim" diyerek sürekli hesabı geçmişe iade etti. Bu kadar çok obsesif bir şekilde aynı kelimeleri tekrar etmenin anlamını ben artık söylemeyeyim ne biçim psikolog derler sonra. Konuyu okuyucuların vicdanına bırakıyorum.
Sonuç şu: İki buçuk saat boyunca tek bir mantıklı söz yok. Üstüne çıplak aramaya maruz kalmış bir kadının ifadesi, Demirtaş'ın hapse yollanması gibi konulardaki utanç verici cevapları var. Özetle 2.5 saat parti içi iktidarı kaybettiği için hırsından kendini kaybetmiş ve iktidarla işbirliğine girmiş bir adamın arınma temalı obsesyon operasını izledik.
İnsanlar aptal değil. Bu ülkede çocuk yetiştirmeye çalışan bir anne olarak sizi allaha havale ediyorum, ama havaleyle de kalmam nefesim yettiğince de yapabileceğim her yerde size karşı duracağım. Biliyorum yalnız değilim.
@samiltayyar27 Nasıl sorsaydı Şamo? Görev verilmeden kendi kendine bu işlere giriştiyse o daha fena. Bayağı gasp suçuna girer. Arkasında ona bu görevi veren bir muktedir var ki tuzlukla koşa koşa kabul etmiş.
Niye paragraf paragraf savunma yaptınız ki iletişim koordinatörü bey? Kimseye soru verildiğini düşünmedik. Soru verildiği halde kendini bu duruma düşürdüyse, durum düşündüğümüzden de vahim olurdu. Peşine takıldığınız ihtiyar, çok fena çuvalladı, siz hâlâ burada pembelikler falan.
Sözcü TV Yayınına İlişkin Not
Öncelikle Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu ve ekibinden hiç kimse yayında hangi gazetecilerin olması gerektiğine ilişkin tek bir telkinde bulunmadı. Bu çerçevede yapılan haberlerin gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkmıştır.
Sözcü TV’de yayına katılan gazeteci arkadaşlar ile hangi soruların sorulacağına dair hiçbir temas kurulmadı ve hiçbir soru sorulmadı.
Gazeteci arkadaşlarımız yayına yaklaşık 1 saat kala Genel Merkezimize geldiler. Sadece bir bardak çay içip yayının olacağı salona geçtiler. Genel Başkanımız ile de orada karşılaştılar. Yayın öncesi hiçbir yönlendirme asla yapılmadı, yapılması da söz konusu değildir.
Yayın sonrasında Genel Başkanımız gazeteci arkadaşlarımızı makamına davet ederek orada ağırladı ve sonrasında da onları yolcu ettik.
Bu yayın nedeniyle Sözcü TV Genel Yayın Yönetmeni İpek Özbey’e; yayında soruları yönelten Senem Toluay Ilgaz, Aslı Kurtuluş Mutlu ve Barış Terkoğlu’na teşekkür ediyoruz.
Sorulan sorular ve verilen cevaplara ilişkin olumlu olumsuz çok sayıda yorum yapılmıştır, yapılacaktır. Herkesin kendi ölçeğinde bir değerlendirmesi olacaktır. Ancak dün akşam özgür bir gazeteciliğin ve cesur bir siyasetin ne denli özlendiği ve hayati olduğu ortaya çıkmıştır. Bu program hem gazetecilik açısından hem de siyaset ve medya ilişkisi açısından bir referans noktası olacaktır. Bundan sonra liderlerin çıktığı her program hem gazetecilerin soru sormaları açısından hem de bir liderin cevaplama biçimiyle bu programa göre bir değerlendirmeye tabi tutulacaktır.
Bir televizyon programının kendi sınırlılıklarını aşacak düzeyde başka bir yoruma tabi tutulması doğru değildir. Pozisyonel bir karşıtlıktan hareketle üretilen düşüncelerin zamanla daha sağlıklı ve sağlam bir zemine oturacağına inanıyor, programa gösterilen yoğun ilgi nedeniyle teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Dr. Ali Haydar Fırat
CHP İletişim Koordinatörü
@ipekkozbey@ilgazsenem@baristerkoglu@aslikurtuluss@kilicdarogluk@herkesicinCHP@szctelevizyonu
Futboldan anlamam ama insan davranışından anlarım. Voleybolcu kadınlara şampiyonluktan sonra esirgenen desteği, ortada hiçbir başarı yokken futbolculara verenler bu sonucu hazırladı. Devletin de, markaların da, halkın da buradan çıkaracağı ders açık: Önce performans, sonra ödül. Önce başarı, sonra alkış.
Davranışbilimin temel kuralı şudur: Ödüllenen davranış devam eder! Türkiye olarak futbolda yıllardır devletiyle, markasıyla, taraftarıyla vasatlığı ödüllendiriyoruz.
Aşırı keyiflendim. 3. Dünya Savaşı'na giden komando triplerine girdiniz, elinize verip yolladılar. Ülkücü bıyıkları, hamaset fışkıran ağlak reklamlar, otel köşesinde lise bebeleri gibi sigara içmeler, halka mafyacılık oynamalar... Partili milli takımdan kurtulduk sonunda.
Hakaret ederek eleştiriyorum, var mı diyeceğin? @kilicdarogluk Marmaris ilçe seçimlerinde parti üyesi olarak (senden de önce üyeydim) oy kullandığımda tek şartım seni şutlayacak ekibe oy vermekti ve onlara oy verdim. Boş boş konuşma bunak
Ardacım, öyle yukarıya bakıp kendi kendine konuşursan deli sanarlar seni. Sebebi göklerde değil; kendinde, takım arkadaşlarında, son derece yersiz hadsizliklerinizde, TFF'de, "ben artık Türk oldum" diyen teknik direktörde falan ara. @10ardaguler#BizimÇocuklar
@kriptotrX@kilicdarogluk Bakmatik derken? Deterjan markası herhalde. Durumum iyi çok şükür, kendim satın alabiliyorum marketten deterjanı falan. Sağ ol, aklımda bulunsun. İhtiyacı olan varsa, belediyeye sor derim.