Kamuoyunun Bilgisine
Tuna Portföy, öz kaynaklarıyla teknoloji girişimlerine ve yüksek büyüme potansiyeline sahip şirketlere yatırım yapma stratejisiyle hareket etmektedir.
Bu doğrultuda kurulan Tuna Portföy ÖPY Para Piyasası Özel Fonu (TNR), yalnızca şirketimizin kendi varlıklarını ve likidite süreçlerini yönetmek amacıyla hayata geçirilmiştir.
Söz konusu fonun halka arz edilmesi veya dış yatırımcılara açılması kesinlikle söz konusu değildir. Şirketimizin bu yönde bir amacı, planı veya niyeti de bulunmamaktadır.
Şirketimizin adını ve unvanını kullanarak kamuoyunu yanıltan, asılsız iddialar veya gerçeğe aykırı bilgiler yayan kişi ve kuruluşlar hakkında tüm hukuki süreçler kararlılıkla yürütülecektir.
Kamuoyunun yalnızca resmi kanallarımızdan yapılan açıklamalara itibar etmesini önemle rica ederiz.
Tuna Portföy Yönetimi A.Ş.
2. ABDULHAMİT VE İLK ANAYASAMIZDA TÜRKÇE
İlk anayasamız 1876 Kanuni Esasisidir. Mithat Paşa’nın içinde bulunduğu komisyon önce taslak anayasayı sunmuştu. Taslakta bulunan bir ifade 2. Abdülhamit’in dikkatini çekti. Bu maddeye göre ‘’Osmanlı ülkesindeki her unsur kendi ana dilinde eğitim ve öğretim yapmakta serbesttir’’ deniyordu. 2.Abdulhamit bu ibârenin taslaktan kaldırılmasını buyurdu. Devletin resmî dilinin Türkçe olduğu ayrıca milletvekili veya memur olabilmek için Türkçe bilmek mecbûriyeti bulunduğu hususu metne girdi.
Bu tartışmaların yaşandığı dönemde Abdülhamit, Mithat Paşa’yı çağırmış ve aynen şu ifâdeleri kullanmıştır: “Bilmelidirler Paşa! Kur’an-ı Kerim’i Arapça tilavet etmekten nasıl vazgeçmezsem, devletimin toprakları üzerinde Türkçe konuşulmasından da öyle vazgeçmem! Türk dilinden başkasını da kabul edemem. Böyle bir maddenin yer almayacağı anayasayı bana getirmeyiniz.”
2. Abdulhamit hanın bu uyarısı ile ilk anayasamız olan Osmanlı devleti Kanun-ı esasine (1876 Anayasası) 18. Madde olarak şu şekilde yer aldı; “Tebaai Osmaniyenin hidematı devlette istihdam olunmak için devletin lisanı resmisi olan Türkçeyi bilmeleri şarttır.”
Bu olmazsa olmaz madde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Madde 3’ te “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.” olarak devam etmektedir.
Pek çok etnik unsuru içinde barındıran ve bir imparatorluk olan Osmanlı devletinin ilk anayasasında korunan Türkçenin tek,resmi ve ortak dil olması prensibini üniter bir ulus devlet olan Türkiye Cumhuriyetinde tartışmaya açtınız. Bu cehennemin kapılarının açılması demektir.
Terör örgütü PKK’nın siyasi kolu ortak ve resmi dilimize darbe vurmak için uzun süredir bir kampanya yürütüyor. Ne hazindir ki sürekli 2. Abdulhamit türküsü söyleyen ve şu an sorumluluk mevkiinde olanlar da bunu seyrediyor. Anayasal görevinizi yapın. Yoksa tarihin ve milletin önünde suçlusunuz.
#DevletinDiliTürkçedir
İnsan yaş aldıkça eski hâllerine ne kadar yabancılaşıyor…
DAVET
Şunları bir araya toplayayım
Bir güzel muhabbet edelim" diye düşündüm.
Mutfak işinden de anlarım. Donattım sofrayı. Bayağı uğraştım.
Hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim.
Bayağı da para gitti.
Birinin yediğini öbürü yemez. Ötekinin içtiğini beriki içmez. Dört kişilik sofra kurdum.
Mumları da yaktım. Bak hepsi, Erick Satie severdi. Hatırladım. Müziği de ayarladım. Geldiler.
20 yaşında ben, 35 yaşımda ben, 40 yaşımda ben ve bugünkü ben dördümüz.
Birden yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karşısına oturttum. Kırk yaşımın karşısına da, ben geçtim.
Yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu. Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi. Yatıştırayım dedim. "Sen karışma moruk" dediler. Büyük hır çıktı.
Komşular alttan üstten duvarlara vurdular. Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı.
Evin de içine ettiler.
Bende kabahat. Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine…
Can Yücel
30 Ağustos vesilesiyle, ismi az işitilen bir kahramanı tanıtmak isterim. Ömer Halis Bıyıktay'ı...
Atatürk, Milli Mücadele'nin harekat planını 1918'in Aralık ayında, Ali Fuat Paşa'yla birlikte hazırlarken, paşanın güvendiği iki mühim isim vardı. Bu isimler, Ali Fuat Paşa'nın komutanı olduğu 20. Kolordu'daki Yarbay Mahmut ve Binbaşı Ömer Halis'ti...
Daha Samsun görevi ortalıkta yoktu. Karabekir, bile 15. Kolordu'ya atanmamıştı. Eldeki emin ilk kuvvet Ali Fuat'ın 20. Kolordusu'ydu. Ve Ali Fuat'ın güvendiği isimler de Mahmut'la Ömer Halis'ti...
Atatürk, fırsat bulabilirse Anadolu'ya geçecekti, fırsat bulamazsa Ankara'ya, Ali Fuat Paşa'nın kolordusuna kaçacaktı. Güzergah bile hazırlanmıştı. Gebze üzerinden Değirmendere'ye, oradan İznik'e ve Ankara'ya... Fakat Samsun görevi doğunca, Anadolu'ya kaçış planı rafa kalktı.
İşte bu ilk plandan kısa süre sonra Ali Fuat, Anadolu'ya dönüp kolordusunun başına geçti. Hazırlıklara başladı. Mücadele planını Mahmut ve Ömer Halis'e açtı. İki kahraman subay daha cümlesi bitmeden Ali Fuat Paşa'ya yemin ederek mücadeleye dahil oldular.
Gazi, Samsun'a giderken, kongreler yapılırken, meclis açılırken, isyanlarla boğuşulurken yani daha ortada düzenli ordu yokken Mahmut vardı, Ömer Halis vardı ve çok kez canlarını ortaya koydular. Mahmut Bey, Hendek isyanında şehit edildi. Ömer Halis yaşadı. Düzenli ordu kurulduktan sonra da cephede görev yaptı. Muharebelerde kanını döktü.
Büyük Taarruz'dan 30 Ağustos'a uzanan o beş günde cephenin en mühim işlerini yaptı. Yunan ordusunun çevrilmesinde baş rollerden birini oynadı. İmha stratejisinin gerçekleştirilmesinde kilitleri birer birer çözen oydu.
İnkılap devrinde de daima Gazi'ye sadık kaldı. Dişiyle tırnağıyla korgeneral mevkiine yükseldi. 1939 yılında vefat etti.
Onu ilk okuduğumda Ömer Halisdemir'i anımsamış ve kendi kendime her devirde bir Ömer Halis var demiştim.
Adı en anılması gereken gün bugündür. Nur içinde yatsın.
Kurtuluş Parkı’nda Millî Savunma Bakanlığı’na yürümesi engellenen gazilerimiz:
“Siz biat ediyorsunuz, biz biat etmiyoruz. Şerefli, haysiyetli olan insanlarız.
Nereye gidelim lan biz? Nerenin askeriyiz lan, söyleyin! Biz nerenin askeriyiz?
Hulusi Akar bize ‘marjinal grup’ diyor. Biz marjinal değil, şerefli, haysiyetli, onurlu insanlarız.”
🇹🇷 Cihat Yaycı ; Türkiye’de, şanlı Türk Bayrağından başka, sözde Kürdistan paçavralarının, yetkililerin gözlerine sokarcasına sallandığı, bu bedbaht günlerde, tüm Türk Milleti’ni,
“NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!!” diye haykırmaya ve Türk Bayrağını her yerde gururla taşımaya çağırıyorum.