Fatih Tekke diyor ki;
“Önümüzdeki 5 maç çok önemli. Trabzonspor’un geleceği açısından çok önemli..”
Ya arkadaş sen niye kendini ve taraftarı strese sokuyorsun. Yaz boyu forvet adamları aldırdın orta sahayı umursamadın. Şimdi çıkıp Rodri tarzı adam istiyorum diyorsun. Zamanında deseydin be hocam. Tamam olmadı kendi oyun felsefeni değiş. Ağır oynatma, rölante pas pas oynatma. Alıp dikine giden adam eksilten orta saha aldırtsaydınız. Ruslan istediğin gibi gözükmüyor orta sahan yok şimdiden kota koyuyorsun. 5 maç iyi olmazsa giderim…
E hadi siz gittiniz. Ne olacak bu takım ve oyuncu profilleri…
Biraz iletişim dilini değiş hocam, biraz coşku lütfen ya…
Başladık yine “ zor, beş maç zor, ..vs”
Şu “zor” kavramını çıkartın lügatınızdan…
Bu insanlar 25 bin kombine aldı. Coşku istiyor, heyecan istiyor…
Yapmayın lütfen..
Dünyanın hiç bir yerinde başarılı liderler zor demez. Halledeceğiz der. Olmayanı var gösterirler. Lider melankolik olamaz. Gerekirse boş vaat verir. Ama yıkılamaz. Yıkılırsa liderlik kalmaz.
Fatih Hocanın en büyük problemi bence bu. Başaracağı her şeye sahip ama karakteristik melankoli hali bırakmıyor onu. Bu durum onu daha eleştirilir yapıyor. Artık bunu görmesi lazım.
Ben batak oynarken ve rakip 1 sayıya partiyi çıkıyorken kağıdı görmeden çiz derim. Bir kaç defa çizdi çoğunda battı ama en azından hayali güzel oluyor. Büyük kaybediyorsun. Biraz da büyük kaybet hocam lütfen.
Sana dair söyleyeceğim bunlar.
@halktvcomtr@sinemfstk Mış gibi yapmayı bırakın!! bu yasa iktidarın yolunu açma federal devlet olma, Ulus devletin temellerine dinamit koyma yasasıdır. Sonuna kadar HAYIR
Halk olarak cumhurbaşkanı adayı hapse atılmış muhalif bir partiye, AKP'nin demokrasi ve barış getiremeyeceğini anlatmaya çalışıyoruz.
Ne bu kamera şakası mı?
Barışı istemeyen yok.
Kardeşlik hukuku tamam.
Lakin Demokrasi yok ediliyor.
Muhalefete siyaset yok,tutuklamalara devam.
Teröristlere siyaset yolu açılıyor.
Milletvekiline Meclis kürsüsünden yaptığı konuşma için Başsavcı soruşturma istiyor.
Pkklılara Meclis yolu görünüyor.
Buna Terörsüz Türkiye denmez.
Teröriste plaket verme denir.
Hayırda HAYIR var.
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.