Ana akım sendikacılığın krizi!
Madencilerin Nisan 2026 Ankara direnişi ve 1 Mayıs 2026’daki dağınık ve zayıf tablo bir kez daha Türkiye’de ana akım sendikacılığın krizini ortaya koydu.
Emek hareketinin güçlü ve birleşik bir dayanışma ve mücadele odağına ihtiyacı var. Böyle bir sendikal odak veya merkez olmak için amasız fakatsız davranmak ve bagajları bir yana bırakmak gerekiyor.
İşçi sınıfı ve emek hareketi ana akım sendikaların üzerinde durdukları sütundan ibaret değildir. Dahası ana akım sendikalar sınıfın çok dar bir kesimini temsil ediyor.
Güvencesiz, örgütsüz, düşük ücretler ve ağır çalışma koşulları altında çalışan işçiler ana akım sendikaların radarına girmemekte veya ana akım sendikalar bilinçli olarak bunlardan uzak durmaktadır.
Oysa emeğin yaşadığı büyük sorunlar alternatif, başka türlü bir sendikal odağı zorunlu kılıyor. Bir toplumsal vicdan olacak, ezilenler ve emekçiler tarafından güven duyulacak bir dayanışma gücüne ve odağına ihtiyaç var.
Sadece kendi üyelerinin çıkarlarını ve örgütsel tahkimatını düşünmeyecek, bir dayanışma merkezi olacak, sosyal adaletsizliklere karşı insanların işaretine bakacağı bir odağa, bir çoban ateşine ihtiyaç var.
Gazetecilik yaptığı için tutuklanan @ismailari_ nın gazetesi @BirGun_Gazetesi için yazdım👇🏾
Sinop Üniversitesi şehir hamamı gibi rektörlük binası inşa ettirecek
Rektör’ün makam odasının arkasında dinlenme odasıyla banyo olacak
Üç Rektör Yardımcısı ve Genel Sekreter için de banyo, dinlenme odası ile giyinme odaları yapılacak
Bir de 8 kişilik özel yemek salonu...👇
Obama: Dünyadaki sorunların yüzde 80'i, ölümden ve önemsiz kalmaktan korkan, iktidarı bırakmak istemeyen yaşlı erkeklerle ilgili
https://t.co/G2xpskcya0
GRUP YORUM, GRUP EKİN VE GRUP ÖZGÜRLÜK TÜRKÜSÜ ŞARKILARININ TAMAMINI QR KODU OKUTARAK İNDİREBİLİRSİNİZ.
SANSÜR SALDIRISINI BOŞA ÇIKARTMAK İÇİN TÜM HALKIMIZI BU GÖRSELİN ÇIKTISINI ALIP DAĞITMAYA ÇAĞIRIYORUZ.
GRUP YORUM HALKTIR,
AKP'NİN GÜCÜ HALKA YETMEZ!
Tam 3 yıldır Vera ve Meriç canlarından, bu şehir ve Türkiye kamu yararını her şeyin önüne koymuş idealist bir şehir plancısından ayrı bırakıldık. Neden? Taksimin göbeğine tarihi yeniden canlandırıyoruz yalanıyla alışveriş merkezi kondurmak isteyenlere geçit vermediği için!
MYK üyelerimiz savcılıkta verdikleri ifadenin ardından ev hapsi istemiyle mahkemeye sev edilmiş ve bütün MYK üyelerimiz hakkında iki hafta ev hapsi ve sonrasında haftada bir imza atmak üzere adli kontrol tedbir kararı verilmiştir. Tıpkı diğer tutuklamalar gibi, MYK üyelerimize verilen bu cezalar da hukukun, sendikal hak ve özgürlüklerin askıya alındığının somut göstergesidir. MYK üyelerimize verilen bu cezalar doğrudan doğruya Eğitim Sen’in sendikal faaliyetlerini engelleme amacı taşımaktadır. Ancak Eğitim Sen geçmişte olduğu gibi, bu tür baskı ve yıldırma politikaları karşısında geri adım atmayacak sendikal faaliyetlerini kesintisiz sürdürecektir.
Uzun süredir devam eden antidemokratik uygulamalara, baskılara ve hukuksuzluğa karşı öğrencilerin; demokratik Türkiye, özgür, özerk üniversite mücadelesinde onları asla yalnız bırakmayacağız!
GTÜ öğrencilerinin de başlattığı “demokratik, özerk ve bilimsel” üniversite taleplerine ve bugün başlayacakları BOYKOT’a destek olmak için; GTÜ’nün ana giriş kapısında basın açıklaması yaptık!
GTÜ Öğrencisi Yalnız Değildir!
Billboard’dan İGDAŞ’a, İSKİ’den Metro’ya…
Tüm bu okuduğunuz davaların sanıklarından biri Recep Tayyip Erdoğan’dı. İddiaları dönemin gazetelerinden alıntıladım. Hep “şiir” davası hatırlanırken bunların unutulduğunu gördüm.
Bu davaların kimi dokunulmazlıktan dolayı ayrıldı, kimisinde beraat çıktı, kimisinin nereye evrildiğine dair yeni bir bilgi hiç yok. Bildiğimiz şu ki bu davalar sırasında Erdoğan gözaltına da alınmadı şafak operasyonuna da uğramadı. Ya kendisi ya da avukatı adliyeye gidip savunma yaptı. Yani olması gereken oldu.
Churchill’in sözüdür: “Ne kadar geriye bakabilirsen o kadar ileriyi görürsün.”
Cumhuriyet’te, Arka Bahçe’de yazdım 👇🏼
https://t.co/QemtG426CP
Böyle rektörler de vardı!
27 Mayıs darbesi sonrasında Milli Birlik Komitesi Ekim 1960’ta 147 öğretim üyesini üniversitelerden uzaklaştırmıştı.
Görevine son verilenler arasında Ali Fuat Başgil, Sabahattin Eyüboğlu, Yavuz Abadan, Nusret Hızır, Tarık Zafer Tunaya, Mina Urgan ve Haldun Taner de vardı.
Bu utanç verici karardan sonra aralarında İstanbul Üniversitesi’nin seçimle gelen efsane rektörü, Türk idare hukukunun kurucusu ve üniversitelerin idari özerkliğinin ilk savunucularından olan Ordinaryüs Prof. Dr. Sıddık Sami Onar’ın da bulunduğu çok sayıda bilim insanı bu kararı protesto ederek görevlerinden istifa etti.
Bu istifalar büyük ses getirdi. Askerler geri adım attı ve 147’liler çıkarılan bir yasayla 1962’de görevlerine döndü.
Sıddık Sami Onar DP dönemindede iktidarın zulmüne maruz kalmış yılmamıştı, askerler karşısında hukuku savunup üniversitenin onuruna sahip çıkmıştı.
Herkes kendi heykelini yontar! Onurla anılmak da var utançla anılmak da!
İstanbul Üniversitesi’nin tarihi seçimi
✍️Darbeci Evren’e hukuk doktoru ve profesörlük payesi veren yönetim, tarihi bir seçimle karşı karşıya. Ya Evren’e unvan verenler gibi anılacaklar ya da hukukun ve bilimin gereğini yapanlar olarak
https://t.co/YtPs4Oze3j
Aziz Çelik yazdı
@istuniresmi Bu durumda tüm İstanbul Üniversitesi mezunlarının diplomasının geçerliği sorgulasın, Rektör de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden kendisinin de diploması geçerli mi sorgulanmalı.
@Daricabeltr Ne yapılması/yapılmaması gerektiğine dair doğru düzgün bilgilendirme yapılamaz mı? Patlama sız��ntı haberlerini duyuyoruz? Ne yapmak gerekiyor?