Okuyun, okutun veya dinleyin!
"İslam ve batıl arasında savaş başladığı an, eleştiri ve analiz yağmurlarının bittiği andır."
Allah İyad Hoca'dan razı olsun.
📜Aksa Tufanı’na Yeniden Bakış
🖋Prof. Dr. İyad Kuneybî
🔗https://t.co/RcMOqypPrp
Değerli kardeşlerim, söyleyeceğim sözler yalnızca hepsi bir bağlamda düşünülünce anlaşılabilir. Dolayısıyla videoyu izleyecek kişi sonuna kadar izlesin; hepsini izlemeyecekse hiç izlemesin.
Kardeşlerim! Kırk gündür beni takip edenler bilir ki Aksa Tufanı operasyonu gerçekleştiği zaman ben bu operasyonu bütün kalbimle destekledim, mutluluğumu dile getirdim ve muhalifi olanlara karşı da gerekli cevapları vermeye çalıştım. Peki şu anda sonradan oluşan yıkım ve ölümlerle gelinen noktada fikrimizi ve duruşumuzu korumalı mıyız, yoksa duygusallığı bir kenara bırakıp akılla düşündüğümüzde oluşan yeni gündeme göre yeni düşünceler mi benimsemeliyiz? Aksa Tufanı acaba birkaç Müslüman’ın kuşatma altındaki bütün bir halkı eşit olmayan bir çarpışmaya doğru sürüklemesi miydi? Eğer böyleyse bizim duruşumuzu yeniden ve daha derin düşünmemiz gerekmez mi? Gerçekten bu bir zafer miydi yoksa zararı kârından fazla olan bir iş mi?
Bu soruların cevaplarını bilmemiz büyük önem arz ediyor. Böylelikle yaşadığımız çağda “cihat” ilkesine mümkün şartlarda bakıp “Destekler miyiz yoksa karşı mı oluruz?” ve “Mü’minler için örnek midir yoksa uzak durulması gereken bir hata mı?” sorularına cevap bulabiliriz.
Aksa Tufanı harekâtını farklı açılardan ele alarak aşağıda yer alan altı başlık altında inceleyeceğiz.
1) Bu harekât, Allah’ın dinine uygun meşru bir harekât mıydı?
2) Harekâtın bugüne kadar geçen sürede ortaya çıkan sonuçları.
3) Harekâttan önce Gazze halkının göreceli de olsa yaşadığı refahın kaybolması.
4) Gazze halkından bazılarının harekâtın bedelini gördükten sonra eleştirel bir tutum benimsemesi.
5) İran’ın bölgedeki konumu ile alakalı önceden yaşananlar.
6) Bazı kişilerin yeterli maddi eşitlik olmadan düşmanla mücadeleye girişmeyi doğru bulmaması.
Bunları sırasıyla açıklayalım:
1. Bu Harekât, Allah’ın Dinine Uygun Meşru Bir Harekât Mıydı?
Aksa Tufanı’nın meşru olduğunu herkes kabul eder diye düşünüyorum ve harekâtın her Müslüman’ı memnun ettiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Hatta içinde operasyonun sonuçlarına dair hafiften korku barındıran Müslümanlar dahi temel olarak bir mutluluk yaşamıştır.
Aksa Tufanı meşru ve doğruydu. Zira -bazı kardeşlerin dediği gibi- bu savaş Allah’ın değerli kullarının, yeryüzünün en aziz bölgelerinden birindeki en berbat kimselere karşı yürüttükleri, en açık hak ile batıl savaşlarından biriydi. Savaşın amacı da Allah’ın dinini yüceltmek ve kâfirlerin batıl dinini sindirmekti.
Aksa Tufanı doğruydu. Zira Allah, “Saldırıya uğrayanlara, zulme maruz kaldıkları için savaş izni verildi. Allah onları muzaffer kılmaya elbette kâdirdir.”1 ve “Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı korkutup caydırmak üzere, onlara karşı elinizden geldiği kadar güç ve savaş atları hazırlayın.”2 buyurmuştur. Aklı olan herkes de bilir ki mücahit kardeşlerimiz cihat için ellerinden geldiği kadar hazırlık yapmışlardı.
Aksa Tufanı doğruydu. Zira karşıdaki düşman; Müslümanlar’ın yurdunu işgal etmiş, kanlarını dökmüş ve mukaddesatını çiğnemişti. Bu durumda cihadın farz oluşu, temelinde görüş farklılıklarının bulunabileceği bir şey değil. Aksa Tufanı doğruydu. Zira operasyonu yöneten kardeşlerimizin de belirttiği gibi -ki bize göre bu kardeşlerimiz bütün kâfirlerden, münafıklardan ve işi yalan olan medyadan daha dürüsttür- Siyonistler Gazze’ye saldırmak için zaten hazırlık yapıyorlardı. Mücahitler erken davranıp düşmana saldırdılar ve kayıp verdirdiler. Bu da gelmesi muhtemel saldırıya karşı bir şekilde tedbir olma özelliği taşıyabilirdi.
Öyleyse temel itibariyle Aksa Tufanı’nın doğruluğu konusunda anlaştığımızı düşünüyorum. Ama bir dakika… Bir işin doğru olup olmadığını anlamak için sonuçlarına bakmamız gerekmez mi? İşte şimdi ikinci noktaya geçiyoruz.
2. Harekâtın Bugüne Kadar Geçen Sürede Ortaya Çıkan Sonuçları
Mücahitlerden bir grubun; bilançosu binlerce Müslüman’ın ölmesi, evlerin yıkılması, evlerde oturanların göçe zorlanması ve hastanelerde açlık ve susuzluktan yavaş yavaş ölüme itilmesi olan bir işe kalkışmak gibi bir hakkı var mıdır? Sorulması gereken soru şu: Acaba bu sonuç Aksa Tufanı operasyonunun kesin sonu mu? Yoksa durum daha farklı bir şekilde cereyan edebilir miydi? Müslüman ülkelerde Siyonizm’i, uluslararası düzeni ve yardakçılarını ezen güçlü bir diriliş ruhu oluşması gibi… “Yok ya, böyle bir sonuç oluşması pek mümkün gözükmüyordu!” diyenlere soruyoruz, bu mümkün değil mi? Madem mümkün değil, o zaman neden bütün küfür düzeni aşağılık Siyonist hareketin yanında duran bir konum aldı? Uluslararası düzen neden bir anda aşırı tepki verdi? Neden Müslümanlar’ın duygularını sömürmek gibi bir uğraşa bile girmeksizin verdikleri bütün sözleri bir kenara atarak açıkça savaşa girdiler? Bu imkansız ise neden Siyonist hareket, ailelerden ciddi baskı olmasına rağmen yüzlerce esirin hayatını hiçe sayarak aklını oynatmış gibi saldırıyor?
Sonuç farklı olabilirdi ve Aksa Tufanı bölgedeki bütün kirleri temizleyebilirdi! Peki buna ne engel oldu? Buna engel olan şey, küfür bekçilerinin Gazze’deki kardeşlerimize karşı yeniden harekete geçmesi oldu. Ayrıca Gazze’deki kardeşlerinin hazırlık yapıp elinden geldiği kadarıyla cihat için kendilerini geliştirdikleri kadar buna özen göstermeyen Müslüman toplum buna engel oldu. Görevini yapmayanın sorumsuzluğundan doğmuş sonuçtan ötürü görevini yapan kişiyi eleştirme ve Aksa Tufanı’nı belirleyici olmayan sonuçlara göre değerlendirme! Bir iş ya doğrudur ya da değildir. Rasûlullah ﷺ’e bile Allah, “Eğer gaybı biliyor olsaydım elbette bundan çok faydalanırdım, başıma kötü bir iş de gelmezdi!”3 demesini emrediyorsa, Gazze’deki kardeşlerimiz operasyonun sonuçlarının ne olacağını nereden bilebilirlerdi ki? Uhud Savaşı sonucunda Müslümanlar büyük bir yara aldılar. Peki bu sonuç onların savaşmalarının yanlış olduğunu mu gösteriyordu? Tabii ki hayır!
Bu konuları konuşurken şunu da iyice bilmemiz lazım: Statista’ya göre yedi Arap devletinin sadece 2021 yılı içerisindeki askeri harcamaları 88 milyar dolara ulaşmış. 88 milyar dolar! Bu paralar ümmetin paraları. Bunlar Müslüman halkların paralarıdır ve Siyonistler’in istedikleri yerlere değil, Müslüman halkların korunmasını sağlayacak yerlerde harcanmalıdır. Asıl şu soruyu sormalıyız: Müslümanlar’ın paralarıyla satın alınan silahları, mazlum Müslüman halklara yardım etmek için kullanmayı engellemenin hükmü nedir? Elindeki imkânları kullanarak cihat görevini yerine getirmeye çalışanı eleştirmektense bu soruyu sormak daha mantıklı olur.
Aksa Tufanı’nın başlangıçta bir zafer ve başarı olarak ortaya çıkıp sonraları zaferin kaybolduğunu da kimse zannetmemelidir. Böyle bir şey söz konusu değil, asla! Aksine, eğer bu uygulamayı sonuçlarına göre değerlendireceksek, Aksa Tufanı Ümmet-i Muhammed’in tarihindeki en büyük kazanımlarından biridir. Bu kazanımlardan bazıları şunlardır:
1)Dünyevi zevklerin içinde kaybolmuş bazı gençlerin dirilmesi.
2)“Velâ ve berâ (Mü’minlerin dostu, kafirlerin düşmanı olmak)” akidesinin kalplere yerleşmesi.
3)Kâfirlere kin duyma ve onların gücünü zayıflatma ki bu konuda hâlâ tarihin sayfalarına şanlı hikâyeler yazılmaya devam ediliyor.
4)Kâfirlerin ve münafıkların gün yüzüne çıkması
“Tâ ki ölenin niçin öldüğü, yaşayanın da niçin yaşadığı apaçık ortaya çıksın!”4
5)İnsanların birçoğunun İslam'a girmesi.
6)Halkların birçoğunun Siyonist rejimin ve onu destekleyenlerin gerçek yüzünü tanıması.
Üstelik bununla beraber milyonlarca insanın, iman ettiğimiz bu büyük dinin gerçek yaşanış şeklini Gazze halkının sabrında görmesi ki bu, bize verilen ama çoğu zaman unuttuğumuz görevimiz ve üzerimize yüklenen farzın ta kendisidir!
“Siz insanlar için gönderilmiş en hayırlı ümmetsiniz.”5
Umudum odur ki bütün bu mükemmel işlerin sevabını Gazze halkı alacaktır. Gazze’de öldürülen kardeşlerimiz Allah’ın izniyle şehittir. Yaralanan, aile fertlerini kaybeden veya malı telef olan kişiler, sabrederlerse Allah onlara daha güzellerini verecektir. Onlar kaybetmediler. Gerçekte kaybeden ve Allah’ın gazabına uğrayacak olan, onlara yardım etmeye gücü yettiği hâlde yapmayandır. Bundan da beteri yardım yapılmasına engel olandır!
“Peki, tamam; bu söylediklerin belki kabul edilebilir ama Gazze halkı Aksa Tufanı’ndan önce tam olmasa da belli bir ölçüde refah içinde yaşıyordu. Evet açık hapishaneydi ama sonuçta yiyip içiyorlardı ve namazı rahatça kılıyorlardı. Şimdi bu da gitti!” diyorsanız, işte bu noktada başlangıçta bahsettiğimiz üçüncü konuya geçiyoruz.
3. Harekâttan Önce Gazze Halkının Göreceli de Olsa Yaşadığı Refahın Kaybolması
Aksa Tufanı'ndan önce Gazze’yi takip edenler bilirler ki Gazze tehlikenin tam kıyısındaydı; dini, çocuklarının fıtratı ve ahlakı konusunda büyük bir tehlikenin kıyısı… Gıda ve yardımlar Gazze’ye geliyordu ancak gönderenler BM, onun yavruları ve Batılı ülkelerin güdümündeki kurumlar idi. Bunlar bu “yardımları” yaparken CEDAW* ve “toplumsal cinsiyet” eşitliği zehirlerini de içeri sokuyorlardı. Böylelikle de yavaş yavaş Gazze halkının dinini bitirme adımlarını atıyorlardı.
20 Eylül 2023 tarihinde, yani Aksa Tufanı’ndan yaklaşık iki hafta önce, “Gazze Halkı ve UNRWA’nın** Prensipleri” başlıklı bir video yayınlamıştım. Bu videoda bahsettiğim üzere UNRWA* Gazze’deki öğretmenlerin geneline hitap eden bir kitap yayınlıyor ve bu kitapta özetle şöyle diyor: “Ey Gazze halkı! Çocuklarınızın gayrimeşru işlerin içinde olmasına alışın ve kabullenin. Hatta ey öğretmenler! Sizler de bunları çocuklara öğretin, anne-babadan koparın onları. Kur’an’ınızı ve dininizi bir kenara atıp şöyle deyin: ‘Birleşmiş Milletler’i ve onun yeni dinini duyduk ve itaat ettik!’” Abarttığımı düşünenler isterlerse UNRWA’nın yayınladığı kitaba bakabilir ve ne derece iğrenç olduklarını kendi gözleriyle görebilir.
Gazze, Filistin’de birçok kurum ve derneğin “dinden uzaklaştırma ve yumuşatma” politikalarına en fazla maruz kalan bölgeydi. Operasyon başladığında bu kurumlar ve dernekler farenin kaçtığı gibi Gazze’den kaçtılar. Kendileri, dini ve ahlaki olarak tahribat için ellerinden geleni yaptılar. Onları gönderen Batılı ülkeler de yarım kalan misyonlarını, onların binalarını tahrip ederek ve katliamlarla tamamlıyorlar. Gazze açtı ve kuşatma altındaydı. Gazze’ye yardım eden Müslümanlar töhmet altında bırakılıyordu ki Gazze’ye girecek her ekmek tanesi bu pis kurumların himayesinde girsin. Bu sırada da CEDAW mantığında hareket eden kurumlar istedikleri şantajı yapıyorlardı. Ayrıca bazıları da Allah’ın şeriatına ve dinine dil uzatarak eşcinselliğin yayılması, ahlaksızlığın ayyuka çıkması için çalışmalarını sürdürüyorlardı. Bunlara karşı kalkan olması için biz de “Filistin fıtratla savaşa karşı çıkıyor!” başlıklı bir yarışma düzenlemiştik. Özel olarak Gazze, genel olarak da Filistin halkına yönelik bir uygulamaydı bu. Gazze, Aksa Tufanı’ndan önce de komploların odağıydı. Gazze halkı, orada Allah’a davet eden hocalar ve mücahitler ciddi bir şantaj belasıyla karşı karşıyaydı. Üstelik bu şantaj fırtınası da son yıllarda, özellikle son aylarda hep artarak devam ediyordu. Aksa Tufanı bütün bu pislikleri temizledi. Gazze’deki fareleri yuvalarından çıkardı. Cinsiyet eşitliği ve dine düşmanlık gibi, Gazze halkının ekmeği karıştırarak yiyemeyeceği bu zehirlerin hepsi Aksa Tufanı’yla beraber bölgeden çıkarıldı. Gelecekleri fasıklıklarla karartılmaya çalışılan Gazze’deki yavrularımız, şu anda ruhlarını Allah yolunda feda eden yiğitler haline geldiler.
“Ne zaferinden bahsediyorsunuz? İnsanlar yiyor, içiyor, çocuklar okula gidiyorlardı!” diyeni gördüğünde şunu söyle: Peki halkın temiz fıtratı, ahlakı ve ahireti ne olacak? Sen sakın, Allah’ın “Onlar dünya hayatının sadece görünen yüzünü kısmen bilirler, ahiret hakkında ise tamamen gaflet içindedirler!”6 dediği kimselerden olmayasın!
Peki Aksa Tufanı operasyonu yapılmasa ve Gazze halkı oluşturulmak istenen çirkin gündeme boyun eğseydi ne olurdu? Yalnızca dünyevi rahatlık açısından bile güvende olabilirler miydi? Gazze’deki kardeşlerimize güvenli koridorlar açtığını söyleyen Siyonistler, insanları o yollara gönderiyor ve sonra da acımasızca onları bombalıyor. Gördüğümüz videolar insanın aklını başından alacak cinsten! Bazı mücrim Siyonist askerlerin çektiği videolarda, askerlerden birinin 78 yaşındaki Gazzeli bir amcaya yardım ettiği gösteriliyor. Çekimden sonra da başından ve göğsünden vurarak şehit ediliyor. Aksa Tufanı operasyonu yapılmasaydı sanki Gazzeli kardeşlerimize eziyet etmeyi bırakacaklar mıydı? 2006 yılında, henüz Gazze’de ne savaş ne de Aksa Tufanı varken ailesiyle piknik yapmak için Gazze sahiline giden kızın, İsrail savaş gemisinden açılan bombardıman sonucu gözleri önünde ailesinin katledilmesini unuttuk mu? Kızın çığlıkları hâlâ kulaklarımızı inletiyor! O zaman ne savaş ne de Aksa Tufanı vardı! Bu adiler kendileri dışında herkese zarar vermeyi görev edinmiş durumdalar.
“Ama bir saniye… Bazı Filistinli kardeşler bile sonuçlarını gördükten sonra Aksa Tufanı operasyonuna itiraz etmediler mi? Arabiya Kanalı da bunları yayınladı üstelik!” diyorsanız, i��te bu noktada dördüncü konuya geçiyoruz.
4. Gazze Halkından Bazılarının Harekâtın Bedelini Gördükten Sonra Eleştirel Bir Tutum Benimsemesi
Evet, doğru. Zaten böyle olması (böyle bir tutum sergilemeleri) gerekiyor. Zira Gazze halkı Rasûlullah ﷺ zamanındaki insanlardan daha hayırlı değil ki! Rasûlullah ﷺ zamanında Ebu Bekir, Ömer ve cesur sahabiler vardı. Ancak aynı toplumda kâfirlerle karşılaşıp cihat etmeyi istemeyen kişiler de vardı. Rasûlullah ﷺ onları Bedir için sefere çıkmaya çağırdığında bazıları bundan hoşnut olmadı. Allah olayı şöyle açıklıyor: “Gerçekleşecek zafer belli olduktan sonra, onlar savaş konusunda seninle sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi tartışıyorlardı.”7 Peygamberin toplumunda imanı zayıf olanlar vardı. Aynı toplumda münafıklar vardı ve şöyle diyorlardı: “Bizim bir tercih hakkımız olsaydı burada (Uhud Savaşı’nda) böyle öldürülmezdik!”8
Bu sözlerle amacım, Gazze’de sıkıntı içinde olup Aksa Tufanı’nın sonuçlarını beğenmeyen ve şikâyetvari tavır takınanları küçümsemek asla değil. Rabbim onlara yardım etsin. Bize de onlara yardım etmeyi müyesser kılsın. Bütün dünya, Gazze halkının genelinin en harika örnekliklerden birini canlandırdığına şaşkınlık içinde şahit oldu ve bu da bazı kâfirlerin İslam’a girmesine bile vesile oldu. Ancak birçok iğrenç medya grubu, “cihat” ilkesini yıkmak için yalnızca kendi istedikleri konuları gün yüzüne çıkarmaktadır. “Ya İyad hocam, bütün bunlara eyvallah diyeceğim ama ortada aydınlanmayan bir nokta var: Hamas hareketinin; İran, Hizbullah/Hizbullat ve Müslümanlar’a büyük eziyetler etmiş merkezlerin yardakçıları ile alakalı tutumları konusunda ne diyeceğiz?” diyorsanız, işte şimdi de beşinci konuya geçiyoruz.
5. İran’ın Bölgedeki Konumu ile Alakalı Önceden Yaşananlar
Kardeşlerim, şunu belirtmeliyim ki ben bu tutumları şiddetle eleştiriyorum. Bunun meşru bir uygulama olmadığını ve tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini düşünüyorum. Önceden de böyle düşünüyordum ve hâlâ fikrimi değiştirmedim. Ancak şu anda savaş Hamas’ın savaşı değil, İslam’ın ve batılın savaşıdır. Müslümanlar’ın ve kâfirlerin savaşı…
Siyonistler Gazze’de akşam ve yatsı namazını korkudan dolayı cem ederek kılan insanları hedef alarak cami bombalıyorsa, orada Hamas’ın savaşından bahsedilemez; bu İslam’ın ve batılın savaşıdır! Eşlerini ve çocuklarını kaybetmenin acısına tahammül edenler, düşmana karşı göğsünü gere gere çarpışanlar ve “Mücahitler iyi olsun, bizi iyiyiz!” diyen yaşlı kadınlar, bu fedakârlıkları İran’ın Şiilik projesi için yapmıyorlar herhalde! Bu asla akıllarına bile gelmiyordur!
Allah’a hamd olsun ki söz konusu şer odakları Gazze’yi bir başına bırakarak gerçek yüzlerini açık etmişlerdir. Geçmişte de şu anda da gelecekte de duruşumuzu koruyacağız! Biz zalimin övüldüğü, Rasûlullah ﷺ’in sünnetine düşmanlık beslenen ve Müslümanlar’ın arasına ayrılık sokan hiçbir tutumu kabul etmeyeceğiz! Müslüman olduktan sonra Filistinli, Suriyeli veya Iraklı olmanın bir önemi yok; hepimiz bir ümmeti oluşturuyoruz. Aramızdaki bizi bölen sınırların hiçbir değeri yoktur. Biz Rasûlullah ﷺ’in sözlerine iman ediyoruz: “Mü’minlerin kanları eşdeğerdir. Mü’minler kendileri dışındakilere karşı tek vücuttur.”
Yüce Allah’a niyazımız odur ki Aksa Tufanı operasyonu, bu konularda yanlış duruş sahiplerinin hatalarının bağışlanmasına vesile olur. Bundan sonra da böyle davranışlar görmemeyi umut ederiz. Bu görüşlerimizi demokrasi, milliyetçilik ve iki devletli çözümü savunan kesim ile alakalı da paylaşıyoruz. Şu anda mücahitleri düşmana karşı mücadeleye iten şey bu “değerler” değildir. Kafalarındaki motivasyonun kaynağı da bunlar değildir. Gazze’deki kardeşlerimiz demokratlık veya milliyetçilikten dolayı mı sabrediyor ve kendilerini feda ediyor? Onların çoğunun gayesinin Allah’ın dinini yüceltmek olduğunu düşünüyor ve böyle inanıyoruz. Allah’ın dininin galibiyeti; aynı zamanda onların haklarını alabilmeleri, işgal edilmiş topraklarının kurtarılması ve izzetli bir yaşama kavuşabilmeleri anlamına geldiğinin bilincine göre hareket ettiklerini düşünüyoruz.
Kardeşlerimizin bir kısmı karışık niyetler taşıyıp hem demokrasi hem de dini saiklerle mücadele veriyor olabilir. Bize düşen görev; hem onlara hem de kendimize niyetimizi yalnızca Allah rızası ile temiz tutmayı hatırlatmak, Allah’ın Şeriatına yardım etmeyi ve O'nun hükmünü yeryüzünde hâkim kılmayı gündemimize sokmaktır. Hataları var diye kardeşlerimizi tamamıyla yüzüstü bırakmak ve Rasûlullah ﷺ zamanında münafıkların kullandığı şu sözü kullanmak, bizim vazifemiz değildir: “Allah bana yardım etti, iyi ki onlarla beraber savaşa gitmemişim.”9
Peki ileride doğru olmayan bir yola girilse, Aksa Tufanı meşru olmayan bazı tavizlerin önünü açarak Gazze’deki Müslümanlar’a dünyevi veya uhrevi faydası olmayacak bir dönüşüm geçirirse ne olacak? Meydana gelen yeni durumlar beraberinde farklı tavırları da getirir. Şu anda bize düşen, varsayımsal olan bu ihtimalleri gerçekleşmiş gibi düşünüp tavır alarak onları yüzüstü bırakmak değil, kardeşlerimize elimizden geldiğince yardım etmektir. Şimdi altıncı konuya geçiyoruz.
6. Bazı Kişilerin Yeterli Maddi Eşitlik Olmadan Düşmanla Mücadeleye Girişmeyi Doğru Bulmaması
Bazıları böyle bir operasyonun yeterli eşit maddi güç olmadan yürütülmesinin doğru olmadığını düşünüyorlar. Anlayış ve karakter sahibi herkes için şu ana kadar söylediklerimizin ikna olmaya yeteceğini düşünüyoruz ancak ayrıca şunları da ekleyebiliriz: İslam ve batıl arasında savaş başladığı an, eleştiri ve analiz yağmurlarının bittiği andır. Bunun aksini yapmak, Müslümanlar’ın ilerleyişini engellemek ve sarf edilen çabaların sonuçsuz kalmasına sebep olmak demektir. Şu an bütün çabalarımızın kardeşlerimize yardım için aynı yerde toplanması gerekir. Eleştirilerin ve ithamların hepsinin de onlara yardım etme imkânı varken yapmayan, üstelik bir de düşmanlarına destek olan kişilere yöneltilmesi lazımdır.
Şu an Müslüman saflarda olacak herhangi bir dağınıklık münafıklar için kazançtan başka bir şey değildir. Konuşmalarıyla dikkat çekmemiş ve böylece mücahitlere yardım eden kişileri, gönüllerden ve kalplerden kolaylıkla düşürme fırsatı bulmuş olurlar. Mazeretleri de hazırdır: Genel olarak toplum zaten bunu benimsiyor! Ey eleştiren! Allah’tan kork, Allah’tan kork!
Bir de toplumda Aksa Tufanı’nı gerçekleştirenlerden nefret eden, onlara beddua eden ve aynı zamanda da sürekli Müslümanlara komplo kuran efendilerine övgüler dizip onlara saygılı bir tavır takınan bir kesim var. Hatta bu insanların çok güzel sakalları bile olabilir. Üstelik bir de bu fikirlerinin Allah’ın dininden ilham aldığını bile söylüyor olabilirler. Bu kişiler münafıkların karakter özelliklerine benzeyen ciddi işaretler taşımaktadır. Münafıklar, Rasûlullah ﷺ’i ve Mü’minleri Uhud’da yarı yolda bırakmışlardı: “Onlara gelin Allah yolunda savaşın yahut kendinizi korumak için savunmada kalın denilmişti.”10 Müslümanlar aleyhine komplo kurup onların düşmanlarıyla ittifak kuranların bu uygulamalarını meşru gibi gösterdiler: “Kalplerinde hastalık taşıyanların, Ehl-i Kitâb’ın dostluğunu kazanmaya çalıştıklarını görürsün.”11 Sonrasında da Müslümanlar’ın başına bir musibet geldiğinde tıpkı Uhud’da münafıkların dediği gibi “Bizi dinleseler öldürülmezlerdi!” dediler. Üstelik bir de kendi başlarına felaket geldiğinde Mü’minlere ve Rasûlullah ﷺ’e, “Bu da senin yüzünden!”13 derler.
Tabii ki bu örnekleri zikrederken hiçbir cemaati ya da örgütü, Rasûlullah ﷺ’e ve onunla beraber olan Mü’minlere benzetmiyorum. Değinmek istediğim nokta münafıkların İslam’ın ruhuna ve cihada dair duydukları hoşnutsuzluk. Yarı yolda bırakma, komplo, fitneyi yayma ve mücahitleri eleştirme…
Son olarak şunları söyleyebiliriz ki kardeşlerim, “Aksa Tufanı'na Yeniden Bakış” dediğimizde anlamamız gereken şey şudur: İlk bakışını koru, kardeşlerine yardım için hak üzere kal! Şunu bilin ki Allah’ın düşmanları cihat akidesinin ve İslam’ın izzetinin Müslüman halklarda canlanmaya başladığını görmekteler. Yeryüzüne düşen her bomba ile tam olarak kalplerde yeşerecek olan bu dirilişi ve akideyi yıkmayı amaçlamaktadırlar. Böylelikle Aksa Tufanı örnek alınacak bir uygulama olmaktan çıkacaktır. Zira Allah’ın yolundan çeviren her bozguncu fasık için Aksa Tufanı gibi örnekler büyük bir tehdittir!
Dayanın, mücadele edin; münafıklara, fitnecilere ve imanı zayıf kalıp Allah’a gerçekten teslim olamamış kimselere kulak asmayın! “Sabret; Allah’ın vaadi kesindir ve mutlaka doğrudur. Buna tam ve kesin imanı olmayanların tavırları sakın seni endişeye sevk etmesin!”14
Allah kardeşlerimize yardım etsin, başlarına gelen felaketlerin yükünü hafifletsin, düşmanlarını yok etsin ve o düşmanları kendi kurdukları tuzaklarda boğsun!
Kaynaklar ve Dipnotlar
[1] Hac, 39.
[2] Enfâl, 60.
[3] A’râf, 188.
[4] Enfâl, 42.
[5] Âl-i İmrân, 110.
*Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi.
**Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı.
[6] Rûm, 7.
[7] Enfâl, 6.
[8] Âl-i İmrân, 154.
[9] Nisâ, 72.
[10] Âl-i İmrân, 167.
[11] Mâide, 52.
[12] Âl-i İmrân, 168.
[13] Nisâ, 78.
[14] Rûm, 60.
Arafat’tan seller gibi boşanıp aktığınızda (Müzdelife’deki) Meş‘ar-i Harâm’da Allah’ı zikredin. O sizi nasıl doğru yola erdirdi ise, siz de O’nu öylece zikredin. Çünkü siz, bundan önce gerçekten sapıklığa düşmüş kimseler idiniz.
Bakara 198
1. AREFE: YILIN EN FAZİLETLİ GÜNÜ
Aylar içinde Ramazan, senedeki geceler içinde Kadir gecesi, senedeki gündüzler içinde de Arefe günü en faziletli zaman dilimleridir. Bu gün senenin en hayırlı, faziletli ve üstün günüdür.
Bugünün üstünlüğü şu noktalarda tezâhür eder:+
🔴 Taha Kılınç:
Çeteleşmiş saldırgan sokak köpekleri konusunda çok yazdım.
Hatta "Yine mi" dedirtecek kadar yazdım.
Ses çıkarırsak, bu kadar net ve halkın en az yüzde 80'inin çözülmesi noktasında müttefik olduğu böylesine bariz bir problemin halledileceğini umdum.
Ama sonra baktım ki mesele düşündüğümden derin.
Bir yanda "mama lobisi" olarak tanımlanan milyar dolarlık vurguncular, bir yanda "hayvan barınağı" inşası adı altında kamu malını israfta yarışanlar, bir yanda kendi korunaklı rezidanslarından sıradan vatandaşın yaşadığı gerçek acıları gör(e)meyenler, bir yanda tamamen saf duygularla karşımızdaki "biyolojik terör" faaliyetini fark etmeden hayvanseverlik yapanlar, bir yanda meselenin altını sözde islâmi delillerle doldurmaya çalışanlar…
Bu noktaya bir günde gelmedik elbette. İlk adımda, çarpık bir hayvanseverlik anlayışıyla, saldırgan
köpeklerin itlafı kanunla yasaklandı.
Ardından, doğası gereği yırtıcı olan bu hayvanlar, yine kanunla "can" olarak tanımlanıp koruma altına alındı.
Eş zamanlı olarak, İslâmî camianın birçok ünlü ismi "patili dost", "can dostlarımız", "Allah'ın dilsiz kulları" güzellemeleri yaparak kamuoyunu meseleye alıştırıp ısındırdı.
Dini açıdan mahzurlarını hiçe sayarak, kucaklarında köpeklerle pozlar verdi.
Tüm bunlar olurken yaylalardan meralara, çocuk parklarından okullara, hastanelerden restoranlara, her yer köpekle doldu.
Böylesine büyük bir problemin tek çözümü, doğasında yırtıcılık ve çeteleşme bulunan köpeklerin sokaklardan toplanarak kısa süre içinde topluca itlaf edilmesidir.
Aklın, mantığın, modern dünya standartlarının ve İslâm'ın, artık hangisini bağlayıcı görüyorsanız, öngördüğü çözüm budur.
İnsan eşref ve mükerrem bir varlıktır. İnsana zarar veren her canlı, zararsız hale getirilir.
Sivrisineğe nasıl acımıyorsak, köpeğe de acıyamayız. Köpek, kutsal ve dokunulmaz bir canlı türü değildir.
Peki, çözüm olabilecek mi? Uzun uzun yazdım, ama doğrusu zannetmiyorum.
Zira, problemi çözme iradesini elinde bulunduranların kafası karmakarışık ve meseleye maalesef insanın kıymeti zaviyesinden bakmıyorlar.
Hal böyle olunca, 21. yüzyılda çocuklarımızın köpekler tarafından parçalanmasını acı acı seyrediyoruz.
ZİLHİCCE AYININ ÖNEMİ VE DEĞERLENDİRİLMESİ
Zilhicce ayı, kamerî takvimde yılın son ayı ve aynı zamanda “haram aylar” diye bilinen dört aydan birisidir. Bu aya özgü pek çok üstünlük söz konusu olup bunları şu şekilde belirtmek mümkündür:
1. Bu ayın dokuzuncu günü olan “arefe” sene içindeki günlerin en faziletlisidir.
2. İslam’ın beş şartından biri olan hac ibadeti bu ayda yerine getirilir ve kurban bu ayda kesilir. Yine kurban bayramında teşrik tekbirleri getirilir.
3. Müfessirlerin çoğunluğu, Fecr sûresinin 2. âyetinde “on geceye yemin olsun” ifadesinde üzerine yemin edilen on gecenin zilhicce ayının ilk on gecesi olduğu görüşündedir. Abdullah İbn Abbas ve İmam Şâfiî (r.anhüma) “Bilinen günlerde Allah’ın ismini zikretsinler” âyetinde geçen (Hac 22/28) “bilinen günler” ifadesini zilhiccenin ilk on günü şeklinde yorumlamışlardır.
4. Allah Resûlü şöyle buyurmuştur:
“Sâlih amelin Allah’a en sevimli geldiği günler zilhiccenin ilk on günüdür.” (İbn Mâce, Sıyam, 39; Ebû Davud, Savm, 61)
5. Allah Resûlü’nün, zilhiccenin ilk dokuz gününde oruç tuttuğu ve bunu tavsiye ettiği rivayet edilir. Hacda olanların ise arefe günü oruç tutmamaları tavsiye edilmiştir. (Ebu Davud, Savm, 61)
6. Bu ayda tekbir, tahmid, tehlil gibi zikirleri, salavat ve duaları bolca yapmalı, Kur’an’ı anlamaya çalışarak okumalı, imkânı olanlar oruç tutmalı, ilmî faaliyetlere devam etmeli.
7. Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
""Zilhicce'nin on günü geldiğinde kişinin yanında kesmeyi istediği kurbanı varsa o kişi [vücudunun herhangi bir yerinden] kıl almasın, tırnak kesmesin." (Müslim, Edâhî, 40)
Hanefîlere ve bir kısım Şâfiîlere göre bu hadiste yer alan yasağa uyarak kurban kesmeyi isteyen kişinin Zilhicce ayı girdikten sonra tıraş olmayı ve tırnak kesmeyi terk etmesi mendubtur (yani dinen teşvik edilmiştir), aksine hareket etmek caiz olmakla birlikte tenzihen mekruhtur, günah değildir.
Bu hükmün hikmeti ile ilgili olarak şu söylenmiştir:
a) Kurban kesmeyi isteyen kişi, her ne kadar hacca gitmemiş olsa da tıpkı hacıların Kâbe'de ihramlı iken bazı şeylerden uzak durduğu gibi tıraş olmamak ve tırnak kesmemek yönüyle onlara ortak olur.
b) Kurban kesmek, kişinin affedilmesini gerektiren bir ibadettir. Bu affın kişinin bedeninin bütün bölümlerini kuşatsın diye bedeninden herhangi bir şeyi almamak uygundur.
Rabbimiz bu zaman dilimlerini en güzel şekilde değerlendirmeyi nasip eylesin. Hacca giden ve kurban kesen kardeşlerimizin bu ibadetlerini kabul eylesin. Bu ibadetleri yapma imkânı bulamayan kardeşlerimize de tez zamanda imkân bulmayı nasip eylesin.
Pof.Dr. Soner Duman
Allah’ım!
Daralan vakitlerimizi genişlet, ömrümüze bereket ver.
Kalbimizden taşan kederlerimizi rahmetinle hafiflet.
Sen’in lütfun hayallerimizden ve beklentilerimizden çok daha büyüktür.
Bize umduğumuzun ötesinde hayırlar bahşet.
Bizi selamete çıkar.
Selametle kalanlardan eyle.
Çalışmaktan elleri nasır bağlamış adam, Resûlullah’ın mübarek elleri incinmesin diye tokalaşmaktan geri durunca “Uzat ellerini avucuma. Allah bu elleri sever. Bu ellerin sahibini sever.” buyuran Resûlullah’a salât-ü selam olsun.
Sivas'ta ücret almadan camilere minber, mihrap ile kürsü yapan 92 yaşındaki Ali Önder, 44 yıldır kendini iyiliğe adadı.
“Benim zenginliğim maddi zenginlik değil, Allah'ın evlerine bir şeyler yapmakmış.”
Bu yavrucağın, Çınar kardeşimizin haberi dün bana ulaştı. Kursa giderken ağrı şikayeti sebebiyle hastaneye gitmelerinin ardından Çene bölgesinde tümör tespit ediliyor, tüm dişleri alınıyor. Fakat feci ağrıları oluyor. Acıya dayanamıyor Çınar kardeşimiz. Ve şuan gelinen aşamada son bir ameliyat ile gömülü dişlerinin çıkarılması gerekiyormuş bunun için de 80.000₺’e ihtiyaç olduğu söylendi, aile de gariban, çaresiz kalmışlar. Nur yüzünü görünce ve göz yaşlarını görünce içim parçalandı.
Bir aracı vasıtasıyla ailenin bu durumunu bize ilettiler elhamdülillah birkaç güzel insanın desteğiyle 80.000₺’i aileye ilettik, Nisan 17’de ameliyat olacak Çınar kardeşimiz.
Dua buyurun.
***
İyiliği yaymak, bulaştırmak iyidir.
Kötülüğü yaydıkları gibi biz de iyiliği kötülüğü yayalım..
Düşünsenize... Taif şehrinde, Addas adında bir kölesiniz. Kimse sizi tanımaz, bilmez. Kölesiniz, hizmetçisiniz. Bir gün şehrinize bir peygamber geliyor. Taşlanıyor, kovuluyor. Siz ona bir tabak üzüm ikram ediyorsunuz ve Müslüman oluyorsunuz. Tüm dünya sizi sahabe olarak tanıyor.+
Gazzeli şehid Muhammed Zeki Hamed’in hanımına vasiyeti:
Ben seni bekliyorum. Geldiğinde seni ben karşılayacağım ve burada beraber yaşayacağız. Allah'a komşuluk ne güzel, bir bilsen! Kıymetlim! Sana şunları vasiyet ediyorum:
1- Söz verdiğimiz yol üzere devam et. Sen bir mücahidin ve davetçinin hanımısın. Ben seni cennet saraylarında bekliyorum. Rabbimden tez zamanda buluşmamızı isteyeceğim. Mücahidler için dua et, davalarını omuzlan. Sakın ola sürekli bir barış içinde yaşamayı, mala ve zevklere tapmayı isteyen zayıf imanlı, münafık kimselerin sözlerini ağzına alma. Bizim yolumuz bu değil hatunum. Aksine biz bedenimizi bitap düşürür, Allah'ın sevdiklerini nefsimizin sevdiklerine önceleriz. Münafık ve işsiz takımının eğilimlerine ve düşüncelerine katılma. Bil ki doğru bakış açısı ancak temeli Kur'an'a dayanandır. Biz, zayıf durumda olsa dahi hakkın yanındayız. Yahudiler'den ve onları sevenlerden beriyiz.
🗣️ Ürdünlü Vaiz Prof. Dr. İyad Kuneybi:
"Mescid-i Aksa 15 gündür kapalı. İbadet eden yok, gece namazı yok, inziva yok. 1967'deki işgalinden bu yana Ramazan'ın son Cuma gününe kadar bu şekilde kesintisiz olarak kapalı kaldığı ilk sefer.
Kapanmasını göz ardı etmek, yıkımını da göz ardı etmenin yolunu açar."
Mescid-i Aksa’yı kapattıklarında murabıtlar ulaşabildikleri, mescide en yakın yerde namaz kılarlar ribat budur
Allah hepsinden razı olsun bütün Müslümanlar adına yapıyorlar bunu
Afrika’da çocuklara tişört hediye ediyorduk.
Her biri uzattığımız tişörtü sevinçle üstüne geçiriyor, arkadaşlarına gösteriyordu. O anın mutluluğunu anlatmak zor.
Tam sıranın sonuna geldik ki tişört bitti. Arabada var diye koşarak gittim. Kolileri açtım. Her yeri aradım ama yok. Bir tane bile yoktu.
Çok kötü oldum. Bir kişiyi bile üzmektense hiç dağıtmamayı tercih ederdim. Fakat çaresizdim.
Bari dedim, son çocuğa bir oyuncak vereyim. Onunla mutlu etmeye çalışırım. Oyuncağı aldım ve yürüdüm.
Döndüğümde en sondaki çocuğun üzerinde bir tişört vardı. “Bunu nereden buldunuz?” diye sordum. “Adem verdi” diye cevap geldi.
Başımı çevirip en baştaki Adem’e baktım. Az önce sevinçle üzerine giydiği tişört yoktu. “Niye verdin?” diye sordum. “O daha küçük, onun olsun.” dedi.
Adem’in üzerinde de eski bir cellabiye vardı. Kumaşı incelmiş, yırtılmak üzereydi. Muhtemelen diğer çocuklar gibi tek kıyafeti oydu. Bu yüzden onunla yatıp onunla kalkıyordu
İçime dokundu. Az önce arabadan aldığım oyuncağı Adem’e uzattım. Sessizce aldı. Bir süre sonra baktım ki köşede oynuyor.
Rehbere dedim ki: “Bir sor bakalım, daha önce hiç oyuncağı olmuş mu?” Rehber Adem’e sordu.
Sonra bana döndü ve aynen şu cümleyi kurdu: “Daha önce hiç elde edemedim.”
O güne kadar paylaşmak için bir şeylere sahip olmam gerektiğine inanırdım.
Biraz zengin olsam, biraz birikim yapabilsem… Çünkü paylaşmak bizde “biraz” vermek demek.
Oysa Adem biraz değil, elindeki tek şeyi vermişti. Muhtemelen o an sahip olduğu en değerli şey de buydu.
Ders dolu bir gündü. Çölün ortasında, tek kıyafetle yaşayan bir çocuk, hiçbir şeye sahip olmadığını düşünen bir gence paylaşmanın ne demek olduğunu öğretti.
Hz. Aişe (r.anha) anlatıyor:
“Bir gece Resûlullah sallâllahu aleyhi ve sellem'i secde hâlinde gördüm, şöyle dua ediyordu:
“Allahım!
Gazabından rızana, cezalandırmandan affına, Senden yine Sana sığınırım.
Seni gereği gibi övemem. Sen kendini övdüğün gibisin!”
(Müslim, Salât, 223)
Duanın Arapçası
اللَّهُمَّ! إِنِّى أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ وَبِمُعَافَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْكَ لاَ أُحْصِى ثَنَاءً عَلَيْكَ، أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ.
Hamaney hakkında şehid, imam, rehber gibi söylemler ve rahmet okumaları abartılı ve duygusal. 30 yıl Müslüman katletti. Tam savaşması gereken zamanda da maalesef konutunda öldü. İsrail’in karşısındayız, İsrail’e karşı İran’ın yanındayız. Ama bu rejim iyi olduğu için filan değil. Hamaney bir milyon Suriyelinin katildir.
Bugün vaazda hoca ilk 10 gün bitiyor, 20 de biter 30 da, bu ramazan da bitecek dedi, 3 4 saniye bekledi yutkundu, hepimiz yutkunduk gözlerimiz doldu. Ramazan bitince yine camileri yetim, Kuran'ı mahzun, fakirleri kimsesiz bırakmayın dedi. Kendi ağladı bizi de ağlattı. Bu sene Ramazan çok başka ilerliyor, sayısının azalması gerçekten üzüyor.