"KORSAN HUTBE!"
Aziz cemaat:
Komşunuzun aç olduğunu bile bile rahat uyuyabiliyorsanız, imanınızı sorgulayın!
Cuma günleri sevindirecek yetim aramıyorsanız, sırtından yük alacağınız bir baba, hüznünü dindireceğiniz bir anne aramıyorsanız, güler yüz göstereceğiniz bir dertli aramıyorsanız, "hayırlı cumalar!" diyerek cumayı hayır edemezsiniz!
Maddi imkânınız olmayabilir, siz de muhtaç olabilirsiniz; ama bir mümin veya insan kardeşinize bir tebessüm etmekten, bir selam vermekten, bir hal hatır sormaktan, güzel ve gönül alıcı bir sözle yüreğini hoş etmekten imtina ediyorsanız, Allah'ın rahmetini beyhude bekliyorsunuz!
Kıymetli müminler ve mümineler:
Biz yek diğerimize hayır olmadan, umut olmadan, birbirimizin yükünü almadan, birbirimizin yüreğini serinletmeden "serin gölgelikleri" olan cenneti umamayız! Dünyanın iyileşmesini, erdemin çoğalmasını, iyiliğin hakim olmasını bekleyemeyiz.
Kıymetli cemaat:
Bu cuma mutlaka bir yük alın, bir yetimi sevindirin, bir gönül alın, bir umut olun, bir tebessüm edin.
Birbirimize somurtacak, caka satacak, kibredecek, mal yığacak, güç gösterisi yapacak kadar uzun değil hayat.
Güzel insanlar:
Açlığın kollarında, sefaletin yollarında, yoksulluğun koynunda, omuzunu çatırdatan yüklerin altında nice insanlar var; onları arayın bulun. Aramaya, bulmaya vaktiniz, imkanınız, sağlığınız yoksa, olanlarla organize olun. İyilikte yardımlaşın. İyilikte yardımlaşmadıkça, yarışmadıkça, koşmadıkça, koşanlarla birlikte olmadıkça hayatımızda ve ölümümüzde hiçbir hayır yoktur! Hiç imkânınız yoksa, birbirinize tebessüm edin. Bir zalime buğz edin, bir mazluma dua edin, bir taşı yoldan kaldırın, bir karıncaya su verin, bir kediciği sevin, bir fidana su dökün, bir kardeşinizi affedin...
Dünyaya geliş sebebimizin sadece iyilik olduğunu, bütün ibadetlerimizin amacının bizi iyi insanlar yapmak olduğunu unutmayın.
Bu cumayı gerçekten bir iyilik başlangıcı yapın ve varlığınızın, varlığa hayır olması için bir miad olması için gayret gösterin.
Dünyada ancak bu şekilde huzur bulabilir, ahiret hayatımızın selametini ancak bu şekilde umut edebiliriz.
Ve unutmayın! Rabbimiz, iyiliklerin kötülükleri örteceğini söyler. Elinizden ne kadarı gelir, gücünüz ne kadarına yeterse iyilik edin. Kasın, gücün, baldır bacağın, evin, arabanın, paranın, malın, görgüsüzlüğün, çirkefliğin, ezmenin, üstenciliğin, kibrin, hoyratlığın, azgınlığın reklamının yapıldığı ve özendirildiği bu zaman diliminde, iyiliğin, güzelliğin, merhametin, şefkatin "reklamını" yapın. Ayıplayıcıların ayıplamasından korkmadan, riyaya kapılmadan, yetimi incitmeden, iyiliği başa kakmadan iyiliğinizle örnek olun. Allah en küçük güzelliği bile ödüllendirendir. Yapın bir güzellik işte...
Hayırlı cumalar!!
Ramazan Yaman
"KORSAN HUTBE!"
İSLAM NEDİR, NE DEĞİLDİR?
Değerli müminler ve mümineler:
Din istismarcılarının, “hilafet” pazarcılarının, “şeriat” toptancılarının geleneğin içinden, İsrailiyat’tan, Hristiyanlık’tan, atalardan, gnostik kültürlerden/dinlerden ithal ettikleri ve çorbaya çevirip, içine de bir tutam “İslam” katarak, “İslam Devleti!” diye insanlığın önüne koydukları; bilinçsiz halk kitlelerini inandırdıkları ve aslında İslam’ın muradına tamamen aykırı olan bir yönetim biçimini, bir zorbalığı, bir irade gaspını, bir karanlığı “İslam’ın emri” diye anlattıklarına şahit oluyoruz.
Müslümanları utandıran, İslam’ı ve onun elçisi Muhammed aleyhisselamı küçük düşürmeye yarayan bu tutuma sessiz kalmamak gerek.
Kıymetli cemaat:
Ben hiçbir kuruma, kuruluşa, Diyanet’e, vakfa, cemaate, muhafazakâr veya seküler bir camiaya göbekten bağlı olmadığımdan; çoğunluğun alkışını, takdirini, eleştirisini, hakaretini, tehdidini dikkate almadığımdan; kalabalık kitleleri arkama almak gibi bir amaç gütmediğimden; kimseden maaş almadığımdan; sırtıma yumurta küfesi koymadığımdan; elime tutuşturulmuş ve adına “hutbe” denen bildiriyi okumak zorunda kalmadığımdan; bildiğim hakikatleri sizlere her cuma açıkça söylüyorum/yazıyorum.
Benim gibi olamayanları da kınamıyorum; çünkü herkesin bir gerçekliği, bir zorunluluğu, bir duyarlılığı, gözden çıkarmayı göze alamadığı pozisyonu, unvanı, aşı, maaşı vs. vardır. Belki ben de o şartlarda olsam, ben de onlar gibi olabilirdim. Yani kimseyi ayıplamıyorum.
Güzel insanlar:
Hutbe bugün biraz uzayacak; ama sonunda sizlerin kafasını biraz karıştırabilirsem, evlerinize veya işyerlerinize gidince anlattıklarımı Kur’an’la tetkik etme düşüncesine sizleri sevk edebilirsem ne mutlu bana…
Sizlere bugün İslam’ın ne olmadığı ve ne olduğu hakkında hitap edeceğim/hutbe vereceğim.
Başlıyorum:
Lütfen iyice dinleyin ve yanlışım varsa düzeltin. Öyle “namazdaymış” gibi dinlemeyin! Zira Allah’ın hitabı hariç hiçbir hitap itiraz edilemez değildir. Ben size burada kendi fikirlerimi söylüyorum, kutsal metin/vahiy okumuyorum.
1. Özgürce tercih edilmeyen, kişiye başka bir seçenek bırakılmadığı için kişinin “tercih etmek” zorunda kaldığı İslam’a veya İslam’ın herhangi bir emrine isyan etmek muhatabın hakkıdır. Bu isyankârın yanındadır İslam. Çünkü böyle bir “İslam” yoktur.
2. İslam, kendisine iman etmek istemeyene zor kullanarak iman ettirecek kadar karanlık bir din değildir.
3. İslam, Arap saltanatçılığına, Türk hanedanlığına, Pers kavmiyatçılığına, Sünniciliğe, Şiiciliğe, Selefîliğe, tarikatçılığa, particiliğe muhtaç olacak kadar zayıf bir din değildir.
4. İslam, emirleri zorla dayatılacak kadar boş bir din değildir.
5. İslam, akıl sahiplerine hak din olduğunu izah edemeyecek kadar âciz değildir. İslam, zorbaların elinde, mollaların elinde, dincilerin elinde sallanan bir kılıç olmayı hak edecek kadar değersiz bir din değildir.
6. İslam, “şeriat devleti” kurup insanların aklını, iradesini, hürriyetini zapturapt altına alacak kadar; insanlara zorla ibadet ettirecek kadar, münafıklığı onaylayacak kadar çaresiz bir din değildir.
7. İslam, soruları zorla susturacak kadar; insanlığın ortak aklını, insanlığın birikimini, insanlığın ortak değerlerini görmezden gelecek kadar; onları düşman sayarak kendini korumaya alacak kadar yoz bir din değildir.
8. İslam, kendi şekillendirdiği medeniyetlerden veya topluluklardan gayrısının ürettiği ürünlere, değerlere, hikmete burun kıvıracak, sırt dönecek kadar özgüvensiz bir din değildir.
9. İslam, “İran İslam Cumhuriyeti!”, “Taliban Hilafet Devleti!”, “Arabistan İslam Devleti!” vd. adlarıyla kendine kaleler oluşturup; o kalelerin içindeki Sasani paradigmalarla, Emevîcilikle, Abbasîcilikle, Arapçılıkla, tarikatçılıkla, Şiicilikle, Sünnicilikle, Selefîlikle kendini konumlandırıp; mollaların, ruhbanların, şeyhlerin, gavsların, kralların, sultanların, prenslerin eline mahkûm kabul ederek var olmaya çalışacak kadar karaktersiz bir din değildir.
10. İslam, sokaklarına “ahlak polisleri” salınmış bir ülkeyle tanımlanacak ve böyle bir ülkenin karanlığına mahkûm edilerek anlaşılacak kadar kof bir din değildir.
11. İslam, çöl şartlarını, çöl iklimini, çöl kültürünü, çöl algısını bütün coğrafyalara, bütün iklimlere, bütün kültürlere, bütün çağlara dikte edecek kadar; bütün insanlığı belli bir kavme, belli bir zaman aralığına, belli bir düşünceye, bir yoruma, bir bakış açısına çağıracak kadar dünyadan, çağlardan, iklimlerden, kültürlerden, zamanın ruhundan, bireylerin ve toplumların tekâmülünden, her bir insanın özgün yapısından habersiz bir din değildir.
12. İslam, sadece seçkinlerin, ruhbanların, şeyhlerin, şıhların, mecnunların, soytarıların, şarlatanların "anlayacağı" kadar esrarlı bir din değildir.
13. İslam, “hilafet” isteyecek kadar kaba, kof, boş, sığ bir din değildir.
Peki, nedir İslam?
İslam, akıl sahibi bireylere önce kendi hayatlarını ahlak, iman, ret (Lâ), tevhit, akıl, ilim, hikmet, vicdan, emek çerçevesinde inşa edip; varlığını Allah’ın istediği iyilik ve doğruluk merkezli bir zeminde tutmaktır. İyiliğe destek, kötülüğe engel olmak için kazanılan yüksek bir motivasyondur. Allah’ın irade verdiği insanların iradelerini dini veya ideolojik cehennemlerde yakmaya çalışanlara karşı direnmek için sığınılan muhteşem bir sığınak, cephe, karargahtır.
İslam’ın getirdiği bireysel-toplumsal emir ve yasakların değerinin, İslam adına despotizmle yoğrulmuş “İslam Cumhuriyetleri” içinde değil, “İnsan Cumhuriyetleri” içinde fark edileceğine, anlaşılacağına, yaşama imkânı bulacağına tam olarak kanî olmaktır. “İslam devleti” diye bir devlet kurmanın; İslam’ı insanlığın elinden çalmak, onu bir devletin sınırlarına hapsetmek, orada şekillenmiş ve şekillenecek kültürü, koşulları, yorumları, coğrafi şartları vs. İslam’ın yerine koymak zorunda kalınacağını hiçbir zaman unutmamaktır.
Cem olmak-cemaat olmak, bir olmak-birlik olmak demenin; halifenin, sultanın, kralın, çobanın, tiranın, kalabalıkların iradesine mutlak teslim olmuş “kaba et yığınları” demek olmadığını; mümeyyiz (seçip ayıran) akıl sahibi bireylerin bir araya gelmeleri demek olduğunu bilmektir. İslam budur.
Söylediklerimi Kur’an’la, akılla, tabiat ayetleriyle, sosyolojik ayetlerle, tarihle (özellikle Müslümanların tarihiyle) tetkik edin. Hatam, kusurum, yanlışım, eksiğim varsa bağışlayın.
Allah’ın güzel kulları:
Her zaman olduğu gibi bugün de camiye yardım toplanmayacaktır. Her biriniz mutlaka ihtiyaç sahibi birilerini bulun ve onların gönlünü hoş edin ki cuma size hayır olsun. Ama çıkın ve ihtiyaç sahiplerini kendiniz arayıp bulun.
İyiliğin en güzeli ve en hayırlısı, bizzat kendimizin arayıp bulduğu yoksullara kendi ellerimizle yaptığımız yardımdır. En azından gönül alıcı söz söyleyecek sıkıntılı bir kardeşinizi bulun. Yani bugün mutlaka bir iyilik edin. Cumayı kendinize ve en az bir kardeşinize hayır edin.
Allah iyilikte yardımlaşanları sever ve aralarındaki muhabbeti, dostluğu, kardeşliği ziyadeleştirir, bereketlendirir. O'nun sevindirdiğiniz kulları ise cennetiniz olur.
Yetimi incitmeden, yoksulu gücendirmeden, onların onurunu kırmadan, iyiliği başa kakmadan; güzelliği, iyiliği, din ve insan kardeşliği bilincini bir karakter haline getirenleri Allah'ın nasıl bir ödülle ödüllendireceğini hayal etmemiz bile imkânsız.
Hayırlı cumalar!!
Ramazan Yaman
GÜNEŞE KANDİL GEREKMEZ!
Demem o ki Müslüman kardeşim; eğer sen mirac olayını kendin yaşayabiliyor ve rabbine beş vakit secdelerini burak eyleyip yükselebiliyorsan, zaten miracın mübarektir. Benim senin miracını tebrik etmeme veya sorgulamama lüzum yoktur. Allah görmektedir. Kur'an güneşinin altındaysan sana kandil gerekmez! Ama bundan mahrum kaldıysan, "kandil" ihtiyacındır ve seni bunun için yargılayamam...
Mirac dediğin, rabbine kalbini teslim edip, dünyalık hay huydan azad olmaktır. Yapma bana öyle senin fiziksel dilinle benim fiziksel kulağım arasında kalacak "kandil edebiyatı!"
Gözümün önüne minareler arası çekilmiş ipler ve gazla çalışan aygıtlar geliyor! Başka da birşey gelmiyor.
Takva yoksulu, ihlas fukarası olarak tasvir ediyorsun beni zihninde biliyorum; ama sen de öyle bir yolculuk anlatıyorsun ki bana; salatın bu gece emrolunduğunu ve "en üstün" rasül olarak anlattığın peygamberi, "Yahudilerin peygamberi" diye içinden burun kıvırdığın Musa'dan akıl aldırıp (haşa) Allah ile pazarlık yaptırıyorsun!
50'den beşe kadar düşürmek için, bir indirip bir çıkardığın huzur-u ilahi ile Musa makamı arasında "geri zekalı" algısı (haşa) oluşturan bir rasül, kulunu (haşa) tanımayan bir Allah tasavvurunu kafama çakmaya çalışıyorsun.
Resulü, beygire benzeyen (burak) bir yaratığın üstünde düşündüğüm zaman utanıyorum ben. Takva yoksulu, itikat fukarası, ihlas garibanı olduğumdandır belki; ama ben böyle bir şeyi kabullenemiyorum.
Sanma miracı inkar ediyorum, hâşâ: Hepimizin kalpleri Allah'a doğru yükselmeli her gün, her saat ve her an...
İsra süresini okudun mu sen? Sen İsra'yı bildin mi? Hani gece yürüyüşünü...
Bir beygirin üstünde uçan bir peygamber düşleyemezsin, İsra'yı okuyunca. Okumayı yasaklamadılarsa, hele bir oku.
Mirac dediğin; bizlerin beş vakit belli bir dozda yaşadığımız olayın, dozu daha da arttırılmış; Allah'ın, rasülüne daha ileri boyutta ihsan ettiği bir olaydır.
Senin miracın (Allah'a ruhen, kalben yaklaşman) yoksa, onun yaşadığı mirac, minareler arası çekilen iplerdeki ışıklardan ibaret kalır. Garip ve kanatlı bir hayvanın sırtında göklere doğru süzülen, Sümer, Bizans, Mısır vs. medeniyetlerinin minyatürlerindeki fantastik tasvirlerden kopya edilmiş peygamberi, haşa Muhammet (s.a.v) ile karıştırırsın.
"Kandilin kutlu olsun!" derken bana, gerçekten ne dediğini anlayamıyorum! Ama senin miracın varsa gerçekten, sana mutlaka hayırlı ve kutlu olacaktır.
Benim işgüzarlık edip kutlamama gerek yoktur! Ama senin miracın yoksa, benim peygamberimin miracından kendine cennet çalmaya kalkma: Al o kanatlı garip beygirin üstündeki adamı, al o hayalindeki, cin ve insan şeytanlarının senin zihnine enjekte ettiği, Muhammet aleyhisselamla dalga geçen çakma "Musa'yı", al o hayalindeki aciz ve pazarlığa açık ilahını, ötelerde oyalan! Sana kutlu olsun!
Kalbi " kirlenmiş" ve cerrahi operasyonla temizlenme ihtiyacı hasıl olmuş, ve nitekim Allah "üç adet tabip melek" gönderip kan pompalama organını temizlettirmiş bir adamı peygamber olarak kabul edemem ben! O olsa olsa Hint ellerinde boy vermiş din bağlılarının veya İranlı zerdüştlerin veya eski Yunan paganlarının ilahlarından biridir!
Benim öyle bir İlahım, öyle bir peygamberim, öyle bir miracım, öyle bir "kandilim" yok! Benim "gece yolculuğuna" (İsra) çıkmış, "namaz müminin miracıdır" diyen bir peygamberim ve beni 5 vakit miraca bekleyen bir rabbim var.
Hadi sana "iyi kandiller!" Kandilin, mumun, ışıldağın, gaz lamban, florasanın ve bilumum aydınlatma aygıtların sana mübarek olsun. Kur'an'ın aydınlığı bize yeter.
"Güneşin" apaçık aydınlattığı yüreklere "kandil" gerekmez!
Ancak, "güneşi" göstermemek için insanları karanlık kalelere, izbelere, mağaralara dolduranlar, insanların başlarına "hizip çuvalı", "tarikat çuvalı" şu-bu çuvalı geçirenler, belli günlerde onlara "kandil geceleri!" lûtfederler!
Müminler, Kur'an güneşinin şavkıyla aydınlandıkları için "ilkel ve kör kandillere" ihtiyaç duymazlar... Çünkü “Kur'an Güneşine” kandil gerekmez!
Ramazan Yaman
“Senin benim Rabbim olman,bana övünç olarak yeter.
Benim sana kul olmam bana şeref olarak yeter.
Ya Rabbi Sen tam da sevdiğim gibisin.
Beni de senin sevdiğin gibi yap.”
Hz.Ali (r.a.)
Dışarıda dünyanın birçok yerinde
Reisin nasıl bir adam olduğunu anladılarda
Bizim içimizdeki kavanoz kafalılar anlamadı
Ankara Büyükşehir Belediyesi
#Sallandık Soğuk savaş Barış yarkadaş #UElkeKısırDoenguede
Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
“Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin ki, üzerinize bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın.
Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin.”
HUD Suresi 52. ayet
#OHAL#TürkiyeYanıyor
(Pazar Yazısı!)
BİZ GERÇEKTEN KUR'AN OKUYOR MUYUZ?
"Düşüne düşüne oku" diyen Allah ile adeta dalga geçiyoruz (haşâ) ve şarkı söyler gibi Kur'an okuyup, kaval dinler gibi Kur'an dinliyoruz.
Mest oluyoruz, keyif alıyoruz, “sevap alıyoruz” ama bir türlü ibret almıyoruz, öğüt almıyoruz, ders almıyoruz.
Hiç neşemiz kaçmıyor.
Hiç kafamız karışmıyor.
Hiç derdimiz artmıyor.
Hiç sorularımız çoğalmıyor.
Hiç beynimiz gerilmiyor.
Hiç bedenimiz ağırlaşmıyor.
Hiç kalbimiz sarsılmıyor.
Hiç umudumuz artmıyor.
Hiç ortalık aydınlanmıyor.
Hiç güneş doğmuyor.
Hiç yağmur yağmıyor.
Hiç yollar açılmıyor.
Yüzümüze tebessüm olmuyor.
Bizi bir yoksul kapısında bırakıvermiyor.
Bir din satıcısıyla kavgaya tutuşturmuyor.
Bir zalimin karşısına dikmiyor.
Hüzünlendirmiyor.
Ağlatmıyor.
Derin bir nefes aldırmıyor.
Bir “ah” çektirmiyor.
Düşüp kafamızı gözümüzü yaracak kadar;
tekrar kalkıp doğrulacak kadar sarp yokuşlara vurmuyor.
Hata yapacak, tekrar hata yapacak ve tekrar tekrar baştan başlayacak kadar dirayet vermiyor.
Kur’an hayatımızın her alanına inmek istiyor, bizi yetimlerin kalbine indirmek istiyor; biz oraları terk ediyoruz.
Kur’an bizi kendimize yükseltmek istiyor, biz kendimizden alçak yerlere kaçıyoruz.
Kur’an bize kendimizi tanıtmak istiyor; biz kendimizi görmek istemiyoruz.
Kur’an bizi kendimize getirmek istiyor; biz kendimizden geçmek istiyoruz.
Kur’an bizi kendi şahsiyetimizle var etmek istiyor; biz bir sürünün içinde yok olmak istiyoruz.
Kur’an bizi hakikate çağırıyor; biz masal dinlemek istiyoruz.
Kur’an bizi delile çağırıyor; biz delilere gidiyoruz.
Kur’an bizi akıllandırmak istiyor; biz aklımızdan kurtulmak istiyoruz.
Kur’an bizi anlama çağırıyor; biz anmalar düzenliyoruz.
Kur’an bizi Rasülullaha çağırıyor; biz Mekke’nin çocuğunun yaşam şartlarını, elbiselerini, soyunu, Mekkeliliğini ve Araplığını kutsuyoruz.
Kur’an bizi insan olmaya çağırıyor; biz insanlığımızdan soyunuyoruz.
Kur’an her birimizi yeteneklerimize göre giyindirip kuşandırıp kimimizi dağlara, kimimizi göklere, kimimizi makinaların başına, kimimimizi kalemin-defterin başına, kimimizi laboratuvara, kimimizi ormana, kimimizi denizlere çağırıyor ve oralarda fiili (gerçek) dua etmemizi istiyor; biz cübbelerimizi giyip, sarıklarımızı sarıp, kravatlarımızı takıp, kokularımızı sürüp, sürmelerimizi çekip eşyanın, hayatın, zamanın sırrına vakıf olmaya çalışıyoruz.
Kur’an yeniliğe çağırıyor; biz eskiye öykünüyoruz.
Kur’an zamana, imkânlara, değişen dünyaya nüfuz etmek istiyor, onun ahlakını, hukukunu oluşturmak, şekillendirmek istiyor; biz Kur’an’ın bu işlerden anlamayacağını iddia ediyoruz.
Kur’an hayatın her alanına, zamanın her ânına aralıksız nazil oluyor; biz ona geçmişin fıkhıyla, geçmişin yorumlarıyla; başka koşullara, başka insanlara, başka hayatlara, başka ânlara inmiş haliyle cevaplar yetiştiriyoruz.
Kur’an kaliteli, nitelikli, kişilikli bireyler olarak hayatta var olmamızı, hayatın öznesi olmamızı istiyor; biz güneşten korunmaya çalışan koyunlar gibi kafalarımızı birbirimizin karnının altına sokuyoruz.
Kur’an, hizipleri yıkmak istiyor; biz onunla hizbimizi güçlendirmeye çalışıyoruz.
Kur’an her bireyin yüreğine bir “İnsan devleti” kurmak istiyor; biz insan devletlerini tarumar edip “Şeriat devleti” kurmak istiyoruz.
Kur’an ayet indirmek istiyor, anlam indirmek istiyor, hayat indirmek istiyor; biz hatim indirmek istiyoruz!
Kur'an rehber olmak istiyor; biz ezber etmek istiyoruz.
Ramazan Yaman
İran’ın birçok politikasını eleştirebiliriz
Türkiye ile olan ilişkileri eleştirebiliriz
Suriye’de yaptıklarını eleştirebiliriz
Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail’den bugüne siyasi çekişmeleri yargılayabiliriz
İran ve İsrail’i aynı kefeye koymak haksızlık değil, vicdansızlık olur.
Biraz el insaf