Nevşehirli bir doktorun kızı…Dedesi Nevşehir’deki üniversitenin arazinin bağışçısı. Aldığını geri verme kültürü ile büyüdüm derken bu örneği verdi.
İsviçre’de eğitim gördü. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi mezunu.
Yapı Kredi’de, Koç Grubu’nda üst düzey yöneticilik yaptı. Petrol Ofisi’nde İcra Kurulu Üyesi oldu. HSBC’de Grup Başkanlığı görevini yürüttü.
İstanbul Kültür Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı. Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde ders veriyor. Türkiye’nin en başarılı öğrencilerine mentorluk yaptı.
Sonra kamuya geçti.
Bugün 15 aydır tutuklu olan İBB Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, hakim karşısında savunmasını yapıyor.
Mahkemede kendisini şöyle anlattı…
“Kadın-erkek eşitliğine değil, fırsat eşitliğine inanıyorum.”
“Kurumsal ve çok uluslu şirketlerde üst düzey yöneticilik yaptım. Uluslararası denetimlerden, iç denetimlerden, bakanlık ve Sayıştay denetimlerinden alnımın akıyla çıktım.”
Ve ardından şu cümleyi kurdu…
Dolayısıyla böyle bir özgeçmiş ve kariyerle Medya A.Ş.'de, bile isteye, şahsi işlerin altına imza atmam ya da bir örgüt hiyerarşisinde yer almam mümkün değildir. Bu nedenle burada durduğum için utanç duyuyorum ama kendi adıma değil de, ülkem adına utanç duyuyorum. Yoksa benim alnım ak, ben buradan da yüzde 100 beraat edeceğime inanıyorum, biliyorum. Bütün mal varlığımı da iş hayatına başladığım 1998 yılından, Medya A.Ş.'de başladığım 2021 yılına kadar çalıştığım işlerden elde ettim. Hem ailemin desteği hem oradaki gelirlerimle. Medya A.Ş.'de çalışmaya başladıktan sonra hayatımda, yaşamımda, mal varlığımda en ufak bir artış ya da değişiklik olmadı.
Kendisine hiç kimsenin yasadışı bir iş yaptıramayacağını da ekledi.
Peki bu kadar kusursuz bir kariyerin ardından neden kamuya geçti? Onu da yanıtladı.
“Bir nedeni başarma arzusuydu. Diğeri ise artık kendimi tekrar ettiğimi düşünmemdi. Bu ülkenin devlet okullarında okudum, iyi eğitim aldım. Aldığını geri vermek gerektiği öğretilerek büyütüldüm….”
#İBBDavası'nda 47.gün
Medya AŞ Genel Müdürü #FatoşPınarTürker sözlerini şöyle bitirdi: "Ben kimseye hakkımı helal etmiyorum"
"Benim kızım bütün dünyada yapılan sınavda yüzde birlik dilime girdi. Şu an dünyanın en iyi yapay zekâ okullarından birinde okuyor.
Bakın, mezun oldu. Ben göremedim.
Bu okula girdiğinde de yanında değildim, mezun olduğunda da yanında değildim.
Ben göremedim.
Can sağlığı olsun.
Ben kendim için, yani şahsım adına hiçbir talepte bulunmadım.
On beş aydır yatıyorum.
Ağır bir tedbir altında yaşadım. Hakikaten çok mağdurum ama kendime dair, geleceğime dair yaşanmış olanlara ilişkin artık çok yorgunum.
Anneme dedim ki aslında demesem daha iyiydi.
Çünkü benim annemle babam, ablamı kaybettiler.
Çok acı bir dönemde, dokuz ay içinde.
Anneme dedim ki:
“Keşke idam cezası olsa da kalem kırılsa, bitse bu iş.”
O kadar yorgunum, o kadar yorgunum ki kendime dair hiçbir beklentim kalmadı.
Ama sizin karşınızda lütfen vicdanınıza sesleniyorum.
Sayın Savcı, sayın heyet
Siz beni yargılayın. Pınar’ı yargılayın.
Ama ne olur Anne Pınar’ı tahliye edin.
En fazla şunu söyleyebilirim:
Ben çocuklarımın yanına dönmek istiyorum. Onların ellerini tutmak istiyorum.
Kimseye hakkımı helal etmiyorum"
Fatoş Pınar Türker'in küçük kızı annesini gözyaşlarıyla dinledi.
Tüm salon ağladı ve isyan etti.
#İBBDavası'nda 47. gün
Fatoş Pınar Türker'in yaşadıklarına tüm salon isyan etti. Herkes gözyaşlarıyla lanet okudu.
Ekrem İmamoğlu salondan çıkarken gazetecilere döndü: "Eksiksiz yazın bunları" dedi
Ekrem İmamoğlu yapılan eziyetleri duydukça derinden yaralanıyor.. En sert ifadeleri bu savunmalar sonrasında söyledi. Bugünde çok sert konuşabilir.
LÜTFEN OKUYUN
#İBBDavası'nda 47.gün
"Cinayet büro ev baskına gönderilmiş"
Medya AŞ Genel Müdürü #FatoşPınarTürker beyanda bulunuyor.
"Bir gün sonra sabah saat 05.30'da evime polis geldi.
Ben iki kızımla yalnız yaşıyorum.
Kapı çaldığında ekran üzerinden polisleri gördüm ve Allah'tan avukatımı arayabildim. Çünkü polisler içeri girdikten hemen sonra telefonumu aldılar.
"Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
Çocuklar ağlıyordu.
"Bir bardak su vereyim" dedim.
"Hayır."
"Küçük kızım okula gidecek."
"Hayır."
"Sakın kimse yerinden kıpırdamasın."
Sürekli delil karartmaktan söz ediliyordu.
Oradaki polislerden biri, sanırım bir komiserdi. Gözlerindeki ifadeyi hiç unutamayacağım.
Bir ara bana:
"Kaşe var mı?" diye sordu.
"Ne kaşesi?" dedim.
"Şirket kaşesi."
"Yok" dedim.
"Ben şirketin genel müdürüyüm, şirket kaşesini evimde ne yapayım?"
Buna rağmen evi aramaya devam ettiler.
Biz pijamalarımızla öylece bekliyorduk.
Çocuklar ağlıyor, kimse hareket edemiyordu.
Bir noktada polise:
"Siz mali suçlar için gelmediniz mi?" diye sordum.
Polis:
"Biz Cinayet Büro'dan geldik" dedi.
Bunu duyunca kızlarım daha da korktu.
"Ne cinayeti?" dedim.
"Şu anda operasyon yürütülüyor, biz görevlendirildik" dedi.
O an yaşadıklarımız gerçekten tarif edilmesi zor şeylerdi.
Bir bardak su bile veremediğim çocuklarımın yanında, ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Bugün geriye dönüp baktığımda yaşananların bir tiyatro mu yoksa bir kâbus mu olduğunu hâlâ tarif edemiyorum.
Sonrasında sağlık kontrolüne götürüldüm.
Orada bir polis memuru, başına bir şey gelmediğinden emin olmak için annemi aramama izin verdi.
Daha sonra tekrar aramama da izin verdi.
Kendisine bu insani davranışı nedeniyle teşekkür borçluyum.
Ben evden bu şekilde ayrıldım.
Küçük kızımı son kez okuluna bırakmış oldum.
Akşam geri döneceğimi düşünüyordum.
Sonra Vatan Emniyet'e götürüldük.
Açıkçası ilk başta oradan çıkamayacağımı düşündüm.
Fakat içeri girince asistanımı gördüm.
"Canan, sen neden buradasın?" dedim.
"Beni de aldılar" dedi.
Sonra diğer arkadaşlarımız gelmeye başladı.
Tanıdığım ve tanımadığım birçok insan getirildi.
Sonrasında artık orada yaşamaya başladık.
Nezarethane şartlarını anlatmak istemiyorum ama umarım hiçbiriniz hayatınız boyunca görmek zorunda kalmazsınız.
Bodrum katta olduğu için cam yoktu, pencere yoktu.
Gün mü gece mi anlamıyordunuz.
Bir gün kadın polis memuru geldi.
"Arama yapılacak" dedi.
Bizi sıraya dizdiler.
Sonra beni küçük bir odaya aldılar.
Odayı da, o polis memurunu da hayatım boyunca unutmayacağım.
Memur:
"Üstünü çıkar" dedi.
Çıkardım.
Sonra:
"Altını da çıkar" dedi.
Şaşırdım.
Ama çıkardım.
Ardından:
"İç çamaşırını da çıkar" dedi.
Ne olduğunu anlayamadım.
Ama söylediklerini yaptım.
Sonra:
"Çömel" dedi.
Daha sonra çeşitli hareketler yapmamı istedi.
O an ne yaşadığımızı gerçekten anlamıyorduk.
Kadın memurun eldiven takması bile bize normal bir sağlık kontrolü yapılacağı hissini vermişti.
O kadar yabancıydık bu sürece.
Sonrasında tutuklandık.
Akşam saatlerinde Silivri Cezaevi'ne getirildik.
Hayatında hiç cezaevine girmemiş bir insan olarak yaşadıklarım gerçekten bir film sahnesi gibiydi.
İnsan, suç işlemediği sürece bir gün cezaevine düşebileceğini hiç düşünmüyor.
Ama olabiliyormuş.
Her şey insana dair.
Cezaevine geldiğimizde bize:
"Merak etmeyin, siz beş kadınsınız. Sizi aynı koğuşa koyacağız." dediler.
Buna çok sevindik.
Ancak daha sonra müdür geldi ve:
"Adalet Bakanlığı'ndan talimat geldi. Hepiniz ayrı ayrı koğuşlarda kalacaksınız." dedi.
Bizi tek tek farklı koğuşlara götürdüler.
İlk gün birbirimizi sadece pencerelerden görebildik.
Ben koğuşa konulduğum anda pencereye koştum.
Çünkü diğer arkadaşlarımın da yan koğuşlara yerleştirildiğini anlamıştım.
Fatoş'un sesini duyuyordum.
Çok ağlıyordu.
Bir şey olacak diye korkuyordum.
Bütün gece pencerelerden birbirimize seslenerek geçti.
Birimiz ağlıyor, birimiz teselli etmeye çalışıyordu.
İlk gecemiz böyle geçti."
"Meslektaşları, ... metnin zaten ADA'nın kendi resmi yayını olan Diabetes Care dergisinde basılmış ...olduğuna dikkat çekerek, "Bir kurum kendi bastığı bilimsel yayını kongresinde nasıl yasaklar?" diyerek tepki gösterdi."
Bir telefon mu gelmiş acaba?
https://t.co/QAHXdd3TLX
Her çağın Kerbela’sında mazlumun yanında, zalimin karşısında duran Alevi canlarla yüreğimiz birdir.
Ne diyordu Pir Sultan?
‘Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan.’
Siz yolunuzdan dönmedikçe ben de bu yoldan dönmeyeceğim.
Gerekirse bu başı vereceğim ama onlara baş eğmeyeceğim!
Bozuk araç nasıl 60 km geri gitti acaba?: "Kartal'daki duruşmaya gidiyordu; İmamoğlu, 60 kilometre sonra "araç arızalandı" denilerek aynı araçla Silivri'ye geri götürüldü! "https://t.co/sFtVGnmddp
Seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel:
“Ev hapsini kaldırmışlar, o iftiracı avukat şimdi partinin balkonunda keyif yapıyor, ‘CHP arınmaya başladı’ diyor.
Ferdi’yi kaybettiğimiz gün Akit’te ‘Çarpıldı’ diye dalga geçen karikatürü çizen kadın, çikolata dağıtıyor baba evinde.”
Ricamızdır…
Görenler görmeyenlere göstersin, duyanlar duymayanlara anlatsın:
Seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel, yarın Cumhuriyetimizin kalbi Ankara’da partililerimizle, halkımızla bayramlaşıyor.
Milletimiz neredeyse biz oradayız.
Makamlarda, taş binalarda değil, milletimizin yanındayız!
Bekliyoruz…
🗓️ 30 Mayıs Cumartesi
🕗 14.00
📍 Babaocağı Ankara İl Başkanlığı Binası / Güvenpark
Cumartesi bir algı operasyonu sahnelenmek istenecek!
Kılıçdaroğlu cephesi, genel merkez önündeki bayramlaşma etkinliği için Türkiye’nin birçok ilinden otobüs kaldırıyor. Bunun yanında AKP teşkilatlarından da yoğun katılım sağlanması yönünde çağrı ve organizasyon yapıldığı konuşuluyor.
Daha da önemlisi; partiye çökmeye geldikleri gün para karşılığında getirilen bazı grupların, yarın yeniden kalabalık görüntüsü oluşturmak için kullanılacağı iddiaları var.
Aynı saatlerde ise Özgür Özel, Güvenpark’ta halkla bayramlaşma buluşması gerçekleştirecek. Muhtemelen genel merkeze yönelen kalabalıklara hiçbir engel çıkarılmazken, Güvenpark’taki buluşmanın İzmir’de olduğu gibi baskı ve engellemelere maruz kalacak.
Çünkü amaçları açık:
“Bakın, sosyal medyada anlatıldığı gibi değil; Kılıçdaroğlu’nun hâlâ büyük bir karşılığı var” algısı oluşturmak.
Cumartesi bunu yandaş medya ve bazı isimler üzerinden hep birlikte göreceğiz.
İşte tam da bu yüzden cumartesi Güvenpark’ta olmak çok önemli.
Özgür Özel’e verilen desteği güçlü şekilde göstermek, kurulmak istenen algıyı tersine çevirmek gerekiyor.
Öyle bir kalabalık olmalı ki;
milletin iradesine rağmen alınan kararların ne kadar büyük bir yanlış olduğunu herkes görmeli.
Haydi;
vatanını seven,
demokrasiye inanan,
halkın iradesine sahip çıkan herkes
Güvenpark’a!
Değerli Dostlar,
Dün yaşananları cezaevi hücremde tek başıma izlerken gözyaşlarıma hakim olamadım, kahroldum. Söz bitti. Geride sadece derin bir utanç ve acı kaldı. Muhtemelen cezaevinde geçirdiğim en zor günümdü.
Yarından itibaren mutlaka yeni bir solukla, yeni sözler kuracağız biliyorum. Çünkü umut mücadeleye dairdir. Ve mutlaka hakikati daha iyi anlayıp, yeni umut ve çarelerle yeniden buluşacağız. Biliyorum ki, memleket sevdamız için birleşerek, çoğalarak mücadeleye devam edeceğiz.
Görkemli Çınarımız çok fırtınalar gördü ve elbet bu badireyi de atlatacaktır.
Ailenizle, sevdiklerinizle sağlıklı, mutlu nice bayramlar diliyorum.
Dilerim bu bayram; bizi birbirimizden ayıran değil birleştiren sebeplerin daha çok ve daha güçlü olduğunu idrak etmemize vesile olur.
İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu, Koğuş B/63
Buca - Kırklar
İnstagram hesabımız saldırı altında!
Milletin sesini susturmaya çalışan butlancılara karşı mücadelemizi büyütmek için takip, beğeni ve paylaşımlarınızla destek olabilirsiniz.
https://t.co/cbOwES2R9g
Değerli yol arkadaşlarımız,
“CHP İletişim” hesabımız artık “Özgür Özel İletişim” (@ozgurozeliletsm) adıyla yoluna devam ediyor. Sesimizi daha güçlü duyurmak, dayanışmamızı büyütmek için hep birlikte takip edelim, çevremize de ulaştıralım.
Birlikte daha güçlüyüz.
#Lider
Bilgi Üniversitesi, yasayla kurulmuş bir üniversite Resmî Gazete’de yayımlanan bir kararla kapatıldı. Yüzlerce genci, üniversite emekçilerini belirsizlikle, geleceksizlik kaygılarıyla karşı karşıya bırakan bu kararın karşısında gençlerin, üniversite emekçilerinin yanındayız.
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Cumhurbaşkanlığı kararı ile kapatılmasını kabul etmiyoruz.
Bu hukuksuz kararın yaratacağı sonuçların ve işletilecek hukuki süreçlerin takipçisi olacağız. Akademik özgürlüğü, eleştirel düşünceyi ve kamusal eğitimi savunmaya devam edeceğiz.
We reject the closure of Istanbul Bilgi University by a presidential decree issued on 21 May. The university had been run by an appointed trustee since 2025 due to a criminal probe, but the allegations still remain unjustified.
ÜNİVERSİTELER KEYFİ KARARLARLA SUSTURULAMAZ!
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet izni, eğitim-öğretim yılının sona ermesine yalnızca bir ay kala Cumhurbaşkanı kararıyla kaldırılmıştır. Gece yarısı Resmî Gazete’de yayımlanan, hiçbir gerekçe içermeyen bu tek cümlelik karar; Anayasa’nın güvence altına aldığı üniversite özerkliği, eğitim hakkı ve hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Anayasa Mahkemesi, faaliyet izninin kaldırılmasının fiilen üniversitenin kapatılması sonucunu doğurduğunu; bu nedenle üniversitelerin ancak kanunla kapatılabileceğini açıkça ortaya koymuştur (AYM, E.2020/55, K.2023/228).
Buna rağmen, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun Ek 11. maddesinin üçüncü fıkrası, üniversitelerin varlığını yürütmenin tek taraflı idari tasarrufuna bağlı hale getirmektedir. Oysa Anayasa’nın 130. maddesi uyarınca üniversiteler, bilimsel özerkliğe sahip anayasal kurumlardır.
Bu karar, yasama yetkisinin yürütme tarafından tek imzalı işlemlerle gasp edilmesi pratiğinin yeni bir örneğidir. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden yine bir Cumhurbaşkanı kararıyla ve Meclis iradesi devre dışı bırakılarak çekilmesi sürecinde olduğu gibi, anayasal yetki sınırları bir kez daha yok sayılmakta; kamu düzenini ve temel hakları doğrudan ilgilendiren meseleler demokratik meşruiyetten yoksun biçimde tek kişi iradesine tabi kılınmaktadır.
Kararın zamanlaması da ağır sonuçlar doğurmaktadır. Binlerce öğrencinin eğitim hakkı, akademisyenlerin bilimsel üretimi ve üniversite emekçilerinin çalışma güvencesi göz ardı edilmiş; üniversite bileşenleri derin bir belirsizliğe sürüklenmiştir.
Üniversiteler, siyasal iktidarın keyfi müdahale alanı değil; demokratik toplumun, düşünce özgürlüğünün ve bilimsel üretimin anayasal güvencesidir.
İstanbul Barosu olarak; hukukun üstünlüğünden, kuvvetler ayrılığından, bilimsel özerklikten ve eğitim hakkından yana olduğumuzu; yasama yetkisinin gasp edilmesine, anayasal kurumların tek kişi iradesine tabi kılınmasına karşı olduğumuzu, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin akademisyenleri, öğrencileri ve emekçileriyle dayanışma içinde bulunduğumuzu kamuoyuna saygıyla bildiriyoruz.