@samiltayyar27 Gerçek şuki paradan para kazananların beslediği iktidarın kendilerini ayakta tutan güce faiz yoluyla diyet ödemesi gerisi hikaye vesselam
@sarseven Son 💯 yılın dâhi kadrosu 54 . Hükümetin Rahmetli Erbakan kadrosu bu ülkeye siyonizm ve küresel güç ten emir almadan tek hareket eden .ALLAH rahmet eylesin gerisi hikaye vesselam
Irak’ta 1 milyon sivilin öldürülmesine doğrudan ve dolaylı şekilde neden olan, Gazze’de 100 bin masum insanın İsrail tarafından katledilmesine en büyük desteği veren ve son olarak İran’da hastaneleri ve okulları vurarak katliam yapan, Siyonizmin en büyük hizmetkarı olan ABD Yönetimi’ne şirin gözükmek için dün akşam Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün ışıklandırmasını ABD bayrağının renkleriyle yapan zihniyeti kınıyoruz.
@ComezTurhan@a_uraloglu 20 yıldır bu tip konuşmaların iktidara sinek vızıltısı geldiği ortada hiç bir sorun çözülmemiş aksine sorun üretilmiş tir Akp MHP CHP üçgenininde kaybolan çiçekler yok olup giden umutlar diğer partiler üç partinin argümanları destek bazen karşı durma görevindeler hepsi hikaye
@SavciSayan iktidardan iktidara post değiştiren, o gün ak dediğine bugün rahatlıkla kara derken utanmayan, uzlaşmacı, vicdan çöküntüsüyle ruhlarını kirleten kişiliksiz insanların her yeri saran ülkede bu tip işler sıradanlaşmış vesselam
Domar Şartı ve Matematik !
Rakamlar net:
2020 başında 390 milyar dolar olan dış borç stokumuz,
2025 sonu itibarıyla 520 milyar dolara tırmanmış durumda.
Bu borcun
197 milyar doları kamuya,
25 milyar doları Merkez Bankası’na aitken,
aslan payı
298 milyar dolar özel sektörün sırtında yükseliyor.
Bu tablo, reel sektörümüzün kur şoklarına karşı ne denli büyük bir açık pozisyon riski taşıdığını da gösteriyor.
Madalyonun bir de diğer yüzü var: Türk Lirası borçları
Kamu iç borç stoku
2020 başında 838 milyar TL iken
2025 sonunda 8 trilyon 755 milyar TL’ye fırlamış.
Yani tam 10,4 katına çıkmış!
Aynı dönemde,
toplam (iç+dış) brüt borç stoğumuz
1 trilyon 443 milyar TL’den
14 trilyon 687 milyar TL seviyesine ulaşmış.
Kamu net borç stoğumuzun GSYH’ye oranı ise %13,6 olmuş.
Bu rakamın makul olduğunu düşünmeyin!
Çünkü bu rakam
borcun azlığından değil,
yüksek enflasyonun GSYH'yi yapay olarak büyütmesinden kaynaklanıyor.
Bakınız, piyasada dolaşımdaki para (emisyon)
2023 başında 313 milyar TL iken
2026’nın Haziran ayında 930 milyar TL’ye dayanmış.
İşte size enflasyonun milli geliri yapay olarak büyütmesi hadisesi.
Peki, bu devasa borç ve faiz yükü nasıl taşınacak?
İşte "Domar Şartı" burada devreye giriyor.
Domar diyor ki
bir ülkenin borç sarmalına girmeden,
borçlarını ve bunların katlanan faizlerini ödeyebilmesi için
ekonomik büyüme oranının, borcun reel faiz oranından yüksek olması gerekir.
Türkiye’nin
mevcut bütçesindeki faiz yükünü eritebilmesi,
piyasadaki dezenflasyon sürecini üretimle desteklemesi
ve
OECD seviyesinde bir kalkınmayı yakalayabilmesi
için
yıllık ortalama %4,5 ile %5,5 büyümesi gerekir.
Peki, 2025 yılında ne kadar büyüdük?
%3,6
Eğer ekonomimiz
mevcut sıkılaşma politikalarının etkisiyle
bu seviyelerde bir büyüme patikasına hapsolursa,
kaçınılmaz olarak
"borcu borçla ödeme" sarmalına sürüklenecektir.
Üstelik bu sadece kuru bir büyüme oranı meselesi de değildir. Büyümenin niteliği de hayati önemdedir.
Sonuç;
Türkiye’nin yıllık ortalama %5 civarında,
kaliteli ve üretim odaklı büyümesi
siyasi bir vaat,
bir vizyon
ya da
bir politik tercih değildir.
Bu tamamen matematiksel bir zorunluluktur.
Rakamların şakası yoktur.
Ekonomi yönetimi,
büyüme kalitesini artıracak yapısal reformları devreye sokmadığı sürece
bu borç ve emisyon yükünün altında ezilmek
matematiksel bir kesinlik olarak karşımızda durmaktadır.
Yiğitbaşı Veli !!
İstanbul’da
Sultan II. Bayezid’e, tarikatlarla ilgili olarak çok şikayetler geliyordu.
Kendisini şeyh / mübarek adam ilan eden birçok kişi halkı etrafında topluyor, hak ile bâtıl birbirine karışıyordu.
Padişah,
bu karmaşayı sona erdirecek, ilmiyle ve ferasetiyle herkesin kabul edeceği bir mürşit alim arıyordu.
Devlet erkânı ona;
"Manisa'da Ahmed Şemseddin adında bir zat var. İlmi kuvvetlidir, tasavvufta derindir, adaletten ayrılmaz", diye tavsiyede bulundu.
Bunun üzerine Sultan II. Bayezid, Ahmed Şemseddin'i İstanbul'a davet etti.
Onu,
"Anadolu'nun ve Rumeli'nin şeyhlerini imtihan edeceksin. Kim hak üzeredir, kim değildir; bunu ortaya koyacaksın", diye görevlendirdi.
Bunun üzerine,
İstanbul'un ileri gelen şeyhlerini ve dervişlerini topladılar.
Ahmed Şemseddin hiçbir kimsenin makamına, şöhretine veya nüfuzuna bakmadan herkesi Kur'an, sünnet ve tasavvuf adabı çerçevesinde sorguladı. Sorular sordu, cevaplar aldı.
İmtihan sonunda Ahmed Şemseddin,
ehil olmadığı anlaşılan kişilerin cübbe ve sarıklarını çıkarttırdı.
Sahte şeyhlik alameti sayılan o cübbe ve sarıkları toplayarak denize attı.
(Ben olsaydım, o sahtekarları denize atardım😊)
Kimse onun bu kadar cesur davranacağını beklemiyordu.
Sultan II. Bayezid da çok memnun oldu ve kendisine;
"Bugün gördüm ki sen yalnız bir yiğit değil, yiğitlerin başısın", dedi.
İşte o günden sonra Ahmed Şemseddin'e "Yiğitbaşı"denilmeye başlandı.
Asırlar geçti.
Ahmed Şemseddin'in adı unutulmadı.
Yiğitbaşı Veli olarak anılmaya devam etti.
@NihatKahveci8 Ülkede vatan millet sevgisinin hikaye olması futbolcularada yansımış toklar yetenek bir yere kadar aç olmadıkları İçin mücadele ruhu kalmamış gruptan ABD parayı bırakmaz 1.
Avustralya mücadele ile 2. olur gruptan çıkmak zor %20şans vesselam
@sarseven Aslında halkı fiziki altına yönlendirdiği için kızgınlar Yıllardır X da binlerce insanı yaptıkları yorumlarla madur eden trollere ses yok SPK ya ses yok verin ayarı