⏺️Fatih Altaylı’yı söylemediği sözden niyet okuyarak tutukla. ⏺️Leman çizerlerini karikatürde kast etmediklerini yorumlayarak hapse at.
⏺️Manifest grubunu sahne şovlarından dolayı adliyeye götürüp yurt dışı çıkış yasağı ver.
⏺️Kızılcık Şerbeti dizisine senaryo nedeniyle inceleme başlat. Senaryoyu değiştir.
⏺️Mabel Matiz’i şarkı sözü nedeniyle adliyede polisler arasında savcıya götür.
⏺️Tele 1 yöneticilerini hatalı KJ nedeniyle TV binasından polislere aldır, adliyeye götür.
⏺️Gazeteci Furkan Karabay’ı haber yaptığı için tutukla 7 ay sonrasına duruşma günü ver.
⏺️Ve bir şaka programında hadis olduğu tartışmalı, toplumun çok büyük çoğunluğunun sadece atasözü olarak bildiği bir söz nedeniyle Boğaç Soydemir ve Enes Akgündüz’ü tutukla.
Hukuk güvencesinin kalmadığı ülkeye niyet okumayla, çarpıtmalarla, saçma yorumlarla zifiri karanlık çöküyor. Ülke bir kafese dönüşüyor.
Cumhur İttifakı'ndaki oy erimesi engellenemediği için oradan kopan kararsız seçmeni önce kendine çekip sonra belli kazanımlar karşılığında gene Erdoğan'ı destekleyen start-up parti sektörü ortaya çıktı.
Bu kişi İmamoğlu'ndan torpil istedi ama İmamoğlu oralı olmadı. Bunun hıncıyla aylarca İmamoğlu'na saldırdı ve şimdi iktidar medyasında rolü kaptı. İki tarafta işlerin nasıl yürüdüğünü gösteren güzel bir örnek.
Sonunda ağzındaki baklayı çıkarmışsın!
Ülkenin Cumhurbaşkanı olduğunu unutup açıkça bir cumhurbaşkanı adayını “telef” etmekle tehdit etmişsin.
Beni değil on milyonlarca seçmeni, milleti tehdit ediyorsun.
Aziz Milletim!
Cumhurbaşkanının “telef oldunuz”, “telef olacaksınız” sözü Türk siyasi tarihinin en dehşet verici itiraflarından birisidir.
Erdoğan rakiplerini saf dışı bırakmak için her yolu denediğini, daha da deneyeceğini itiraf etmiştir.
Seçimi iptal ederek, milli iradeyi yok sayarak, emrine aldığı yargı marifetiyle rakibini hapse atıp 35 yıllık diplomasını iptal ederek, aile fertlerini hapse atarak bizi durduramayacağını gören bu akla şu soruyu sorun:
Bilmediğimiz başka hangi yöntemlerin var? Daha ne yapacaksın? Henüz “heybenden” çıkarmadığın başka ne kaldı?
Aziz Milletim;
Telef olan Türk ekonomisidir, iştir, aştır, ekmektir,
Telef olan demokrasi ve hukuktur,
Telef olan milyonlarca emeklinin, işçinin, memuru , çiftçinin, gencin hayatıdır,
Telef olan “milletin hizmetkarı” diye yola çıkarıp bir kenara atılan Ak Partili kadrolardır,
Telef olan her musibete rağmen yıllarca Erdoğan’ı sırtlamış Ak Partili seçmenin umutlarıdır.
Bu kötücül aklın yakıp yıkmadığı, canından bezdirmediği, inim inim inletmediği, “telef etmediği” ne kaldı?
Allah’ın izni, milletin desteğiyle ne telef olacağız, ne de kimseyi telef edeceğiz.
Ülkeyi bu kötücül akıldan kurtarıp düze çıkaracağız.
Laik kesimin CB adayı hukuksuzca hapse atılıyor, bunu protesto edenler polis zorbalığına maruz kalıyor ama nasıl olabiliyorsa mağdur gene muhafazakârlar oluyor. Bu mağduriyet değil, patolojik bir aşağılık kompleksinin "mağduriyet" kılıfına sokulması.
Fenerbahçeliliğimi Askıya Alıyorum
1968 de doğdum, kendimi bildim bileli Fenerbahçeliyim. Adım Can, ilhamını Can Bartu’dan alır. Fenerbahçe yalnızca bir spor kulübü değil, bir duruş, bir ruhtu benim için. Fenerbahçeliliğimi süresiz olarak askıya alıyorum. Devran döner, gün gelir, Fenerbahçe yeniden özüne dönerse, tekrar düşünürüm.
Ve Elbette…
Benim, koskoca Fenerbahçe’den ayrılmam; Fenerbahçe’nin büyüklüğünden bir şey eksiltmez.
Ne stadın ışıkları kararır, ne formalar solgunlaşır, ne de gol sevinçleri yarım kalır.
Ama bu ayrılık, benim şahsi tarihime koca bir kırılma olarak geçer. Adını Can Bartu’dan alan bir çocuğun, yıllar sonra Can’lığını Fenerbahçe’ye sığdıramaması, yazık ki bir milattır.
Çünkü Fenerbahçelilik, sadece galibiyetleri değil, değerleri sevmekti. Ve bazı değerler, forma numarasından, koltuklardan ve protokol pozlarından daha büyüktü.
Bu bir isyan değil, bir nottur.
Bir kenara düşülmüş “bu da yaşandı” dipnotudur.
Ve belki bir gün, Fenerbahçe tekrar özüne dönerse, bu notun üzeri çizilir. Ama bugün, ben Fenerbahçeli değilim.
Dün sabah güne başlarken televizyonu açınca, yıllardır boykot edip izlemediğim başta TRT olmak üzere bir kısım TV kanallarına denk geldim. Kanallar arası geçiş yaparken tesadüfen TRT-Türk kanalında bir iftiracının ifadesinin kelime kelime okunduğunu görünce durdum ve takip ettim.
Dakikalarca bu ifade tane tane okundu, sanırsınız TRT değil, başsavcılık haber ajansı!
Ardından başına CHP etiketini yapıştırarak, İBB ile ABB aleyhine içi iftira ve yanıltma dolu iki haber sundular.
Sabah on dakika civarında bu gayriahlaki tutumu izlerken, 86 milyon insanın vergileri ile ayakta duran devletimizin kanalının bir avuç insanın iktidar hırsının esiri olduklarını hatırladım. Yayınların nasıl bir sefil ve rezil bir düzeyde yapıldığını düşünüp bu kadim kurumunun haline bir kez daha üzüldüm.
Milletimizin bilhassa TRT’yi ayrıca cezalandırmasını ve izlemeyerek boykot etmesini diliyorum.
TBMM çatısı altında bulunan muhalif tüm milletvekillerimizin, her ortam ve konuşmalarında TRT’yi kınamalarını ve bu yanlı tutumu deşifre etmelerini öneriyorum.
Emeklinin, işçinin, memurun, çiftçinin, işsizin vergilerinden aktarılan milyarlaca dolar kaynağı, bir avuç insanın hırsına, ihtirasına, koltuk sevdasına harcayanlar açıkça kul hakkı yiyorlar.
Anadolu Ajansı da 2019’dan itibaren aynı kirliliğin bir parçasıdır. TRT ve Anadolu Ajansı’nın emekçi kadrolarına kalpten sevgilerimi iletirken, siyasetin atadığı tüm yönetici kadroları kınıyorum.
Bütün bunlara rağmen diyorum ki:
HODRİ MEYDAN. İlk kez hayırlı bir iş yapın. Bir avuç insanın milletimize bedel ödettikleri bu siyasi operasyonu çok hızlı bir şekilde TRT’de canlı yayında yargılayın!
Milletimizin huzurunda millete hesap verelim!