… Çünkü insanlar başkalarını memnun etmekten, hayır demenin sonrasında çıkacak tatsızlıklardan kaçınmak için deveye hendek atlatıyorlardı, dünya bu yüzden boka sarmıştı.
Vigdis Hjorth
@Canbey9191@omerekinci Evet hep vardı ve aile içinde örtbas ediliyordu malesef. Zaten mahallen ve akrabaların dışında insan göremediğin içinde kimseye bişey diyemiyordun. Sonuna kadar katılıyorum kimse kimseye dokunmasın..
Bir çocuğun / gencin çekindiği
üç unsur vardı. Evde anne baba, okulda öğretmen ve sokakta kolluk güçleri.
Önce “çocuğunuzla arkadaş gibi olun” modasıyla anne-babanın otoritesi bitti.
Sonra okulda öğrenci ve velinin fiziksel ve sözlü şiddetine karşı sahip çıkılmayarak öğretmenin itibarı yerle bir edildi.
Akabinde AB uyum yasaları diyerek kolluk kuvvetleri güvenlik görevlisine dönüştürüldü.
İnsan bir otoriteye tabi olması içgüdüseldir. Hayatındaki bu otorite eksikliği boşluk kabul etmedi.
Korkacağı, çekineceği bu üç unsurdan artık çekinmeyen çocuk ve gençteki bu otorite boşluğunu sokaktaki serseri, dizideki kabadayı, okul önündeki mafyatik tipler doldurdu.
Şimdi elimizde sadece anne babadan, öğretmenden veya kolluk kuvvetlerinden değil, mahkemeden, hakimden, savcıdan hatta cezaevinden bile çekinmeyen bir gençlik kaldı.
Yapımda ve yayında emeği geçenlere Allah izan ve nizam versin.
Sabah kahvaltısını hazırlıyorsun öpüp koklayıp okula bırakıyorsun ama 13 yaşında ailesinin yetiştiremediği bi o evladı yüzünden saçının teline kıyamadığın çocuğun canı için camdan atlamak zorunda kalıyor
ÖNLEM ALIN #EğitimdeŞiddeteHayır
Ömrümde hiç bir an bile şöyle hiç bişey düşünmeden öylece duvara bakıp duramadım. Hiç kafamı yastığ koyup beynimi boşaltıp uykuya dalamadım.
Zihinsel aktivitemi kontrol edemiyorum. İradem dışında kafamda bişeyler düşünülüyor. O kadar yorucu ki.
Psikiyatra gitsem şimdi bana ağır bi ilaç verecek o da hepten bitkisel hayat. Zaten ilaçları başlayanlar bırakamıyor bi de o var. Ondan da korkuyorum. Bu sorunun bi çözümünü bilen var mı?
-Ya ne güzel kafan çalışıyor
Değil. Durmuyor durmuyor. Çalışıp da benim başıma atom parçalamıyor. Gerekli gereksiz bi sür şey iradem dışında kafamda aktivite yaratıyor. İşlemci hep ısınmış durumda. İstediğim zaman durabilmek istediğim zaman düşünebilmek istiyorum.
Aynı durumu yaşayıp çözüm bulabilen var mı?
🔴 15 yaşındaki kardeşim Fatih Acacı, akranı olan bir cani tarafından 12 kez bıçaklanarak katledildi.
Olay günü Fatih, arkadaşıyla birlikte yıllardır gittiği, bildiğimiz ve güvendiğimiz bir PC kafedeydi. Karşısındaki parka, akranı olan cani tarafından “konuşacağız” denilerek çağrıldı.
Kafe sahibine, “Abicim oyunumuzu kapatma, 5 dakika arkadaşımızla konuşup geleceğiz” dedi. Telefonunu ve cüzdanını orada bıraktı.
Çünkü çocuğumun aklının ucundan bile geçmiyordu böyle bir vahşetle karşılaşacağı.
Fail, yaz günü olmasına rağmen uzun kollu bir hırka giymiş, bıçağı kolunda saklamıştı. Fatih’i parkta kameraların görmediği, ağaçların arasındaki bir alana götürdü ve orada 12 kez bıçakladı.
Bu darbeler karnından, kaburgalarından, belinden, kolundan, bacağından, kalçasından, sırtından ve böbrek bölgesinden aldı.
Bunların tamamı otopsi raporlarında yer alan resmi bulgulardır.
Çocuğumun sağlam tek bir organı bile kalmamıştı
Ortada planlı, bilinçli ve bile isteye işlenmiş bir cinayet var.
Lütfen buraya kadar okuduysanız, Fatih’in sesi olmak için bu yazıya etkileşim verin ve paylaşın. Çünkü kamuoyu desteği olmadan bu mücadele yürümüyor.
Fail, “SSÇ” adı altında çok düşük bir cezayla yargılanıyor. En üst sınırdan verilecek ceza bile yetersizken, daha da düşürülmesi düşüncesine yüreğim, kalbim dayanmıyor.
📍 2. Duruşma
🗓 28 Ocak
⏰ 14.30
🏛 Ankara Adliyesi – Söğütözü Ek Hizmet Binası
Gelebilecek olan herkesi desteğe bekliyorum.
Gelemeyecek olanlardan ise sosyal medya üzerinden destek olmalarını rica ediyorum🙏🏻🙏🏻
Fatih unutulmasın.
Bu dava eksik kalmasın.
#Fatihacaciicinadalet
#FatihEmsalOlsun
#Adalet
İlişki, karşı tarafı tanımaktan çok kendinizi görmeye zorlayan bir yüzeydir.
Ne kadar sevilmek istediğinizi, nerede sınır koyamadığınızı,
hangi boşlukları başkasının doldurmasını beklediğinizi orada fark edersiniz.
Bu yüzden ilişki konforlu değil, öğreticidir.
Size kim olduğunuzu söylemez;
nerede kendinizden uzaklaştığınızı gösterir.
Bazı insanlar gerçekten anlamaz değiller.
Anlamayı seçmezler. Çünkü anladıkları anda sorumluluk başlar,
konfor bozulur, hesap vermek gerekir.
Bu yüzden “bilmiyorum”, “fark etmedim”, “öyle düşünmemiştim” derler.
Cehalet değil bu; bilinçli bir körlük.
Anlamamak, işlerine geldiği sürece bir savunmadır.
Ve çoğu zaman karşı tarafı yoran şey, açıklayamamak değil;
anlatmak zorunda bırakılmaktır.
Size bir yalan söylediler: "Dünyanın en değerli şeyi altındır, petroldür, veridir..." Yalan.
Dünyanın en değerli varlığı SENİN DİKKATİNDİR.
Ve şu an tarihin en büyük, en sessiz soygunu gerçekleşiyor.
Kurban: Sensin.
Çalınan: Geleceğin.
Hırsız: Elindeki o 6 inçlik cam ekran.
YENİ DÜNYA SAVAŞI: CEPHE SENİN ZİHNİN
Eskiden savaşlar toprak için yapılırdı. Şimdi senin GÖZ BEBEKLERİN için yapılıyor.
Silikon Vadisi'nde maaşını senin dikkatini "hacklemek" için alan binlerce mühendis var.
Bu bir komplo teorisi değil, bu onların İŞ MODELİ.
Google'ın eski etik uzmanı ne dedi? "Telefonunuz bir slot makinesidir (kumar makinesi). Her kaydırma, bir kol çekmedir. Ve kasa her zaman kazanır."
Anladın mı durumu? O uygulamalar seni eğlendirmek için tasarlanmadı.
Seni bir ZOMBİYE çevirip, dikkatini parça parça reklamcılara satmak için tasarlandı.
Sen kullanıcı değilsin. Sen ÜRÜNSÜN.
FİZİK KANUNU: DİKKAT = YARATIM
Neden dikkatin bu kadar değerli?
Çünkü Dikkat = Enerji.
Kuantum fiziğinde kural nettir: Gözlemci Etkisi.
Bir şeye odaklandığında, o şey somutlaşır.
İşine odaklanırsan, işin büyür.
Vücuduna odaklanırsan, kas yaparsın.
Saçma sapan bir habere odaklanırsan, HİÇLİK büyür.
Sistemin oyunu basittir: "BÖL ve YÖNET."
Dikkati dağılmış bir adam, hiçbir şey üretemez.
Tehlikesizdir. Yönetilebilir bir köledir.
Bir düşün: Sabah gözünü açtın.
Daha yataktan kalkmadan elin telefona gitti.
3 Felaket Haberi ("Dolar uçtu, savaş çıktı").
10 Tane Saçma Instagram Hikayesi.
5 WhatsApp grubu dedikodusu.
Daha güne başlamadan beynini 50 parçaya böldüler.
Sonra diyorsun ki "Neden yorgunum, neden odaklanamıyorum?"
Yorgunsun, çünkü zihinsel enerjini sabahın köründe çöpe attın.
DİKKATİNİ KİM ÇALIYOR? (HIRSIZLAR LİSTESİ)
SOSYAL MEDYA (Dopamin Torbacıları):
Sonsuz kaydırma (Infinite Scroll). Hiç bitmiyor. Beynin "belki bir sonrakinde ödül vardır" diye kumar oynuyor.
HABERLER (Korku Tüccarları):
"Son Dakika! Şok! Dehşet!"
Sana bilgi vermiyorlar. Sana KORKU satıyorlar.
Kortizolünü yükseltip seni ekrana kilitliyorlar.
PORNO (Ruh Katili):
En büyük dikkat hırsızı. Beyninin ödül sistemini (Dopamin reseptörlerini) yakıp kül eder. Seni isteksiz, enerjisiz, silik bir gölgeye çevirir.
NETFLIX (Zaman Vampiri):
"Sonraki bölüm 5 saniye içinde başlıyor..."Sen dur diyemeden o başlatıyor. İradeni by-pass ediyorlar.
ORTADOĞU GERÇEĞİ: SENİN DERDİN NE?
Şimdi soruyorum: Bu yazıyı okuduktan sonra dikkatini nereye vereceksin?
ABD'nin Venezuela operasyonuna mı? (Sana ne? Sen mi kurtaracaksın?)
İran'ın iç karışıklığına mı? (Senin hayatını mı değiştirecek?)
Siyasetçilerin kavgasını mı izleyeceksin?
Sen bunları izlerken;
İşini kurmuyorsun.
Kitabını okumuyorsun.
Sporunu yapmıyorsun.
Ailenle ilgilenmiyorsun.
Onlar kazanıyor. Sen kaybediyorsun.
OPERASYON: DİKKAT HİJYENİ (UYGULAMA)
Eğer beynini geri almak istiyorsan, bu kuralları KANUN belleyeceksin:
SABAH 1 SAAT EKRAN YOK:
Uyanınca telefona dokunma. O saat senin en yaratıcı, en güçlü saatin. Onu Instagram'a kurban etme.
BİLDİRİMLERİ KAPAT:
Telefonun köpeği olma. O senin çağırdığında gelsin, sen onun her "dııt" sesine koşma.
HABER DİYETİ:
Günde 10 dakika yeter. Dünya yıkılsa duyarsın zaten. Fazlası zehirdir.
DERİN ÇALIŞMA (DEEP WORK):
Günde en az 2 saat telefon başka odada olacak. Sadece işin ve sen. O 2 saatte, dağınık 8 saatten daha fazla iş yaparsın.
UYAN
Bu yazıyı okudun. Farkındalık oluştu. Ama asıl sınav şimdi başlıyor. Bunu kapatınca ne yapacaksın?
Tekrar "Kaydırmaya" mı döneceksin? (Yenildin).
Yoksa telefonunu fırlatıp kendi hayatını inşaya mı döneceksin? (Kazandın).
Dikkatini verdiğin şey büyür. Dikkatini çektiğin şey ölür.
Sistemi beslemeyi bırak. KENDİNİ BESLE.
Uyanık kal. 🦅
Alaçatı'da ev sattım.Oğlum beni aradığında sesi titriyordu.“Baba… iyi misin?” dedi.
Alaçatı’dan İzmir’e giden yolda olduğumu duyunca uyandı herhâlde.Çok nadir arar beni.
Gülümsedim.
“İyiyim oğlum,” dedim. “Birazdan çay içeceğim.”
Adım Hasan.
Yetmiş üç yaşındayım.
Ve üç ay önce hayatımda yaptığım en doğru ama en “ayıp” sayılan şeyi yaptım.
Alaçatı’daki taş evimi sattım.
Hani şu herkesin fotoğraf çektirdiği, kapısına yasemin saran, “ne şanslı adam” dedikleri ev…
Oğlum ben gidince butik otel yapacaktı o evi.Erken gittim belki ama uzağa degil İzmir'e.
Eşim Emine’yi iki yıl önce kaybettikten sonra o ev büyüdükçe büyüdü.
Duvarlar genişledi, odalar uzadı.
Sessizlik yayıldı.
Sabah kalkıyordum.
Çay demliyordum.
Karşıma kimse oturmuyordu.
Televizyon açıktı ama konuşan bana bakmıyordu.
Akşam oluyordu, kapı hiç çalmıyordu.
Telefon çalıyordu heyecanlanıyordum.internet taahut diyordu ya da benzerleri.
Biz buna “huzur” deriz ya…
Değilmiş.
Mezar sessizliğiymiş.
Bir gün aynaya baktım.
“Hasan,” dedim,
“Sen böyle ölmeye başlamışsın.”
Ve Evi sattım.
Komşular konuştu.
Akrabalar sustu.
Çocuklarım “baba delirdi” dedi.
“Bu yaşta ne yapıyorsun?” dediler.
“Millet Alaçatı’da ev almak için canını verirken sen satıyorsun.”
Ben bir oda kiraladım.
İzmir’de, eski bir apartmanda.
Üç artı bir ev.
Üç genç yaşıyor.
İlan şöyleydi:
“Oda kiralık. Kira günü aksamasın. Gürültü makul olsun.”
Kapıyı çaldığımda çocuklar bana baktı.
Sanki icradan gelmişim gibi.
Biri dedi ki:
“Amca… yanlış geldin galiba?”
_Doğalgaz gecikti biliyoruz.Ama ödeyeceğiz.
“Yok,” dedim.
“Ben Hasan. Yeni ev arkadaşınız.”
İlk hafta şoktu.
Bulaşıklar birikmiş.
Ayakkabılar kapının önünde değil, her yerde.
Gece biri geliyor, sabah diğeri çıkıyor.
Bir akşam salonda otururken çocuklardan biri sordu:
“Hasan amca… bizi ev sahibine şikâyet etmezsin değil mi?”
Güldüm.
“Evladım,” dedim,
“Ben bu ülkede 80’leri gördüm.
Elektrik kesintisinde mumla ders çalıştım.
Sizden korkmam.
Ama çayı iyi demlerim bitirirseniz, yeni çayı siz koyarsınız.”
Zamanla alıştık.
Ben sabah erken kalkıyorum.
Onlar uyanamıyor.
Ben yemek yapıyorum.
Onlar dışarıdan söylüyor ama yetmiyor.
Bir akşam çocuklardan biri eve geldi.
Yüzü bembeyaz.
İki işte çalışıyor.
Okula gidiyor.
Kirası, yol parası, kitap…
Tencereyi koymuştum.
Kuru fasulye.
Pilav.
Yanına turşu.
“Gel,” dedim.
Sessizce yedi.
Sonra durdu.
“Ben bunu en son babaannemde yemiştim,” dedi.
O gün bana “Hasan Amca” demeyi bıraktılar.
“Abi” dediler.
Ben onları sabah sınavlarına kaldırıyorum.
Biriyle konuşmaları gerektiğinde “sen de haklısın” demeyi öğretiyorum.
Faturayı nasıl kontrol edeceklerini anlatıyorum.
Onlar da bana telefon öğretiyor.
Kartla ödeme.
Uygulamalar.
Müzik.
“Abi bu şarkı sana gider,” diyorlar.
Bir akşam dediler ki:
“Hazırlan. Çıkıyoruz.”
Alaçatı değil.
Lüks değil.
Bir mekan.
Ucuz.
Samimi.
Masaya oturduk.
Biri saz aldı.
“Abi bir türkü söyle.”
Uzun zamandır sesimi çıkarmamışım.
Ama söyledim.
Masadaki herkes sustu.
Gençler… yaşlılar…
Herkes.
O an şunu anladım:
İnsan yaşlanınca yalnızlaşmıyor.
Yalnız bırakılıyor.
Ben artık büyük bir evde yalnız değilim.
Küçük bir evde hayatın içindeyim.
Oğlum hâlâ soruyor:
“Baba geri dönmeyecek misin?”
“Yok,” diyorum.
“Ben geçmişte yaşamaktan çıktım.”
Bu evde ses var.
Dağınıklık var.
Gelecek var.
Eğer bu satırları büyük bir evde, sessizlikle okuyorsan…
Bil ki sorun ev değil.
Sorun sessizlik.
Bazen insanın ihtiyacı olan şey
bir oda,
bir tencere,
ve biriyle aynı masada gülmektir.
Yaş kaç olursa olsun.
Alıntıdır..
17 aydır var gücümle tüm imkanlarımı zorlayarak şu anda 6 yaşında olan kızımın yaşadığı iğrenç olayı aşması için mücadele ediyorum.
YARIN 28/11/2025 tarhinde Saat 10.00'da Ağır Ceza Mahkemesi'nde 2.duruşmamız var.
Dilerim bu çürümüşlüğün içinde çocuğumun beyanı dikkate alınır ve o yaratık 17 aydır yaşadığımız cehennemin hesabını verir!
@adalet_bakanlik@yilmaztunc@TC_icisleri@AliYerlikaya@tcailesosyal@MahinurOzdemir@ersanbarkinn
Avukatlarım :
@elvankaral
Av. Murat ŞENER
Av.Tuba Aktürk
Sizlerin de Rt ederek, tag'ı kullanarak destek olmanızı rica ediyorum
#ÇocuğunBeyanıEsastır
Türkiye artık sokak çeteleri konusunda Rusya-Ukrayna modeline geçmelidir. Nasıl mı? Anlatalım:
Mattia Ahmet Minguzzi cinayeti göstermiştir ki Türkiye'deki sokağa sıçılmış piçlerin iflah olma şansı yoktur. Bunları cezayla, eğitimle, rehabilitasyonla adam edemezsiniz. 14 yaşında bir çocuğu defalarca bıçaklayıp öldürdükten sonra şu pozu veren maymun orospu evlatlarının hiçbir şekilde yola gelme şansı yoktur. Orospunun amından çıkmış bu fare fıtratlı piçler hiçbir şekilde pişman da olmuyor, hatta yaptıklarıyla gurur duyuyor.
Yapılacak tek bir şey vardır: Bunları orduya almak ve cepheye sürmek. Rusya-Ukrayna Savaşı'nda her iki taraf da bunu yaptı. İki ülke de hapishanelerinde yatan ne kadar it uğursuz, hapçı gaspçı, tecavüzcü katil bilmem ne varsa hepsini cepheye sürüp öldürttü. Zorla orduya alınan bu insan artıkları çarpışmaların en zorlu geçtiği yerlere gönderildi ve on binlercesi geberip gitti. Şimdi hepsi Donbass ovalarında mezarsız yatıyor, leşleri de yabani hayvanlara ve farelere yem oldu.
Biliyorsunuz, bu coğrafyanın savaşı bitmez. Türkiye artık 50 suç kaydıyla gezip durduk yere masum insanları öldüren bu sokak piçlerini toplayıp, zorla askere alıp, problemli coğrafyaların en sıkıntılı yerlerine göndermelidir. Bunları hapis, dayak, ceza adam etmez. Vınlayan mermiler, gümbürdeyen toplar ve havada vızıldayan kamikaze dronelar hepsini yola getirmeye yeter de artar bile. Böyle atarlı giderli, raconlu olmalarına bakmayın. 40 senelik silahlı örgütlerin yahut düzenli orduların karşısına çıktıkları zaman bunların hepsi yavru kedi oluverir.
Çözüm nettir. Adi suç işleyen ve tuğla gibi dosya biriktiren bu sokağa sıçılmış piçleri orduya alın, en pis yerlere eksik ekipman ve yetersiz eğitimle gönderin, hepsini bok yoluna öldürtün. Rusya ve Ukrayna yaptı, Türkiye de yapabilir. Bu sayede işinde gücünde olan masum insanları da korumuş, sokakları tertemiz yapmış olursunuz vesselam. -SON-
Türkiye'nin 4 bir yanında ciğerlerimiz yanıyor!
28'i ormanlık, 48'i kırsal alanda olmak üzere 76 yangınla mücadele ediliyor.
Türkiye'nin dört biri yanı alev alev yanıyor hükümet tek kelime etmiyor.
#bursayanıyor#ormanyangınları#yangınucaklarınerede#hükümetistifa
Cehennemin kapıları açıldı da haberimiz mi yok? Bu kadar çok yangın çıkması normal değil.
Afet mi ilan edilir,milli seferberlik mi başlatılır bilmiyorum ama bu gidişle elimizde tek bir yeşil alan kalmayacak
#bursayanıyor
İklim Yasası geçti, ertesi gün ülke alev aldı! Doğal yollarla olmadığına inanan bir tek ben olamam artık, öyle değil mi? Hala “tesadüf” diyen varsa, çok ağır konuşurum ben, yeter artık! Allah türlü türlü belanızı versin, toptan yakın ülkeyi, bitsin bu işkence! #bursayanıyor