İstanbul’da bir esnafın dükkanının önüne park edip giden sürücüye verdiği ceza
_____________________________
Özlem Zengin Nene Hatun Aziz Yıldırım
2 Milyar Fatma Betül Bekir Üsküdar
Takipçimiz:
"Bu fotoğrafı Atakum E-Bebek şubesinde çektim. Bebek alışverişi için kullanılan arabalarda köpek gezdiriyorlar. Personeli uyardığımda, 'Her sabah arabalar dezenfekte ediliyor' diye cevap verdiler. Kendilerine, 'Peki bu müşteriden sonra birçok kişi dezenfekte edilmemiş bu arabayı kullanacak, bunun ne kadar sakıncalı olduğunu biliyor musunuz?' dediğimde ise 'Yapacak bir şey yok' şeklinde lakayt bir yanıt aldım."
@ebebek
KAMUOYU AÇIKLAMASI
Köpekçi lobisi bunu da yaptı!
Devletin, içeride olması gereken kriminalleri vatandaşın başına bela ederek yaşattığı bu utancı taşımayı reddediyorum.
Benim suçum ne? Evime girip çıkmak mı?
Annem hastalığı nedeniyle gün içerisinde evden çıkamıyor. İstediği baklavadan dondurmaya, market alışverişinden diğer ihtiyaçlarına kadar istediklerini evimize götürüyorum. Annem bize yememiz için yemek, sarma,kek vb. hazırladığında gidip alıyorum. Her gün yemeğimi annem hazırlar bizde afiyetle yeriz!
Bunun görüntülerini takip ederek, izinsiz şekilde kaydedip, ortada tek bir zehirlenme vakası, hastane kaydı, rapor veya resmi tespit olmadan hakkımda iftiralar atarak servis ettiler.
Bir de sanki çok büyük bir suçüstü operasyonu yapılmış gibi haberleştiriyorlar.
Aptala anlatır gibi bir kez daha anlatayım: Bir otelin içerisinde yalnızca odalar bulunmaz. Oteller; hamam, spa, restoran, kafe, market ve benzeri bölümleri üçüncü kişilere kiralayabilir veya bu alanların işletmesini üçüncü kişilere bırakabilir.
Ben de bir akrabama ait otelin kafe bölümünü işletiyorum. Bunun neresi gizli, neresi suç, neresi “evde kaçak işletme” anlamına geliyor?
Salı günü belediye ekipleri hem evime hem ilgili otele gelerek inceleme yaptı.Evde herhangi bir ürün hazırlandığını, satışı yapıldığına dair bir bulguya rastlanmadığına dair rapor tuttu. İlgili otele de giderek gerekli incelemeler yapıldı.
Bugün ise yayınlanan görüntülere istinaden Tarım ve Orman ekipleri evime gelerek inceleme yaptı.
Resmî kurumlar gelip yerinde inceleme yaparken, bazıları sosyal medya üzerinden kendi mahkemesini kurup beni suçlu ilan ediyor.
Üstelik görüntüler öyle bir servis ediliyor ki sanki uyuşturucu veya fuhuş operasyonunda suçüstü yakalanmışım!
Ayakları üzerinde duran, çalışan ,annesinin tüm sorumluluğunu taşıyan ve kendi hayatını sürdüren bir kadın; sırf belirli bir çevrenin hedefi olduğu için bu şekilde teşhir edilemez.
Ben yıllardır kişisel verilerimin yayılmasına, takip edilmeye, hedef gösterilmeye ve sosyal medya üzerinden yürütülen zorbalığa maruz kalıyorum.
Köpekçi terörüne asla boyun eğmeyeceğim.
Evime girip çıkmaya da, anneme bakmaya da, hayatımı yaşamaya da devam edeceğim.
Beni susturamayacaksınız. Size asla boyun eğmeyeceğim!
@adalet_bakanlik@TC_icisleri@abakingurlek@mustafaciftcitr
Dikkat ettiniz mi?
İnsanlar adamı kurtarmaya çekiniyor.
Köpeğe dokunsalar medya linci geleceğinden ve hapse girmekten korkuyorlar.
⚠️ Başarıya ulaşmış bir toplum mühendisliği!
1821'deki Yunan isyanında Mora’da büyük bir Türk soykırımı yapılıp, onbinlerce Türk, kadın ve çocuk ayırt edilmeden acımasızca katledildi. Mora'da soykırıma uğrayan Mora Türkleri'ni rahmetle anıyorum.
Bu katliamlar 1821'den 1974'e kadar farklı coğrafyalarda devam etmiştir. Yunanistan’ın tarih boyunca katlettiği Türkler ve akraba topluluklar için ülkemizin en fazla ziyaret edilen yerlerine (Sultanahmet, Ankara, Antalya, İzmir, Konya...) vakit kaybetmeden Yunan katliam ve mezalim anıtları dikmeliyiz. Mora Türkleri Katliamı, Teselya Türkleri Katliamı, Adalar Denizi (Ege) Türkleri Katliamı, Girit Türkleri Katliamı, Balkan Savaşları Katliamı, Batı Trakya Türkleri Katliamı, Trakya İşgali Katliamı, Anadolu İşgali Katliamı anıtlarının önemli sanatkârlarımıza yaptırılıp, bir an önce dikilmesi katledilen onbinlerce masum Müslüman'ın anısını yaşatacaktır.
https://t.co/cWJn1R15uL
Yeni Akit, ‘Gıda Dedektifi’ adlı sosyal medya hesabını ve girişimi yöneten Musa Özsoy'un 2013 yılında attığı ve "domuz eti propagandası" yaptığı iddiasıyla bir tweet görseli paylaştı.
Ancak bu tweet görseli sahte.
2013 yılında bu tweeti atmak mümkün değildi.
X, eski adıyla Twitter, 140 karakterlik sınırını 2017 yılı Kasım ayında 280'e çıkardı.
https://t.co/yaEBtqj5ib
"Sucukta domuz eti çıkmış, koca ülke ayağa kalktı. Domuz etinin neden haram olduğunu kimse açıklayamıyor, bilimsel tek bir gerekçe yak ortada. Et değil mi kardeşim? İngilterede yiyor da bir şey mi oluyor? Bu paniği anlamıyorum." ifadeleri (boşluklu) 225 (boşluksuz 191) karakterden oluşuyor.
@Musaozsoy da bahse konu tweetin kendisine ait olmadığını beyan etti.
Israrla altını kalınca çizerek sürekli dile getirdiğim bir husus var; sütümüzün yüksek yağlı olması, lezzetli olması, iyi tarım uygulamalarıyla üretilmesi,
hayvandan insana geçecek hastalıkların olmadığı ari çiftlikte üretilmiş olması, AB 🇪🇺 onaylı çiftlikte üretilmiş olması, içerisindeki yüksek yağın ürünü ve bizi tanımayanlar tarafından bitkisel yağ zannedilerek defalarca ihbar edilip ihbarın sonucu yapılan bakanlık yetkilileri araştırmasında sütümüzün tertemiz çıkması ve saymakla bitmez bir çok üstün özelliği var.
Ancak bunları tamamlayan, sütümüzün en değerli özelliği sütümüzün içerisinde A1 protein olmayışı ve saf, %100 A2 proteinden oluşan TÜBİTAK onaylı A2 süt olması bizim sütümüzü olağanüstü yararlı kılıyor.
Afiyetler olsun,
Şifalar olsun..
Kadın partili. Bir ordu insan başına çökmüştür..."zor günlerden geçiyoruz... AKAPE zaten bizimle uğraşıyor... Anlayışlı olmak lazım... Vatan Millet Sakarya vs. vs." Kadın tabii anlayışlı olmuştur...
SAMİMİYETSİZ BİR MASA…
Bugün akşama kadar börek yesen ne olur Özgür Özel?
Bitti o iş; geçmiş olsun…
Börek yapan kadını rencide ettin. Kovdun, ittin, azarladın. (Kadının hiçbir şey olmamış gibi yeniden börek yapıp gelmesi de ilginç..)
Öfke kontrolü problemin var Özgür Özel..
“Allah seni kahretsin” dediğin yurttaş ne olacak? O lafları da mı yiyeceksin?
Bir değil, iki değil…
Liderlik yapacak kumaşın yok…
Sürekli özür dileyerek, gönül alarak, “düzeltme yaparak” mı siyaset yapacaksın?
Türkiye’de büyük sorunlardan birisi bana göre asıl sorun iktidarın icraatları ve icraatlarının yanlışlıkları değildir. Türkiye'deki asıl sorun muhalefetin basiret ve ferasetten yoksun ahlaksız bir bakış açısına sahip olmasıdır. Mesela enerji konusunda yaşanan şudur:
Fiyatı konuşur, kaynağı konuşmaz. Pompa fiyatını gösterir. Ama kuyuyu unutur. İthalat faturasını hükümetin üzerine yıkar; ama o faturayı küçültecek işin yanından bile geçmez.
Akaryakıt, doğalgaz, elektrik… Hepsi aynı kapıya çıkar. Enerji girdisi büyük ölçüde ithalata bağlıdır. Kabaca bakıldığında Türkiye günde 1,2 milyon varil civarında petrol ihtiyacını dışarıdan karşılar; yerli üretim ise 130 bin varil bandındadır. Bunun da büyük kısmı, yaklaşık yüzde 60’ı, alay konusu ettikleri Gabar’dandır. Yani yerli üretim kabaca yüzde 10’dur. Bu tabloyu bilmeyen yoktur. Muhalefet de bilir.
Ama bildiği halde şunu yapmaz: Hükümeti daha çok petrol aramaya zorlamaz. Adalar Denizi’ndeki hidrokarbon yataklarının bir an önce devreye alınması için yol göstermez. Doğu Akdeniz’deki doğalgaz sahalarının üretime bağlanması için ısrar etmez. Karadeniz’deki hidrojen sülfürden hidrojen elde edilmesi, daha fazla sondaj, Trakya’daki doğalgazın hızla çıkarılması gibi konuların üzerine gitmez. Bunlar “zor, riskli, diplomatik, teknik” diye kenara itilir. Kolay olan seçilir: pompa fiyatı.
İşte asıl sorun budur. Sadece hükümeti petrol fiyatı üzerinden eleştiren bir muhalefet vardır. Enerji fiyatlarının yükselmesini frenlemek için yerli üretimi teşvik eden, yol gösteren, alternatif sunan bir muhalefet yoktur. “Pahalı” demek muhalefet değildir. Pahalıyı ucuzlatacak üretimi savunmak muhalefettir. Biri slogan atar, öteki hesap yapar. Bizde birinci bol, ikinci yok.
Gabar’ı tiye almak da bu zihniyetin parçasıdır. Yerli üretimin omurgası haline gelmiş bir sahayı küçümsemek, sonra da “neden ithalata bağımlıyız, neden pompa yüksek” diye bağırarak dolaşmak ikiyüzlülüktür. Önce üretimi küçümsersiniz, sonra faturayı hükümete kesersiniz. Kendi savınızın altını kendi elinizle oyarsınız.
Ege’de, Doğu Akdeniz’de, Karadeniz’de, Trakya’da arama ve üretim meselesi elbette jeopolitik risk taşır. Bunu inkâr etmek aptallık olur. Ama risk var diye konuyu kapatmak da kolaycılıktır. Pragmatist muhalefet riski tartar, takvim önerir, lisans, yatırım, altyapı, hukuk ve diplomasi paketini masaya koyar. Hedonist muhalefet ise riski bahane eder, üretimi savuşturur, vatandaşın cebine inen zammı mikrofona çevirir. Çünkü zam konuşulunca alkış gelir; sondaj konuşulunca bilgi gerekir.
Bizdeki muhalefet pragmatist değildir. Hedonisttir. Hem ikiyüzlüdür hem çıkarcı. Kendisine siyasi fayda sağlayan şeyi, ülke menfaatine ters düşse bile üzerine basarak kullanır. Yerli üretim artarsa ithalat baskısı azalır; ithalat baskısı azalırsa fiyat tartışmasının zemini değişir. Zemin değişirse muhalefetin en kolay silahı körelir. O yüzden kuyu değil pompa konuşulur. Kaynak değil öfke üretilir.
Enerji fiyatı yalnızca Brent’ten ve kuyudan ibaret değildir; kur da vardır, vergi de vardır, lojistik de vardır. Bunları konuşmak meşrudur. Ama bir muhalefet yıllarca sadece pompayı gösterip duruyorsa, “daha çok yerli üretim” cümlesini programının merkezine koymuyorsa, arama-üretim takvimi önermiyorsa, Gabar’ı küçümseyip sonra bağımlılıktan şikâyet ediyorsa, bu enerji politikası değil, fiyat üzerinden siyaset yapmaktır.
Ülkenin menfaati bellidir: Daha fazla yerli petrol, daha fazla yerli gaz, daha fazla sondaj, tartışmalı sahalarda da net bir üretim stratejisi. Bunu savunan konuşur, hesap koyar, riski de söyler. Sadece zam haberine binen ise menfaat değil, konfor arar. Türkiye’nin ihtiyacı ikinci tür muhalefet değildir.