Düştün. Düşe düşe bir hal oldun. Düşmeyi kendinden bildin. Ki öyle. Çıkaracak olan Allah. Adetullah böyle. O çıkarır, sen düşersin. Tam da bu yüzden, çıkaracak olan O olduğu için ümidini kesmezsin. Sana kalsa çıkman mümkün değil, bilirsin. Düşeni kaldırmak da O'nun adetidir.
Son dönemlerde ülkemizde yaşanan insanın kanını donduran hadiseler, bebeklerin hastanelerde öldürülmesi ve dünya genelinde Müslümanların uğradığı zulümler, yürek parçalayan ve insanlığı derinden etkileyen olaylar…
İslam’ın adalet, merhamet ve insan onuruna verdiği önemi düşünecek olursak, bu tür durumlar, insanların bu değerlere ne kadar uzaklaştığını gözler önüne sermektedir. Oysa Kur’an ve hadislerde zulme ve adaletsizliğe karşı uyarılar sıkça yapılmıştır.
“Sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O sadece gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne kadar onları ertelemektedir.” (İbrahim, 14/42)
Bu ayet, zulüm işleyenlerin geçici olarak serbest bırakılabileceğini, ancak sonunda ilahi adaletin mutlaka tecelli edeceğini bildirir. Bu, Allah’ın adaletinin nihai olarak her türlü zulmü ortadan kaldıracağını vurgular.
Hadis-i şeriflerde de masumlara zarar vermenin büyük bir günah olduğu açıkça ifade edilmiştir. Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
“Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” (Buhari, Edeb, 18)
Unutulmamalıdır ki, zulüm geçici olsa da, Allah’ın adaleti er ya da geç tecelli edecek ve mazlumların hakkı mutlaka korunacaktır.
Asıl önemli olan, Allah’ın adaleti sağlanırken bizim nerede durduğumuzdur. Zulmün karşısında mı yoksa sessiz kalarak dolaylı olarak yanında mı yer alıyoruz?
Bizler Müslümanlar olarak adaletin, merhametin ve hakkaniyetin savunucusu olmakla yükümlüyüz; aksi takdirde Allah katında hesabımız ağır olacaktır.