AKP’nin diplomatik başarı diye ambalajladığı kriminal gerçekler!
Bugüne kadar, Irak-Türkiye ham petrol boru hattındaki usulsüz petrol taşımacılığının 2014-2018 yıllarını kapsayan bölümünü açıklamıştık.
Şimdi, 2019 yılındaki dosyasını açıyoruz: ⬇️
Bir kara para cenneti olan Jersey Adası’nda;
Türkiye’ye ait yüz milyonlarca dolarlık petrol parasının buharlaştırıldığını ortaya çıkardık.
AKP’nin, Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı’nda uluslararası anlaşmalara aykırı olarak;
Irak Merkezi Hükümetinin izni olmaksızın taşıdığı ve Ceyhan Limanı’nda yüklemesini yaptığı petrol için;
2019 yılında ⬇️
Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nden 494 milyon 186 bin dolar petrol taşıma ücreti aldığını tespit ettik.
Bu devasa tutar önce, AKP hükümetinin Jersey Adası'nda kurmuş olduğu ve finansal tablolarına gizlilik getirdiği;
Turkish Energy Company (TEC) adlı şirkete transfer ediliyor.
Ardından 264 milyon 909 bin doları Türkiye’ye, BOTAŞ’a aktarılıyor.
Geriye kalan 229 milyon 276 bin dolara ne olduğu ise meçhul!
Bu para, adeta bir kara delik olan Jersey Adası'nda buharlaşıyor!
Güncel kurla 11 milyar lira kayıp!
Bunun adı uluslararası soygundur❗️
Kayıp tutar, mutlaka CB Tayyip Erdoğan’ın ve ilgili AKP’li bürokratların mal varlığından tahsil edilmelidir!
Kaynak⬇️
- Irak Bölgesel Kürt Yönetimi 2019 Yılı Deloitte Resmî Petrol Raporu,
- BOTAŞ 2019 Yılı Sayıştay Raporu,
- Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Raporu
Son dönemde bir şey dikkatinizi çekti mi? Dünyada enerji üreten herkes vuruluyor. Sadece biri hariç.
Rusya'nın rafinerileri birer birer yanıyor.
Körfez'in petrol tesisleri İran savaşında vuruldu.
Katar'ın dünyaya gaz taşıyan dev tesisi Ras Laffan hasar gördü.
Büyük enerji üreticileri sırayla düşüyor.
Ama bir ülkenin tek tesisi bile yanmadı. Üstelik üretimini her gün artırıyor.
ABD.
Herkes bunları ayrı ayrı savaşlar sanıyor. Oysa hepsi aynı kapıya çıkıyor.
ABD'yi dünyanın efendisi yapan şey dolardı.
Ama son yıllarda o silah köreldi.
Suudi Arabistan, BAE, Katar, İran.
Hepsi sessizce dolardan çıkıp Çin'in parası yuana kaydı, petrolünü başka paralarla da satmaya başladı.
Dünyayı dolara bağlayan zincir kopuyordu.
İşte tam burada ABD silah değiştirdi.
Madem dünyayı artık parayla tutamıyorum, doğrudan enerjinin kendisiyle tutarım dedi.
Peki şimdi ne oluyor?
Baştaki o haberlerin her biri bunun parçası.
Rusya dünyanın en büyük enerji ihracatçılarından. Bugün rafinerilerinin neredeyse yarısı vuruldu, yakıt üretimi 2009'dan beri en düşük seviyede. Kendi ülkesinde bile benzin sıkıntısı başladı.
Körfez, dünyanın petrol musluğu. İran savaşında tesisleri vuruldu. Katar'ın dünyaya gaz taşıyan dev tesisi hasar gördü, tamiri yıllar alacak.
Yani ABD'nin iki büyük rakibi, Rusya ve Körfez, aynı dönemde enerji üretiminden düşüyor.
Bir de kimsenin yan yana koymadığı bir şey var.
Bütün bunlar olurken ABD, dünyanın en büyük petrol rezervine el attı. Venezuela'ya.
Venezuela'nın petrol rezervi dünyanın en büyüğü, ABD'ninkinin neredeyse dört katı.
Ocak 2026'da ABD Venezuela'ya girdi, lideri Maduro'yu yakalayıp götürdü. Hemen ardından yaptırımları kaldırıp oradaki petrolü kendi şirketlerine açtı.
Sıralama şu.
Önce dünyanın en büyük petrol deposunu kendine aldı. Hemen sonra rakiplerinin muslukları birer birer kapandı.
Bu sıra tesadüf olabilir mi?
Sahada tedarikçiler düşerken, ayakta kalan tek güç ABD.
Çünkü ABD dünyanın en büyük gaz ihracatçısı. Üstelik kapasitesini her çeyrek büyütüyor. Kendi enerjisini kendi çıkarıyor, kimseye muhtaç değil.
Bunun işe yaradığını gösteren bir işaret var.
Çin, tarife savaşı yüzünden bir yıldır ABD'den gaz almıyordu. Katar'a, Rusya'ya yönelmişti.
Ama o kaynaklar da sıkışınca, geçen hafta Çin bir yıl sonra ilk kez yeniden ABD gazı aldı.
ABD, aslında Çin'in yaptığı şeyin aynısını yapıyor.
Çin nadir elementi silaha çevirdi, vermediği gün fabrikalar duruyor. ABD de aynısını enerjiyle yapıyor.
Nadir element birkaç sanayiyi durdurur.
Ama enerji, evini ısıtan, fabrikanı çalıştıran, ışığını yakan şey. Ondan kaçış yok.
Bu çağın kuralı da bu.
Kazanan, en büyük orduya sahip olan değil.
Herkesin muhtaç olduğu kaynağı elinde tutan.
Bir kaynağı silaha çevirmenin iki yolu vardır.
Ya onu en çok sen satarsın. Ya da senden başka satan bırakmazsın.
ABD şu an ikincisini yapıyor. Rusya'nın rafinerileri, Körfez'in tesisleri, Venezuela'nın petrolü.
Hepsi aynı tablonun parçası.
Aşağıdaki analiz, bu resmi net çiziyor.
Böyle bakabilen az hesap kaldı. Takibe değer.
En 1927, una joven investigadora rusa entró a un café en Berlín para almorzar y notó algo extraño en el comportamiento del camarero.
No sabía que aquella simple observación cambiaría la psicología para siempre.
Se acercó al camarero y le pidió algo muy sencillo…
Hayatı kolaylaştırmak için yapılan bir köprü. Firmaya verilen günlük geçiş garantisi. Ve tam yüzde 91’lik hata payı. 1915 Çanakkale Köprüsü’nden söz ediyoruz. Ve cebimizden çıkan milyar liralardan. İşte bizim hikayemiz.
Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılışı ile birlikte dünya çocuklarına armağan edilen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun. 🇹🇷
#EnGüzelBayram | #23NisanKutluOlsun
Şimdi tam 30 sene öncesine yani 29 Mart 1996'ya dönelim ve o günün gündemini Milliyet gazetesi üzerinden takip edelim.
1) Sürmanşette Brother Laptop reklamı var ki gazete bunu kuponla dağıtıyordu o dönem.
Tabii hesap makinesinden biraz hallice çıkmıştı bu makine. ++
-Erden Timur; former vice president of Galatasaray.
-Murat Ozkaya; former executive for Galatasaray and president of another team in the same league.
These two individuals were paying Icardi's salary off the books and when both were arrested,Icardi stopped receiving his salary.
Konu ne Orkun nede Semih…!
Orkun bir Beşiktaşlı ve yaşananların farkında. Buna rağmen, her şeyi göze alarak Beşiktaş’a geldi.
Konu @Besiktas - @MilliTakimlar konusu! Örnek’mi?
Birlikte 416 gole katkı sağlayıp 12 kupa kazanan Metin–Ali–Feyyaz üçlüsü, buna rağmen A Milli Takım’da bir kez olsun ilk 11’de birlikte sahaya sürülmedi!
Biz buna BİZANS OYUNLARI diyoruz @TFF_Org !!
#sizinçocuklar
Konu Orkun değil.
Semih de olmadı.
Orkun zaten fanatik Beşiktaşlı.
Herkes gibi bu olanların da farkında.
Bunları bilerek Beşiktaşa geldi.
Birlikte 400 gol katkısı verip 12 kupa alan metin-ali-feyyazın 1 kez bile birlikte a milli takım ilk 11inde oynamadığını biliyor muydunuz ?
Orkun Kökçü'nün oynamamasına verilen tepkiyi Semih Kılıçsoy'un Euro 2024 süreciyle kıyaslamak kurnazlık.
Orkun şu an Avrupa'da ilk 10 merkez orta sahadan biri. Dün akşam yerine oynayan Hakan Çalhanoğlu'ndan da daha iyi oyuncu. Hakan'ın 1.5 aylık sakatlıktan dönüşünü katmıyorum bile.
Orkun, Şenol Güneş yönetiminde 21 yaşında Dünya Kupası elemelerinde bu takımın ilk 11 oyuncusu oldu. 23 yaşında, Avrupa Şampiyonası elemelerinde de Stefan Kuntz'un Türkiye'sinde düzenli ilk 11'deydi.
Montella, göreve geldikten sonra Euro 2024'de 4 maçın 3'ünde Orkun'u ilk 11 başlattı. Hollanda maçında kart cezalısıydı. Turnuva boyunca Arda'yı sağda da oynattı, 4-6-0'ın en ucunda da oynattı ama Orkun'a mutlaka yer buldu.
Milli Takım'ın Uluslar Ligi'nde A grubuna yükseldiği serüvende 8 maçın 6'sında ilk 11'deydi. Montella, bu maçların 4'ünü Hakan - Orkun - Arda merkeziyle oynadı.
Ne hikmetse 11 Temmuz 2025'te Beşiktaş'a imza attıktan sonra Dünya Kupası elemelerinde 6 maçın sadece 2'sine ilk 11'de başladı.
Son 11 maçta 7 gol 4 asistlik katkısı ve inanılmaz oyunuyla kariyerinde eşi benzeri olmayan bir form yakaladığı dönemde Romanya karşısında yalnızca 12 dakika süre aldı.
Can Uzun ve Berke Özer'in kadroya çağrılmadığı, Ozan'ın yerine Samet'in ilk 11 başladığı, kulübede Yunus dururken İrfan Can'ın süre aldığı, Kerem'in sahte 9 oynadığı bir ortamda Beşiktaş taraftarı ve Türk spor kamuoyu tabii ki cayır cayır yanan Orkun'un neden oynamadığını sorgulayacak.
Hücum gücü yüksek 8 numaranın oynamayışını "İsmail Yüksek'in sahip olduğu özellikleri barındıran futbolcuya ihtiyacımız olduğuna inandım" açıklamasını yaparak saçma bir kıyasla geçiştirmek Montella'nın kendi konfor alanına ne denli düşkün olduğunu gösteriyor.
Kısacası Semih süreciyle Orkun’u bir tutmak ya meseleyi anlamamak ya da bilerek çarpıtmaktır. Jenerasyondaki forvet kıtlığında Semih'in oynamasını istemekle, zirve formdaki Orkun'un 11 başlamasını beklemeyi aynı kefeye koymak iyi niyetli değil.
Orkun’un oynatılmamasını sorgulayana “milli takımda adamcılık yapmayın” demek ise tartışmayı kazanamayanların son sığınağı.
Orkun Kökçü;
📌 Beşiktaş'a transfer olmadan önce Milli Takımda oynayabileceği 17 maçın 15'ine ilk 11'de başladı.
📌 Beşiktaş'a transfer olduktan sonra ise 7 maçta sadece 2 kez ilk 11'de yer aldı.
Sorun Beşiktaşlı Orkun'un alınmaması değil, sorun mevkisinin zirvesi olan Orkun'un 11 olmaması.
Soru 1: Dünya üzerinde hangi milli takımda bir menajerin 7, 8 oyuncusu aynı anda oluyor?
Soru 2: İstatistik eğer bir veri ve kıstas ise Samet Akaydın hamgi veriye göre kadroda? Hakan sakatlıktan yeni çıkmış ve son 2 aydır hangi verisi ile milli takımda? Kendi takımında bile rotasyon olan İsmail hangi veri ve istatistik ile kadroda?
Orkun, şu an kendi mevkisinde Türkiye'nin 1 numarası, Avrupa'nın ilk 3 sırasında (Opta).
Kimse kusura bakmasın ama Montella'nın forma adaleti ciddi manâda sorgulanmalı.
Orkun Kökçü 🎩
📌 Son 11 maç, 11 gole katkı: 7 gol 4 asist!
Orkun Kökçü, Sofascore verilerine göre Süper Lig’de orta sahalar arasında 8 istatistikte lider konumda:
🥇 Reyting: 7.53
🥇 Gol: 5
🥇 Gol beklentisi: 4.87
🥇 Asist beklentisi: 6.47
🥇 Maç başına toplam şut: 3.0
🥇 Maç başına isabetli şut: 1.1
🥇 Yaratılan büyük şans: 11
🥇 Maç başına kilit pas: 3.2
#BizimÇocuklar mı?
Yoksa #SizinÇocuklar mı?
Herkes aynı soruyu soruyor.
Anlaşma var mı? Yok mu?
Trump: "Anlaşmaya çok yakınız."
İran: "Hiçbir anlaşma yok."
Herkesin kafası karışmış.
Çünkü herkes yanlış soruyu soruyor.
Doğru soru şu: Anlaşma kimin şartlarıyla olacak?
Şu an gördüğünüz her açıklama, her tehdit o sorunun cevabını belirlemek için yapılıyor.
Anlatıyorum...
Trump her fırsatta aynı cümleyi kuruyor: "Anlaşmaya çok yakınız."
Neden?
Çünkü her "anlaşmaya yakınız" açıklaması Trump'a 3 şey kazandırıyor.
Birincisi: Piyasaları sakinleştiriyor.
Borsa yükseliyor. Petrol fiyatı düşüyor. Dolar stabilize oluyor.
Amerikan seçmeni cüzdanından anlar. Başka bir şeyden anlamaz. Benzin fiyatı ucuzluyorsa başkan iyi iş yapıyordur.
İkincisi: Harcamaları kontrol altına almaya çalışıyor.
ABD'nin Ortadoğu'daki askeri operasyonları günde tahminen 1 milyar doları aşıyor.
39 trilyon dolar borcu olan bir ülke. Ve üstüne her gün milyarlarca dolar savaş harcaması.
Üçüncüsü: Uluslararası baskıyı susturuyor.
NATO müttefikleri tedirgin. Kamuoyu baskısı her gün büyüyor.
Trump "anlaşma var" dediğinde bu baskıların hepsini tek cümleyle susturuyor.
İran neden "anlaşma yok" diyor?
İran'ın durumuna bakın.
Hamaney öldürüldü. Askeri altyapı ağır hasar aldı. Ekonomi savaş öncesinde zayıftı. Şimdi çok zayıflamış durumda.
İran anlaşma istiyor mu?
Elbette istiyor.
Ama "anlaşma istiyoruz" dediği an her şeyi kaybeder.
Çünkü müzakerede en zayıf olan ihtiyacını ilk gösteren taraftır.
İran "anlaşma yok" dediğinde 3 şey kazanıyor.
Birincisi: İç kamuoyuna mesaj veriyor.
"Teslim olmadık. Boyun eğmedik." Halk iç desteğini artırıyor.
İkincisi: Uluslararası toplumda direnen taraf imajı kazanıyor. Sempati büyüyor. Diplomatik destek artıyor.
Üçüncüsü: Ve en önemlisi. Trump'a doğrudan mesaj gönderiyor.
"Kolay olmayacak. Ucuza kapatma. Masaya daha fazlasıyla gel."
Şöyle düşünün.
İki adam araba satışı için buluşuyor.
Satıcının arabayı satması lazım. Kirası birikmiş. Paraya ihtiyacı var. Ama alıcıya bunu gösteremez.
Ne diyor?
"Bu arabayı bu fiyata satmam. Başka müşterilerim var. Fiyat bu. Alıyorsan al."
Alıcının arabayı alması lazım. İşe gidecek araç yok. Ama satıcıya bunu gösteremez.
Ne diyor?
"Bu fiyata almam. Piyasada daha iyisi var."
İkisi de yalan mı söylüyor?
Hayır. İkisi de pozisyon alıyor.
Şu an Trump ile İran arasında olan tam olarak bu.
Masada ne pazarlık ediliyor?
Herkes "barış" diyor. Ama masada pazarlık edilen barış değil.
5 madde var. İlk 4'ünü herkes konuşuyor. 5. maddeyi kimse konuşmuyor. Ama asıl savaş orada.
Birincisi: Nükleer program. Amerika "tamamen kapat" diyor. İran "sivil enerji hakkımız" diyor.
İkincisi: Yaptırımlar. İran "hepsini kaldır" diyor. Amerika "aşamalı olur" diyor.
Üçüncüsü: Amerika İran'a "vekil grupları dağıt" diyor. İran "iç meselemiz" diyor.
Dördüncüsü: Askeri varlık. İran "bölgeden çekilin" diyor. Amerika "Körfeze güvenlik garantisi lazım" diyor.
Ve beşincisi.
Bence İran'ın masaya koyduğu en ağır talep.
"Hürmüz Boğazı'ndan geçiş koşulsuz olmayacak. İran ve bölgesel çıkarlara uygun şartlar altında yapılacak."
Bu 5 maddeyi bir yere kaydedin. Anlaşma haberleri geldiğinde bu listeden kontrol edin. Hangisinde taviz verildi. Hangisinde verilmedi. Gerçek kazananı o zaman görürsünüz.
Ama önce 5. maddenin neden diğer 4'ünden daha tehlikeli olduğunu anlatmam lazım.
Dünya petrol arzının %20'si Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor.
İran ne diyor?
"Artık koşulsuz olmayacak."
Bu cümle basit görünüyor. Ama içinde bir tehlike var.
Şöyle düşünün.
Dünyada petrol almak istiyorsan ne yapıyorsun?
Önce dolar alıyorsun. Sonra o dolarla petrol alıyorsun.
Sistem basit: Petrol dolarla alınır satılır. Herkes dolar tutmak zorunda kalır. Dolar talep görür. Amerika istediği kadar para basar.
Şimdi İran diyor ki:
"Hürmüz Boğazı'ndan geçiş koşulsuz olmayacak."
Bu ne demek?
İran "dolar istemiyorum" diyebilir. "Yuan kabul ederim" diyebilir. "Rupi kabul ederim" diyebilir. "Benim şartlarıma uymayan tanker geçemez" diyebilir.
Bu kabul edilirse ne olur?
Uzun vadede petrodolar sistemine baskı oluşturabilir.
Dolar talebinin temeli petrol ticareti. İran o noktanın kontrolünü istiyor.
Asıl soru.
5. maddeye ne olacak?
İlk 4 madde klasik pazarlık. İkisi de taviz verir.
Ama 5. madde öyle değil. Biri kazanırsa diğeri kaybeder.
Ve bu masada kazanan en güçlü olan değil.
En iyi pazarlık yapan.
Bu benim kişisel analizimdir.
Savaşla ilgili tüm gelişmeleri ve analizleri buradan paylaşıyorum.
Önümüzdeki birkaç gün çok yoğun geçecek, sizi her şeyden haberdar edeceğim.