Burada bu eyleme imza atan öğrenci, öğretim üyesi ve yönetici kadronun tamamı suç işledi.
Normal şartlarda, bu ırkçı ve islamofobik tavrın sicillerine kadar işlenmesi gerekir. Meslek hayatlarına kadar etkilemesi ve onları takip etmesi doğal olandır.
Ancak Türkiye’de henüz bu demokratik kültür oluşmadı. Uzun yıllar devlet düzeyinde Müslümanlara dönük hak gaspı o kadar yıpratıcı boyuttaydı ki toplumsal zemindeki arızalar regüle edilemedi. Sıra gelmedi.
Burada Yeditepe Üniversitesi Rektörlüğü ve YÖK tavır almalı. Hem ilkesel hem hukuki pozisyonunu açıklamalı. Bu toplumsal meseledir. Siyasetten irade beklentisi kolaycılıktır. Risk almamaktır. Sorumluluktan kaçmaktır.
@YeditepeUni@YuksekogretimK@erolozvar
İNSANLIĞIN YÜZKARASI HAYDUT BATILILAR!
Videoda konuşan Haham, şok edici bir şekilde, İsrail'in yüzlerce Yemenli bebeği kaçırmasıyla övünüyor.
Bu bebeklerin ABD'li ailelere satıldığını ve tıbbî deneylerde kobay olarak kullanıldığını itiraf ediyor.
Ve ekliyor: İsrail, ABD ile nükleer güç anlaşmaları karşılığında bu bebekleri kaldıraç olarak kullandı, diyor.
İNSANLIĞIN YÜZAKI MÜSLÜMANLAR!
İnsan değil bunlar. Hiçbir zaman da insan olamayacaklar. Dünyayı cehenneme çevirecekler! Dünya bunlardan kurtulmadığı sürece gün yüzü göremeyecekler!
Dünyayı bunlardan, bunlara sonuna kadar direnecek hakîkî Müslümanlar kurtaracak. Gazze’de insanlığın haysiyetini koruyan Müslümanlar meselâ!
“İsmailağa Vehhâbîleşiyor-Selefîleşiyor” Sözümün En Büyük İsbâtı Meydana Çıktı!
Bayancuk’un arkadaşı Selefî R.I. fotoğrafta gördüğünüz gibi İsmailağa’nın Yavuz Selim Câmii’ndeki hadîs dersine katılmış. Bunun üzerine Selefîler ona tepki gösterince cevâben yayınladığı: “Dünyanın her tarafından Selefîler oradaydı, o âlimleri tanıyan kimse bizim katılmamızı garipsemez. Orada tarikat ehli yoktu, Türkiye’nin ulemâsı yoktu. Türkiye’nin talebeleri de yoktu. Orada biz tanışma ortamı buluyoruz.” şeklindeki video, benim “İsmailağa Vehhâbîleşiyor-Selefîleşiyor” sözümün doğruluğunun katılımcının kendi dilinden en büyük itirâfıdır.
Nitekim kendisi oraya katılan hocaların Selefîler indinde çok muteber olduğunu açıkça beyan ediyor.
Ayrıca Türkiye Selefîlerinin başı Halis Bayancuk da bu konuşmayı retweet ediyor. Demek ki bu kadar Selefînin toplanlandığı yerde türklerden sadece Fikri Doğan, Hasan Efendi’nin oğlu Abdullah Kılıç, damadı Ahmet Ustaosmanoğlu, Nedim Payalan, Recep Eryiğit, Salih Topçu gibi Selefîlere hayran bir azınlık bulunmuş.
Benim söylediklerim çıkar ama bu kadar erken çıkacağını tahmîn etmezdim. Zaten genel sekreterliğine Abdullah Kılıç’ı seçen bir cemâatin felâh bulmayacağı belliydi, bu da üstüne tüy dikmek oldu.
Ey Mahmûd Efendi Hazretleri’mizin tecdîdi ile hidâyet bulmuş kardeşlerim! Sizin verdiğiniz paralarla ve yardımlarla İsmailağa’nın 10 gün boyunca dünyanın bütün Vehhâbîlerini ağırladığı böylece kesinleşmiş ve artık ilâve delîle ihtiyaç kalmamıştır. Siz “Allah gökte” diyen ve Efendi Hazretleri dâhil bütün silsile büyüklerimize kâfir diyen bu adamları ağırlamak için mi İsmailağa’ya destek veriyorsunuz?!
ARTIK BUNU SORGULAMANIZIN VAKTİ GELMEDİ Mİ!
22 Haziran 2026’da oğlum Alper Yusuf Polat aşırı hızlı araç kullanan Kızılcahamam Meclis Üyesi Fatih Oral tarafından öldürüldü.
Allah için gündem yapalım lütfen yardım edin #AlperYusufPolataAdalet
Nihayet adalet yerini buldu.
Yusuf Ziya Gümüşel Hoca adlî kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Bütün mahkemeler suçsuzluğuna karar vermesine rağmen ruhsuz ve vicdansız birilerinin tuhaf baskıları sonucu istinaf mahkemesi kararıyla içeride tutuluyordu.
Nasıl bir zulümdü bu öyle!
Bir Müslüman âlim 6 yaşındaki bir çocuğu evlendiremez.
Böyle bir şey alçaklıktır.
Evlenme yaşı, hayat kurabilme ve ev idare edebilme imkânkarı ve yaşı neyse odur. Reşit olmadan önce ve ev kuracak şartları haiz olmadan önce kimse zorla evlendirilemez.
Hocaya büyük bir iftira atıldı ve suçsuz yere içeride yatırıldı yıllarca. Bu iftirayı atanlar, mahkemelere türlü tuhaf yollarla baskı yapanlar Allah’ın huzurunda hesap verebileceklerini mi sanıyorlar!
Senaryo şu: İslam düşmanı birileri İslam'ı ve Müslümanları küçük düşürmek için aklı başında olmayan bir kızı kullanıyor ve kimi Müslüman kadın dernekleri bunların oyununa gelerek güya kadınları, kızları koruduklarını sanarak bu insanların cezalandırılması için uğraşıyor...
Yusuf Ziya Gümüşel'in mağduriyeti❗️
Yargıtay’ın "ağır hukuk hatalarına" işaret ederek bozduğu Yusuf Ziya Gümüşel davasında, İstinaf Mahkemesi uyarıları yok sayarak kararında direndi.
- Yargıtay, bu davada çok ciddi hukuk hataları yapıldığını söyleyerek kararı bozdu. Ancak İstinaf Mahkemesi, Yargıtay’ın uyarılarını yok saydı.
Yargıtay, ses kayıtlarının "yasal bir delil" olup olmadığının araştırılması gerektiğini söyledi.
- İstinaf "Ben o kayıtları delil olarak kullanmadım" iddiasında bulundu. Oysa ki, dava dosyası ve iddianame baştan sona bu kayıtlar üzerine kuruluydu.
- Yargıtay, mağdurun yaşıyla ilgili resmi kayıtların eksik olduğunu ve tanıkların mutlaka dinlenmesi gerektiğini belirterek bunu bozma gerekçesi saydı.
- İstinaf resmi belgelerin incelenmesini reddetti ve "Resmi belgeleri incelersem devletin tüm belgelerini tartışmalı hale getiririm" gibi hukuk literatüründe görülmemiş bir gerekçe sundu.
- Yargıtay, 2013 yılında verilen "Kovuşturmaya gerek yok" kararının usulsüzce yok sayıldığını belirterek, bu kararın davanın temelini sakatladığını vurguladı.
- İstinaf, Yargıtay'ın bu tespitini görmezden geldi. "Ben, Hatice Kübra Gümüşel'in 14,5-15 yaşlarında olduğu dönemdeki suçları cezalandırdım" diyerek direndi.
Mahkemenin daha önceki kararlarında "6 yaşından itibaren istismar" iddiası temel alınmıştı. İstinaf, şimdi "14-15 yaş" diyerek çelişkiye düştü. (Yeni Şafak)
#YusufZiyaHocayaAdalet
Hasan ve Hüseyin Muaviye'ye (radıyallahu anhum ecmain) biat etti. Bunlara göre ikisi de günahtan korunmuş masumdur. O halde Hz.Hasan ve Hüseyine neden tan etmiyor ? Neden onların masum olduğu inancını terketmiyor ?
Onların Muaviye'ye biat ederek takiyye yaptığına inanıyor. Aynen kendilerinin sürekli yaptıkları takiyyeleri gibi. Mesela bunun inancında Hz.Ömer, Osman, Ebubekir, Aişe ya da diğer sahabilere olan nefreti şundan farklı değil. Fırsat bulursa onu da kusar.
Bunların zaten ilimle bir alakası zaten yok. Tam da bu yalancılığa ve sinsiliğe takiyye diyen itikadları sebebiyle hayatları yalan, iftira ve riyakarlıktan ibaret.
Gerçi ortadaki konu zaten ilmi ya da dini de değil. Farisi devleti propaganda aygıtı işte, sorun bu aygıtın senin ülkende bu kadar güçlü olması.
Gayretleri de organizasyonları da boşuna değil. Oldukça güçlü bir propaganda ağına sahip oldukları ve bürokraside sevenlerinin varlığı da gizli değil. Mesela şu kesit halka euzubesmele çektireceği için bunlar 2 gün sinip sonra vesvese dağıtmaya devam ederler.(Bkz vesvasil hannas)
Şu agresif dili bırak, yumuşak bir sünnilik tebliğini dahi İran'da yaptırmazlar. Ayetullah'ları hakkında söz söylenilince her sözü çarpıtıp, koca koca partiler-medya kuruluşları ile saldıranlar da bunlar. Allah bu millete feraset versin.
Biz söylememiz gerekeni, lazım olduğunu düşündüğümüz açıklıkta daha önce söyledik. Dayağını da layığı ile yedik. Allah'ın imkanlarımıza nispetle amelimizi mazur görmesini umarız.
Her kul elinden gelenle mükellef.
@sarseven Konuşma haklı ama video sıkıntılı. Kesik çizgi var emniyet şeridi değil. Kavşak levhası da var ileride. Bu araçlar teşhir edilmiş ama kavşaktan ayrılmadığını, ileride kaynak yaptıklarını göstermiyor. Belki de bu videodaki bir çoğu o kavşaktan ayrılacak.
Osmanlı Devleti’nin 36. ve son hükümdârı, 100. İslâm Halifesi Sultan Vahdettin Hân’ı, vefâtının 100. sene-i devriyyesinde rahmet, hürmet ve minnetle yâd ediyoruz.
Mekânı cennet, makâmı âlî olsun. Âmîn.
#vahdettin
1-Terbiyesizliğin Daniskası. Demek Kanuni, Hürrem Sultan‘la sadece sevişmek için bir araya geliyordu ?
Demek bunu söyleyen bu kadın ve bunun kafasındakiler, sağda solda sadece hayvanlar gibi cinsel ihtiyaçlarını karşılamak için mi birbirlerine selam veriyor, birbirlerini bir yere davet ediyor ve ondan sonra birbirlerini bir yere atıyorlar ? O zaman sizin, benim çiftliğimde beslediğim hayvanlardan ne farkınız kaldı ? Azıcık Gerçek Kaynaklarından Tarih Okuyun. Cariyeler sizin medeniyetsiz medeniyetinizin avlayıp geneleve kapattığı o zavallı kadınlardan biri değillerdi. Hepsi en zeki en kabiliyetli insanlardan seçilir, özenle eğitilir ve Enderun’da eğitim gören, aynı şekilde seçilmiş delikanlılarla evlendirilir ve devleti yönetirlerdi.
Kanuni, Hürrem Sultan’ı Topkapı Sarayı’na, yanında daimi kalması için davet ettiğinde yaşı 60’ın üzerindeydi.
Ne kadar sığsınız ! Akıllarınız ne kadar da bacaklarınızın arasında. Ve siz o dünyaları yöneten insanları anlayamayacak kadar küçük beyinlere sahipsiniz…!!!
Şalom Gazetesi'nde yer alan Prof.Dr. İlber Ortaylı ile röportaj gündeme getirildi.
Röportajın Özeti ve Tamamı:
Prof. Dr. İlber Ortaylı gözüyle İsrail:.
Bu sene 70. yılını kutladığı İsrail hakkında ünlü tarihçimiz, akademisyen ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı ile Kronik Kitap’taki ofisinde sohbet ettik.
- Bir tarihçi olarak İsrail’deki eğitim hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kendim için şunları söyleyebilirim: Amerika’da vakit kaybetmişim. Yani mektebi bitirir bitirmez İran’da, Arabistan’da vakit geçirip veya İsrail’de mektep bitirip İbranca öğrenip Doktora yaparak yoluma devam etmeliymişim. Benim için Amerika en fazla üç aylık bir yer olmalıydı. Benim için Kudüs’teki İbrani Üniversitesi, Tel Aviv ve Hayfa Üniversiteleri, Amerikan üniversitesinin Avrupa varyantı. Bu üniversitelerde okuyanlar, hem hoca hem talebe ve dünyayı bilip, tanıyorlar. Amerikalılar gibi değil. Kütüphaneler ABD’deki kadar iyi, laboratuvarlar çok iyi, kampüs çok iyi; aynı zamanda da bir uyanıklık bir olgunluk da vardı. Zaten öğrenciler askerlikten sonra üniversite okumaya başlıyorlar. Bu olgunluk hoşuma gitmişti.
Tel Aviv Üniversitesi’nde Orta Doğu Tarihi okuduğum senelerde siz bizim üniversiteye misafir konuşmacı olarak gelirdiniz; hocamız oldunuz. İsrail’de bir müddet bulundunuz, o dönemi paylaşır mısınız?
1986’da Kudüs’teydim. Keren Kayemet Sokağı’nda otururken tam karşımda oranın tanınmış okulu Gymnasia (Gymnasia Ha-Ivrit) vardı. İsrail’in eğitimi seçkin insan yetiştiren bir sistem; eğitim dejenere edilmiyor. Özel okullar açıldı. Gerçi, orada da bir aşınma var ama eğitimi kıyıya iterek yapıyorlar. Yani temel şuna dayanıyor: İnsanların kafası çalıştıkça, ders çalıştıkça bir yeri doldurursun ve “buradan insan çıkar” zihniyeti hâkim. Bunu yapıyorlar... Bu önemli, zira zekâlarına göre geliştiriliyorlar; yapıları da eğitimleri de böyle, öyle yetişiyorlar.
Alman kültürü ve Alman Yahudilerinin zirvesinden gelen entelektüel akım, İsrail’in kuruluş yıllarında etkili olmuş. Bugün ne yazık ki, bu kültür kayboluyor. Sadece kurgu olarak kalmış. Ancak, Almancayı çok iyi bilen, kültürü savunan o dilde konuşan total entelektüel yok. Bunların en son kalıntısını, eski bir mahalle olduğu için Kudüs’te, Alman Yahudilerinin çoğunlukta olduğu bir sokakta gördüm.
Ben Gurion’nun hayalleri istediği gibi tahakkuk etmedi. Ben Gurion, kasabaları, merkezden daha parlak hale getirmek istedi. Bu bir devirdi. O zaman, ünlü virtüöz Yehudi Menuhin oralara konsere gidiyordu, İsrail Filarmoni de ona eşlik ediyordu. Ama bu, her zaman böyle olmaz; kasaba kasabadır, büyük şehir ise büyük şehirdir.
İsrail’de artık insanlar para yaptı, ev alıyor; ucuz değil rahat seyahat etmek istiyorlar; müthiş geziyorlar. Delikanlının biri bir program yazıyor, bilmem kaç milyon dolar kazanıyor. Sonra da caz tahsil etmek için Amerika Music School’a gidiyor. Eski kültür gitti, ama ders çalışma, yabancı lisan öğrenme, okuma var... Ancak, İsrail bir yanıyla da Ortadoğu ülkesi oldu galiba. Ortadoğu ülkesi olmanın en büyük göstergesi de İshak Rabin cinayeti; bence bir dönüm noktası. Çok önemli bir olay...
- İsrail Demokratik ama Laik bir ülke değil. Cumartesi yani Şabat ve bayram günleri din kuralları uygulanır. Bu konudaki görüşünüz nedir?
Evet, Demokratik ama Laik değil. Bazılarına bunu anlatmak dahi zor. Bu bir tahsil meselesi.
- İsrail’i nasıl tanımlarsınız?
İsrail, demokratik düzeni olan, toplumsal şuuru çok yüksek bir ülke. İnsanlar, “İsrailliyim, Yahudi’yim” diyorlar. Çalışıyor ve yaratıyorlar; zenginleşiyorlar.
Yine de, kendine göre çıkmazları olan bir Ortadoğu ülkesi… İsrail, göç ülkesi olmak zorundadır. Ortadoğu hayatı içinde tek başına, eski Batı’nın kültürel ilmi kurumlarını taşımaya çalışan, yarı nüfusu Şarklı yarısı Doğu Avrupalı bir ülkedir.
⬇️⬇️
Tamamı:
https://t.co/CfrfO2VCY6
MİLLETİ VE TARİHİNİ “TARİHE GÖMEN” ADAM!
Bir cenazenin arkasından uluorta konuşmayı edeben doğru bulmadım ve konuşmadım şimdiye kadar.
Ama bu cenaze, cenazesi çoktan kaldırılması gereken bir “yalan tarih”in mimarlarından birinin cenazesi olunca susmak vebaldir, diyerek usturuplu bir dille birkaç hayatî tespitte bulunmayı bir vatan, millet borcu ve büyük bir mesuliyet olarak addediyorum.
“GÖREVLİ” BİR ADAMDI
Önce hakkını teslim edelim: Osmanlı ile Sultan Abdülhamid Han -ve hatta Sultan Vahdettin- hakkındaki bazı ezberleri yıkmıştı.
Eğer bu minval üzere gitseydi, bu milletin boynuna geçirilen prangaların kırılmasına çok büyük katkılarda bulunabilirdi. Aksine o prangaların daha boğucu ve sarsılmaz bir şekilde milletin ve çocuklarının boynuna dolanmasına hizmet etmeyi tercih etti ve mezara çok büyük bir veballe gitti.
Çünkü “görevli” bir adamdı: 28 Şubat'tan sonra piyasaya sürülmüştü ve Yaşar Nuri'nin ilâhiyat alanında yaptığı “yıkım” işini o tarih alanında yapmıştı.
İsteseydi, dik durabilseydi, yalan üzerine inşa edilen ve dayatılan tarihi yerle bir edecek tarihî bir misyon üstlenebilir ve tarihe kahraman olarak geçerdi. Ama o bu dünyada ucuz kahramanlığı ve alkışlanmayı tercih etti. Kendisi gibi Kırımlı ama pek çok bakımdan büyük tarihçi olan ve milletin boynuna dolanan tapınakçı prangaları güçlendiren Halil İnalcık’ı ucuz kahramanlık konusunda fersah fersah geçen, bu toprakların çocuklarını ve tarihini “tarihe gömen” bir adam olarak mezara gitti.
UCUZ KAHRAMAN
Osmanlı tarihinin insanlık tarihindeki öncü ve benzersiz rolünü çok iyi biliyordu ama o sessiz kalmayı, yaşarken bu ülkenin altını oyan, tarihî rolünü bitiren yalan tarihin propagandisti olmayı ve pespaye, döküntü propagandistleri tarafından alkışlanmayı ve daha vahimi de Osmanlı’nın insanlığın önünü açacak benzersiz ilkelerinin dünyaya anlatılması gibi yüce bir görevi üstlenmek yerine Osmanlı’yı Üçüncü Roma ilan etme primitifliği ve “aşağılık kompleksi” sergileyerek Osmanlı’nın dünyaya, insanca yaşanacak yegâne medeniyet modelini sunacak muazzam bir medeniyet tecrübesi ürettiğini anlatma imkânını elinin tersiyle itmeyi tercih etti!
Bazı Batılı vicdanlı tarihçiler bile, “gel ey Osmanlı!” diye yazılar ve kitaplar yazarken o Osmanlı’yı bir kez daha “tarihe gömme”yi tercih etmekten tedirgin olmadı!
Hiçbir büyük tarihçi böylesine ürpertici bir tercihte bulunamazdı.
İsteseydi, Osmanlı medeniyetinin ne denli aşılamaz ve insanlığın önünü açacak temellere ve ruha sahip, bütün dünyayı yeniden silkeleyip kendine getirecek adalet, hakkaniyet ve merhamet ilkeleri üzerinden yükselen benzersiz bir medeniyet tecrübesi olduğunu hem ülkemizin çocuklarına hem de bütün dünyaya çok çarpıcı bir dille anlatabilirdi.
Ama bu fazla prim yapmayabilirdi, fazla para kazandırmayabilirdi. O yüzden o işin en kolayını, en kârlı olanını tercih etti ve resmî tarihin yalanlarını deşifre ederek kahraman olarak anılma imkânını kaybetti ve mezara hesabını veremeyeceği kadar ağır bir veballe gitti. Bir milletin boynuna geçirilen prangaları kırabilecek bir donanıma ve etki gücüne sahip bir adam konumuna ulaşmıştı çünkü.
O yüzden sırtında hesabını veremeyececeği kadar “tarihin ağır yükü”yle vefat etti gitti bu dünyadan. Artık adı tarihe, bu milletin boynuna geçirilen prangalara kıracak bir imkâna sahipken, o işin kolayını ve en ucuz olanını tercih ederek insanlığın önünü açacak ufka ve derinliğe, ruha ve zenginliğe sahip bu milleti ve tarihini tarihe gömen bir adam olarak geçecek.
FATİH CAMİİ’NİN HAZİRESİNE GÖMÜLMEMELİ!
Şehid Esad Coşan Hocamızın cenazesinin Fatih Camii’nin haziresine gömülmesini reddeden yetkililerin İlber Ortaylı’nın cenazesinin oraya gömülmesine onay vermesini protesto ediyorum.
Fatih Camii haziresi millete aittir ve bu milletin altını oyan monşerlere, masonik-baronik çetelere hizmet eden bir adamın cenazesinin oraya gömülmesi oradaki bütün büyük insanların aziz ruhlarını da rencide edecektir.
Bu karardan derhal vazgeçilmelidir!
Ümmetin vahdetiymiş.
Sen vahdet ayağına Hz.Ömer’inden taviz vereceksin. Onlar milyonun katili zalimlerinden zerre taviz vermeyecek.
Sen de bunlarla eşit olmanın adına “ümmetin vahdeti” diyeceksin.
Defol git. Sen benimle bile vahdet olamıyorsun. Rafizi yalamanın adına vahdet diyorsun.
Farisi devletinin proxy’si olmayı burada vahdetçilik diye yedirmeye çalışmayın millete.
Farisi devleti İsrail devleti ile çatışıyor. Mecbur kalmasa çatışmazdı. Devlet çıkarına uygun görürse de barışır. Hatta beraber çalışır. Çalıştı da önceden. Ortada dini bir şey yok.
İsrail’e karşı herkesin başarılı olmasını isteriz. İspanyol’a bile İsrail’e karşı diye sempati duyuluyor bu memlekette.
İsrail’e karşıyız diye Katolikle vahdet olup haçlı seferi mi savunacağız.
40 yıllık kaşarlanmış Katolik bize memleketimizde ahlaki üstünlük satıp, küfür tehdit mi kullanacak.
Özne olmayı öğrenin şu hayatta. Ezikliğiniz sıkmaya başladı.
@birincimucahit Senin karın, kızın Suriye'de telef olmadığı için rahatlıkla şehit diyebiliyorsun. Hamaneye şehit demek bir numaralı siyonist tezgahıdır. Sen de o tezgahta yontuluyorsun.