"Didn't Stalin kill tens of millions of Turks"
1926 nüfus sayımında Türkî SSC'lerin toplam nüfusu: 16 milyon. 1939'da 18 milyondan biraz fazla.
Fıkra bu kadar.
@quinn10264 Didn’t Stalin kill tens of millions of turks, and Soviets apply a policy of forced russification (at least linguistic)? In the modern day russian nationalists usually target caucasians and central asians
"Umutsuzluk; kötülüğün köklerini kavrayamayanların, önlerinde hiçbir çıkış yolu göremeyenlerin ve mücadele etme iradesinden yoksun olanların ruh halidir. Modern sanayi proletaryası ise asla bu sınıf zümrelerine dahil değildir."
V. I. Lenin,
28 Kasım 1910.
Genel Başkanımız Gökay Çakır ve Örgütlenme Uzmanımız Başaran Aksu tutuklandı!
17 gündür Yıldızlar SSS Holding’in gasp ettiği ücret ve tazminatlarımız için direniyoruz. Üç bakanlığın garantörlüğünde verilen sözler tutulmadı. Müfettiş raporu alacaklarımızı tespit etti. Sebahattin Yıldız serbest gezerken Genel Başkanımız Gökay Çakır ve Örgütlenme Uzmanımız Başaran Aksu tutuklandı.
Bu tutuklamalar siyasi iktidarın talimatıyla yürütülen, Yıldızlar SSS Holding’in çıkarlarına hizmet eden, bir sınıf saldırısıdır. Madencinin hakkını savunmak, holdinglerin nasıl büyütüldüğünü anlatmak ve işçilerin ülkeyi yönetenlerle görüşmesini istemek suç değildir.
Yıllarca ruhsatlarla, tapularla ve özelleştirmelerle büyütülen holdingin işçiye borcu ortada. Devlet gücü holdinge karşı işlemezken madenciye gözaltı, soruşturma ve tutuklama olarak dönüyor. Kimin korunduğu da kimin susturulmak istendiği de ortada.
Biz mertçe dövüşürüz. Safımızı gizlemeyiz, sözümüzü eğip bükmeyiz. Madencinin alın terini patrona yedirmedik, yedirmeyeceğiz. Başkanlarımızı yalnız bırakmayacağız.
Mücadelemiz devam ediyor. Halkımızı madenciden taraf olmaya, sendikaları ve bütün işçi sınıfını dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz. Bu kavga hepimizin kavgasıdır.
Yoldaşlarımızı alacağız. Hakkımızı alacağız. Mutlaka biz kazanacağız.
#MadenciMutlakaKazanacak
Sermayenin birikim rejimi, köylüyü ve küçük esnafı çözerek kitleleri tek bir sınıfta eşitledi:
Hepimiz işçiyiz...
AKP döneminin en temel dönüşümü: mülksüzleştirme
TTK'den kapak beklentisi olan var mı? Bildiğim kadarıyla yok. Peki bu kitabın önceki kapağı çok mu kötüydü? Hayır.
Yeni baskıda niye yapay zeka? Kim yapıyor, kim onay veriyor? Uzaktan bakınca bile bir ton hata ve saçmalık göze çarpıyor...
"Bilimkurgu gibi olsa da" ne demek ya? Direkt bilimkurgu zaten. Niye bir bilimkurgu eseri, aşağıda sayılan kavramlarla zıt veya onları içermiyor olsun ki?
Hatta tam tersine bilimkurgunun özü halihazırda insan, toplum ve teknolojidir; beşerdir. Aşağıdaki mevzubahis kavramlar da beşer olmadan hiçbir anlama sahip değildir. Yani ortada bir zıtlık yok, tam tersine bir iç içelik mevcut.
Bir eserin bilimkurgu olması sanki onun okunabilirliğini/değerini yok ediyormuş gibi lanse etmek; bilimkurguyu politikadan, felsefeden, düşünceden uzak sanmaķ kişinin ne bizzat kurguya ne de bir tür olarak bilimkurguya dair hiçbir şey bilmediğinin çok açık alametidir. Talihsiz bir tweet olmuş.
Ursula K. Le Guin'nin Mülksüzler eseri, Bilimkurgu gibi olsa da özünde siyaset, felsefesi, etik, özgürlük, mülkiyet ve insan doğası üzerine bir düşünce romanıdır ve özetle der ki: Hiçbir toplum kusursuz değildir; gerçek özgürlük, sürekli eleştirebilme ve değişebilme cesaretidir.
Bizim dilimizde de sık sık karşılaştığımız bir alıntı bu. Ancak Steinbeck'in böyle bir sözü yok. Bu bağlama en yakın, "America and Americans" adlı kurgudışı yazılarının derlemesinden oluşan kitapta şöyle bir paragrafı mevcut:
"I guess the trouble was that we didn't have any self-admitted proletarians. Everyone was a temporarily embarrassed capitalist..."
Orijinalinde Amerikalı komünistlerin çoğunun küçük burjuvalardan oluştuğuna ve bunların proleteryadan uzaklığı ile devrimden beklentilerinin saçmalığına dair bir eleştiri varken; bu yanlış alıntı hem Steinbeck'in eleştirisini hem de eleştiriyi yaptığı kitleyi/özneyi kökten değiştiriyor. Okları alakasız bir şekilde Amerikan işçi sınıfına döndürüyor...
Fol'ün ara ara iyi kitaplar yakaladığı kesin. Ancak her yayınevinin olduğu gibi, kendilerinin de bir "ajandası" var ve bu ajandaya göre şekillenen yayımlardan biri kesinlikle bu.
Otto Yayınları'yla organik bağları var Mak Grup Medya çatısı altında. Bu yayınevinin kitapları ve yazarlarına göz atınca neyin ne olduğu kolayca anlaşılıyor.
Madenler için orman talanı hız kesmeden sürüyor
2025'te 10 bin 301 hektar (14 bin 400 futbol sahası) orman alanında madencilik izni verildi.
2012'den beri madencilik izni verilen orman alanı 129 bin 475 hektar (181 bin futbol sahası)
@gokcebilgek Jon Fosse - Sabahtan Akşama
Horace McCoy - Atları da Vururlar
Tarık Dursun K. - Rızabey Aile Evi
Arkadi ve Boris Strugatski - Uzayda Piknik
Naçizane bir tavsiye
Destek Yayınları büyük oranda "slop" basan bir yayınevi. İyi denebilecek kitapları iki elin parmağını geçmez ki onların da yarısı çizgi roman/mangadır. Özellikle bastıkları bu seriden uzak durmak lazım.
Che'yi en önce kendi kaleminden, kitaplarını tercüme edip yayımladıkları için bedel ödemiş @yaryayinlari'ndan okuyun. İnternet sitelerinde büyük indirimler mevcut.
Neoliberalizm yani. David Harvey'in meşhur kitabı da okunabilir bu konuda...
Ancak Türkiye için tarih geriye, 24 Ocak ve onun uygulanmasını sağlayan 12 Eylül'e çekilebilir.
"Örgütlü emek güçlerini zayıflatmak, onların etrafından dolanmak veya onları şiddet kullanarak yok etmek neoliberalleşmenin zorunlu önkoşulu" (s. 125). Kenan Evren'in devlet eli ve Özal hükûmetiyle beraber yaptığı şey tam olarak buydu; emeğe dayanan toplumsal hareketleri, sendikaları ve partileri sönümlendirmek.
"Bazen, IMF'nin tek yaptığı, içerideki sınıf kuvvetlerinin zaten istediği bir şeyi yapmanın sorumluluğunu üstlenmekmiş gibi görünüyor... Ne zaman ki içerideki iktidar yapısı boş bir kabuğa indirgeniyor ve çöküşlerden, iç savaşlardan ya da yozlaştırıcı bir zafiyetten dolayı kurumsal düzenlemelerde tam bir kaos yaşanıyor, o zaman görüyoruz ki dış güçler neoliberal yeniden yapılanmaları özgürce tertip ediyor" (s. 126). Ne kadar bizim 90'larımızı anlatıyor değil mi?
12 Eylül -yine Harvey'in dediği gibi- neoliberalleşmeyi iç dinamikler (tefeci-bezirgân ve finans-kapital ittifakı) ve dış kuvvetlerin (ABD) karmaşık ama Türkiye tarihinde o zamana kadarki EN NET ve AÇIK etkileşiminden yarattı. Sonuç ise günümüz.
Uğur Mumcu'nun ortaçağ tarihi veya Arapça üzerine bir tahsili vardı da biz mi bilmiyoruz? Aynı zamanda alanda çalışan biri olarak, yapay zeka posterli İbrahim Şimşek'i ne gördüm ne duydum. Neyse...
Osmanlıca kâmuslara, Osmanlıca-Türkçe lûgatlara ulaşmak dünyanın en basit şeyi artık. Bunlarda "Kürtler" veya "Kürt'ün çoğulu" olarak Ekrâd'ı çok rahat bulabilirsiniz. Ben size daha iyisini göstereyim:
Tevafuk bu ya, geçen gün de üzerine tweet attığım; 13. yüzyılda yaşamış Arap dil âlimi İbn Manzûr'un hayli kapsamlı sözlüğü Lisânü’l-ʿArab'tan (ki yine tevafuk odur ki, bu sözlük kullandığım kaynak olan İbn Hallikân'ın eseriyle aynı yüzyılda yazılmıştır!) direkt maddeyi yapıştırıyorum:
والكرد، بالضم: جيل من الناس معروف، والجمع اكراد
Meâli: "El-Kürdü (ötreli): İnsanlar arasında bilinen bir [topluluk] nesildir, çoğulu ekrâd'dır".
Yahu Arapça'da ö-ü harfi yok da, harekeleri camilerde 5 yaşındaki çocuklara öğretiyorlar; ötre (damme) nedir onu da bilmiyorsanız neyi tartışmaya çalışıyorsunuz!
Bu bir argüman olmadı��ı gibi, 12. yüzyıl İran ve Azerbaycan'ı gibi kozmopolitliğin korkunç boyutlarda olduğu bölgeler için ismin nesep ile ilgili bir bilgi vermesini beklemek de baştan hatalı.
Selahaddin'in abilerinin isimleri Farsça (Şehinşah ve Turanşah) kendisiyle beraber el-Adil'in ismi Arapça, diğer iki kardeşinin ise Türkçe (Tuğtekin ve Böri). Buradan nesep tesbiti yapılamaz. Dediğim gibi bu kadar kozmopolit bir bölgede yapılması da beklenemez zaten.
Selahaddin'in soyunun tespitinin bir başka zorluğu da, kendisinin ailede ciddi manada parlayan ilk kişi olması. Ancak ailesi ve kökenleri hakkında elimizde hiç veri de yok değil.
13. yüzyılın en büyük tarihçilerinden ve "Vefeyâtü’l-Aʿyân" ismiyle dönemin en muazzam biyografi çalışmasını yazmış olan İbn Hallikân; eserde Selahaddin'in babası, amcası, kardeşleri ve kendisi hakkında bilgi verir. Selahaddin başlığı altındaki ilk paragrafta verilen satırlar şunlardır (Türkçe tercümesi olmadığından dolayı, De Slane'in İngilizce tercümesinin 1871 tarihli baskısından aktarıyorum):
"Tarihçiler; babasının ve ailesinin, Azerbaycan'ın en uzak ucunda, Arrân ve Kurj (Gürcüler) ülkesi yönünde bulunan küçük bir kasaba olan Divin'e (Ermenistan'da Tovin) mensup oldukları konusunda hemfikirdirler. Onlar (Salah ad-Dîn'in ailesi) Kürt idiler ve el-Hadâniya [Hezbâniye] adı verilen büyük bir kabilenin kolu olan Ravâdiya [Revâdiye] kabilesine mensuptular..."
Tabii tek bir kaynağa dayanmak her zaman sıkıntılıdır. Bunu göz önüne alarak, Selahaddin'in kökenleri hakkında okunabilecek en iyi metinlerden biri Vladimir Minosrky'nin "Prehistory of Saladin"idir. Minosrky burada kaynaklara eleştirel yaklaşımla hem yerleşim bölgelerinin etnik durumunu hem de Selahaddin'in kökenlerini irdelemiştir. Kendisi de bu metinde İbn Hallikân'ın verdiği bilgilere sıcak yaklaşmaktadır.
Bakmak isteyen olursa 👉🏼 https://t.co/P4HfEGAYWQ
Türkiye'nin gördüğü en büyük Eyyûbi tarihçisi ve Arap tarihî kaynaklarının Türkçe tercümeleri üzerine sayısız emek vermiş Ramazan Şeşen hoca da bu bilgiler ışığında şu şekilde özetler konuyu:
"Eyyûbîler soy olarak Hezbâniye Kürtleri'nin Revâdiye kolundandırlar. Önceleri Azerbaycan'ın Duvîn şehrinde ve Şeddâdiler'in hizmetinde bulunuyorlardı; bu arada Selçuklular'la irtibat kurmuşlardı. Uzak ataları Revvâd b. Müsennâ el-Ezdî ise Yemen Arapları'ndandı, ancak sonradan Kürtleşmiş ve
zamanla Türkler'le de karışarak melezleşmiştiler".
Sözün özü, Selahaddin'in "kökeni" hakkında tartışmalar çoktan yapıldı. Konu üzerine kafalarda her zaman bir soru işareti olacak, ancak bugünkü bilgilerimizin ışığında çoğunlukla kabul gören görüş yukarıda yazdığım şekilde, Selahaddin'in Kürt kökenli olduğudur.
Uğur Mumcu'nun ortaçağ tarihi veya Arapça üzerine bir tahsili vardı da biz mi bilmiyoruz? Aynı zamanda alanda çalışan biri olarak, yapay zeka posterli İbrahim Şimşek'i ne gördüm ne duydum. Neyse...
Osmanlıca kâmuslara, Osmanlıca-Türkçe lûgatlara ulaşmak dünyanın en basit şeyi artık. Bunlarda "Kürtler" veya "Kürt'ün çoğulu" olarak Ekrâd'ı çok rahat bulabilirsiniz. Ben size daha iyisini göstereyim:
Tevafuk bu ya, geçen gün de üzerine tweet attığım; 13. yüzyılda yaşamış Arap dil âlimi İbn Manzûr'un hayli kapsamlı sözlüğü Lisânü’l-ʿArab'tan (ki yine tevafuk odur ki, bu sözlük kullandığım kaynak olan İbn Hallikân'ın eseriyle aynı yüzyılda yazılmıştır!) direkt maddeyi yapıştırıyorum:
والكرد، بالضم: جيل من الناس معروف، والجمع اكراد
Meâli: "El-Kürdü (ötreli): İnsanlar arasında bilinen bir [topluluk] nesildir, çoğulu ekrâd'dır".
Yahu Arapça'da ö-ü harfi yok da, harekeleri camilerde 5 yaşındaki çocuklara öğretiyorlar; ötre (damme) nedir onu da bilmiyorsanız neyi tartışmaya çalışıyorsunuz!
@selcukokalos Ekrad ne Arapça, ne Farsça, ne de Türkçe bu kelimeyi nereden soktular da kürt yaptılar.
Rahmetli Uğur Mumcu son yazısı Ekrad kürtler demek mi?
Arapça ve Farsçada Ü Harfi yok nasıl kürt oluyor?
Bizler artık sorguluyoruz.