“ANLAMIN” YAŞAMIN BAĞLANTISALLIK AĞINDA OLMASININ ŞAHANE HAFİFLİĞİ👇
Beyin-bilimin bize öğretmekte olduğu #bağlantısallık biliminin esas büyüsü ne biliyor musunuz?
“Anlamı” bilimin alanına dahil etmesi..
Bu “her şeyin içinde bulunduğu ağ ile anlamlı olması” matematiği ile sağlanan, anlamı aşkınlıktan kurtarıp içkinliğe kavuşturan bir bilimsel reform!
Sihirbazın matematiğini anlamaya yaklaştıkça daha çok şey sihir olmaktan çıkar, “anlam” da böyle.
Göz, kulak görür işitir
Beyin öğrenir
Zihin anlar
Bilinç anlamlandırır
Buradaki “bilinç” yaşam dediğimiz en geniş varoluş kodlamaları bütünlüğü ile zihnin etkilenmesinden doğan ve anlam yaratan, enformasyon matematiği ile zihnin anlamaya başladığı yeni bilim alanıdır.
“Anlam” artık sihirbazın sihrinde değil yaşamın sonsuz çeşitliliğinin zihinle etkileşmesinde, bağlantısallığındadır.
#Penceremdenİstanbul
ÖĞRETME ÇABASI BEYHUDE; “ÖĞRENMEYİ ÖĞRENME EĞİTİMİ” ESAS..
Bir başkasına bir şey öğretme çabasının beyhude, hatta anlamsız olduğunu anlıyorum yaşım ilerledikçe. (Yüzlerce tıp doktoru, onlarca beyin cerrahı ve iki evlat yetiştirmiş bir dekan, cerrah, baba olarak yazıyorum)
Kendi hikayeme baktığımda da, ya ben değişmek, öğrenmek istediğimde öğretenleri buldum, ya da (vurgulamak istediğim yer burası) beni değiştirenler bunu bana öğretmeye kalkmadan yaşayarak gösterdiler
Yani bir şey öğrettiğimi sandıklarım zaten bu öğrendiklerini ben olmasam da öğreneceklerdi ya da onların öğrendiklerini ben, onların öğrenip öğrenmemelerinden bağımsız, zaten yaşamaktaydım
(Mesajın anlaşılmakta zorluk çekilecek noktasını baştan yazayım, anlamsız/beyhude gördüğüm öğrenme/öğretme süreci değil, ‘öğretme çabası’)
Öğreteceğiniz, başkalarında değişime yol açacak bir değeriniz varsa bunu “dille”, açıklama ile yapmaya çalışmak nafiledir; yaşayarak göstermek esas “eğitimdir”
Tabii unutmamak gerekir ki: Esas öğretmen yaşamın kendisidir. Ve yaşam, öğretmenliğini yaşantılarımız aracılığı ile yapar
#Penceremdenİstanbul
@turkerkilic@turkerkilic hocam gönlünüze aklınıza dilinize sağlık. Ifdelerinizi okurken ve anlamlandirmaya çalışırken bedenimde hücrelerimde aşkın bir titreşim bir sevinç hissediyorum. Var'olun
YAŞAMVERİ = ENFORMASYON
Enformasyon işleyebilmenin sadece biyolojik sistemlerin canlılık özelliği değil, maddenin ve hatta kozmosun içkin varoluş doğası olduğunu düşünüyorum.
Kütle, kuvvet, enerji gibi enformasyon da kozmosu oluşturan hatta bu temel niteliklerin de esasını oluşturan varoluş dokusu..
Kozmos, madde ve canlılık; enformasyon ve zamanın fonksiyonları sanırım.
Fiziksel, kimyasal ve biyolojik evrenler tek yapı taşının zaman içindeki farklılaşmasından oluşuyorlar, yani yaşamveriden yani enformasyondan..
Bu nedenle beyin nasıl düşünce üretiyorsa, yaşam da aynı prensiplerle gerçeklik üretiyor.
#Penceremdenİstanbul
İNSANLAR BİRBİRLERİNİ ‘YARATIRLAR’:
EINSTEIN ve GÖDEL
Einstein ve Gödel, sırasıyla fiziğe ve matematiğe çığır açıcı katkılarda bulunan, 20. yüzyılın en parlak beyinlerinden ikisiydi. Ayrıca Einstein'ın 1955'teki ölümüne kadar on yıldan fazla süren derin bir dostluğu da paylaştılar.
1933'te Gödel, Einstein'ın halihazırda öğretim üyesi olduğu Princeton'daki İleri Araştırmalar Enstitüsü'ne katıldığında tanıştılar. Her ikisi de Nazi Almanya'sından kaçmış ve Amerika Birleşik Devletleri'ne sığınmıştı. Ayrıca bilimin temelleri ve mantık felsefesine de ortak ilgi duyuyorlardı.
Sık sık Enstitü'den evlerine birlikte yürüyerek görelilikten zamanın doğasına kadar çeşitli konuları tartışıyorlardı. Einstein bir keresinde Enstitü'ye esas olarak Gödel'le birlikte eve yürüme ayrıcalığına sahip olmak için gittiğini söylemişti.
Gödel, Einstein'ın dehasına ve kişiliğine hayrandı ve onu Amerika'daki "tek gerçek arkadaşı" olarak görüyordu. Einstein da Gödel'in zekasına ve özgünlüğüne saygı duydu ve onu akademik ve kişisel mücadelelerinde destekledi. Dostluklarının en dikkate değer sonuçlarından biri, Gödel'in, Einstein'ın dönen bir evreni tanımlayan ve zamanda yolculuğun mümkün olduğu alan denklemlerine yönelik bir çözüm bulmasıydı. Gödel, bu çözümü 1949'da Einstein'a doğum günü hediyesi olarak sundu ve daha sonra bunu bir makalede yayınladı.
Dostlukları, birbirlerinin hayatlarını zenginleştiren ve birbirlerinin görüşlerine meydan okuyan iki büyük düşünür arasındaki entelektüel yakınlık ve arkadaşlığın nadir bir örneğiydi. Sonuna kadar yakın kaldılar ve mirasları nesiller boyu bilim insanı ve filozoflara ilham vermeye ve onları büyülemeye devam ediyor.
KARDEŞİM!
GELECEK PAZAR VE HER SEÇİMDE OYUMUZU KULLANALIM. AMA ŞUNU DA BİLELİM👇
Bu güzel ülkede, ülkemizin güzel insanlarıyla bizi nice güzel sabahlar bekliyor.
‘Her şey olur, her şey geçer; yaşam kalır”
Dönüşmek zor şeydir!
Zaten “dönüştürmek” diye bir şey yoktur, çünkü dönüşmek için istemek gerekir!
Kendinize, yaşamınıza bir bakın! Hangi güzellik emeksiz, kendiliğinden?
Ben tüm genç kardeşlerime yazayım: Bu ülkeye yapacağınız en büyük iyilik kendinizi geliştirmektir.
Sen kendini değerli kıl, meslek sahibi ol, sanatçı ol, bilim insanı ol, sporcu ol, tüccar ol, işçi ol..
Ne olursan ol, en iyisi ol!
Değerli ol! Varlığın, yaptıklarınla istensin!
Tamamen iyi ya da tamamen kötü var mı !?
Kim size “dikensiz gül bahçesi” vadetti?
Seçimler istediğin gibi sonuçlansın ya da sonuçlanmasın, sanıyor musun ki ertesi gün farklı bir dünyaya uyanacaksın?
Dünyayı seçimler değil, herkesin kendisini her gün daha iyiye taşıması daha güzel bir yer yapar. Seçim sonuçtur.
Genç kardeşim, kızım, oğlum; sen şunu düşün : “Nasıl daha iyi ve güzel bir dünya yaratabiliriz? Buna benim katkım ne olur? Yaşadığım dünyayı, toplumu nasıl bulduğumdan daha iyi şekilde bırakabilirim?”
Seçim sonrası kendisini, kazanmış ya da kaybetmiş hissedecek herkes; ne kazanacak ne de kaybedeceksin!
Sadece yaşıyorsun.
Ömrünü değerli kılmak siyasileri seçmekle değil; çalışmakla, yaşam içindeki kendi seçimlerinle olacak. Küçük, başlangıçta kimsenin sezmediği, kişisel yaşantı seçimlerinle.
Başını kaldırıp bu güzel bahar gününü hisset, kendini değerli kılacak “küçücükmüş” gözüken yaşantı seçimlerini yap. Kendini değerli kıl.
Sen değişirsen, toplum da, dünya da değişir.
“Olmak” bir “seçimle” olmaz, herbiri önemsizmiş gibi gözüken sayısız yaşantı seçimleriyle yavaş yavaş olur.
“Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek” !
#Penceremdenİstanbul
“İyi insan” olmak,yaşam ağını bulduğundan daha iyi bırakmaktır
Bunun için olmayan iyi bir şeyi var etmek gerekir
Yaşam için yararlı bir şey üretmek bilimsel yöntem gerektirir
Özelleşmiş beceri meslek sahibi olmaktır
Meslek becerisi olmayan zararsız olabilir ama iyi insan olamaz
🎈BİLGİ GÜÇTÜR, BİLGİSİZLİK GÜÇSÜZLÜK…
Bilmek,
anlamak ve
anlamlandırmak
-yaşamanın en kıymetli var edici güçleri;
Kabullenmek,
kayıtsızlık ve
cehalet
-var olamamanın en yok edici boşluklarıdır.
Bilimsel üslup, sadece bilim insanının daha net veriye ulaşması için uyguladığı profesyonel bir yöntem değil, daha anlamlı bir hayat sürmek isteyen herkes için bir yaşama biçimidir.
#Penceremdenİstanbul
YAŞAM; parçası olduğumuz varoluşun bağlantısallık ağı, zamanı aşan bir bütünlük içindedir.
Bu “bütünün” yapı taşı atom değil ‘#enformasyon dur’.
Hiçbir varlığın yaşamı kendi doğumu ile başlamaz
Hikaye bunun çok ötesinde ve eskisindedir
Her varlık yaşamın bir varoluş kodlaması, yeni bir deseni, farklı bir akış formudur
Hiçbir varlığın yaşamı da ömrünün bitmesi ile sona ermez.
Olanı, sadece geçmiş etkilemez, geleceğin de olanı belirleme gücü vardır
‘Yaşam’ hem olanı, hem geçmişi, hem de geleceği içerir
‘Yaşam’, varlığın içine doğduğu “zamanı” da varoluş ağının ipliği olarak, yaşantı desenlerini örmede kullanır
Varlıkla, bu yaşam denizinin-bütünlüğünün- yaşantılar ile etkileşmesi bilinci oluşturur
Yani bilinç esas olarak varlığa-parçaya değil yaşama-bütüne ait bir fonksiyondur
—————————————-
#AUTOPOIESIS: ‘parçanın’ kendini ve sonra ‘bütünü’ dönüştürmesi
#EMERGENCE: ‘bütünün’ kendini ve sonra ‘parçayı’ dönüştürmesi
Ancak bu geçişken tanımları kullanırken şunu da göz önünde tutmak gerek: Her bütün bir başka bütünün parçası; her parça başka parçaların bütünü olabilir.
#Penceremdenİstanbul
“SAAT ÜÇ”
…
Bir bakmışsın saat üç,
Bir bakmışsın saat hiç
…
Özdemir Asaf
Lisedeydik👇
80’lerin ilk yarısı
Bir öğle sonrasında, Mahvel’de ‘Felsefe Hocamız’ ile bir kaç arkadaş sohbet edip çaylarımızı yudumluyorduk
Güzel bir Bursa baharında Mustafa Öz Hocamız bizi, önce kendimize sonra dünyaya hazırlıyordu
Birimiz saati sordu, diğerimiz yanıt verdi: “saat üç”
Hocam:
“Bir bakmışsın saat üç,
Bir bakmışsın saat hiç” dedi.
Dizenin Özdemir Asaf’ın olduğunu sonradan öğrendim. Ama o “an” zihnime nakışlandı. Artık “saat üç”ler hiçbir zaman sadece “zaman” bildirmedi
.
.
Tatildeyiz, uzaklarda.. Eşime sordum: “saat kaç?”
Ne çabuk ‘üç olmuş’ dedi.
Bir bakarsın saat üç
Bir bakarsın saat hiç.. dedim.
Ve bu kez kesin anladım ki o “hiç”ten hiç mi hiç hoşlanmıyorum, ne varsa o “üçlerde, dörtlerde, beşlerde”…var
Ne varsa, zamanın yaşantılarla anlamlandırılmasında var!
Aşağıdaki fotoğraf tam ‘saat üç’te çekildi.
Dikkatli bakın Mustafa Hocamın ışıltısını göreceksiniz👇
#BirBeyinCerrahıBilimİnsanınınYaşamSeyahatnamesi
ÖĞRETME ÇABASI BEYHUDE; “ÖĞRENMEYİ ÖĞRENME EĞİTİMİ” ESAS..
Bir başkasına bir şey öğretme çabasının beyhude, hatta anlamsız olduğunu anlıyorum yaşım ilerledikçe. (Yüzlerce tıp doktoru, onlarca beyin cerrahı ve iki evlat yetiştirmiş bir dekan, cerrah, baba olarak yazıyorum)
Kendi hikayeme baktığımda da, ya ben değişmek, öğrenmek istediğimde öğretenleri buldum, ya da (vurgulamak istediğim yer burası) beni değiştirenler bunu bana öğretmeye kalkmadan yaşayarak gösterdiler
Yani bir şey öğrettiğimi sandıklarım zaten bu öğrendiklerini ben olmasam da öğreneceklerdi ya da onların öğrendiklerini ben, onların öğrenip öğrenmemelerinden bağımsız, zaten yaşamaktaydım
(Mesajın anlaşılmakta zorluk çekilecek noktasını baştan yazayım, anlamsız/beyhude gördüğüm öğrenme/öğretme süreci değil, ‘öğretme çabası’)
Öğreteceğiniz, başkalarında değişime yol açacak bir değeriniz varsa bunu “dille”, açıklama ile yapmaya çalışmak nafiledir; yaşayarak göstermek esas “eğitimdir”
Tabii unutmamak gerekir ki: Esas öğretmen yaşamın kendisidir. Ve yaşam, öğretmenliğini yaşantılarımız aracılığı ile yapar
#Penceremdenİstanbul
Beyin vücudun toplam enerjisinin %30-40’ını harcıyor; hiç hareket etmeden ve ısınmadan! Beyin en yoğun enerjiyi yeni enformasyon ağlarını kurarken kullanıyor
Okumak, yazmak ve sosyal etkileşim, birim aktiviteye en çok enerji gerektiren beyin aktiviteleri 👇
İnsan beyni en çok enerjiyi okurken, sosyal etkileşim esnasında ve hafıza oluştururken harcıyor.
Alın lobu birim “aktiviteye” en çok enerjiyi harcıyor.
YAŞAM; parçası olduğumuz varoluşun bağlantısallık ağı, zamanı aşan bir bütünlük içindedir.
Bu “bütünün” yapı taşı atom değil ‘enformasyondur’.
Hiç bir varlığın yaşamı kendi doğumu ile başlamaz
Hikaye bunun çok ötesinde ve eskisindedir
Her varlık yaşamın bir varoluş kodlaması, yeni bir deseni, farklı bir akış formudur
Hiç bir varlığın yaşamı da ömrünün bitmesi ile sona ermez.
Olanı, sadece geçmiş etkilemez, geleceğin de olanı belirleme gücü vardır
‘Yaşam’ hem olanı, hem geçmişi, hem de geleceği içerir
‘Yaşam’, varlığın içine doğduğu “zamanı” da varoluş ağının ipliği olarak, yaşantı desenlerini örmede kullanır
Varlıkla, bu yaşam denizinin-bütünlüğünün- yaşantılar ile etkileşmesi bilinci oluşturur
Yani bilinç esas olarak varlığa değil yaşama ait bir fonksiyondur
#Penceremdenİstanbul
Yaşam modeli olarak insan beynini alsaydık, #Bağlantısallık bilimine göre bir hücre yanındakine ‘insan dilinde’ şöyle derdi:
“Esas konu ben değilim, sen de değilsin, diğerleri de aslolan değiller; aslolan nasıl daha güzel bir zihin (yaşam) yaratacağımız”
KARDEŞİM! GÜNAYDIN!
Bu güzel ülkede, ülkemin güzel insanlarıyla bizi nice güzel sabahlar bekliyor.
‘Her şey olur, her şey geçer; yaşam kalır”
Dönüşmek zor şeydir!
Zaten “dönüştürmek” diye bir şey yoktur, çünkü dönüşmek için istemek gerekir!
Kendinize, yaşamınıza bir bakın! Hangi güzellik emeksiz, kendiliğinden?
Ben tüm genç kardeşlerime yazayım: Bu ülkeye yapacağınız en büyük iyilik kendinizi geliştirmektir.
Sen kendini değerli kıl, meslek sahibi ol, sanatçı ol, bilim insanı ol, sporcu ol, tüccar ol, işçi ol..
Ne olursan ol, en iyisi ol!
Değerli ol! Varlığın, yaptıklarınla istensin!
Tamamen iyi ya da tamamen kötü var mı !?
Kim size “dikensiz gül bahçesi” vadetti?
Dünkü seçim istediğin gibi olsaydı sanıyor musun ki farklı bir dünyaya uyanacaktık, ya da sonuçlar istediğin gibi olduysa yaşantımızda bu sabah ne değişti?
Dünyayı seçimler değil, herkesin kendisini her gün daha iyiye taşıması daha güzel bir yer yapar. Seçim sonuçtur.
Genç kardeşim, kızım, oğlum; sen şunu düşün : “Nasıl daha iyi ve güzel bir dünya yaratabiliriz? Buna benim katkım ne olur?”
Kendisini, kazanmış ya da kaybetmiş hisseden herkes, ne kazandın ne de kaybettin!
Sadece yaşıyorsun. Ömrünü değerli kılmak siyasileri seçmekle değil, çalışmakla, yaşam içindeki kendi seçimlerinle olacak. Küçük, başlangıçta kimsenin sezmediği, kişisel yaşantı seçimlerinle.
Başını kaldırıp bu güzel mayıs gününü hisset, kendini değerli kılacak “küçücükmüş” gözüken yaşantı seçimlerini yap. Kendini değeri kıl.
Sen değişirsen, toplum da, dünya da değişir.
“Olmak” bir “seçimle” olmaz, herbiri önemsizmiş gibi gözüken sayısız yaşantı seçimleriyle yavaş yavaş olur.
“Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek” !
#Penceremdenİstanbul