Susmayı, çok konuşursam da aptallıkla kendimi suçlamamayı öğrendim. Bu biraz yalan, aptallık benim çıkmayan gömleğim oldu. Aptallığı sevdim, hata yapmayı, kirlenip yıkanmayı sevdim,Hümeyra'nın kirli beyaz kedisine eşlik ettim. Sonra bir akşam seninle konuşmam, halka arzım oldu.
Hikâyeler topladım tanrım, yarım kalanları yerden süpürdüm. Kalanların üstünden newroz ateşinden atlar gibi atladım. Ateşi ruhumda duyduğum ilk gün o gündü. Ben o ateş söner diye yaktım. Sen bana, sönmeyen ateşlerin varlığını bildirdin. Ben de kabul ettim.
Kendi hikâyemi yazmaya başladım, yazdım desem tamamlanmış olurum. Tamamlanmaktan da en az eksik kalmak kadar korktum. Başlangıçtan ne kadar uzaklaştım, bilemedim. Doğrusu ben bu konuda merak etmeyi de kendime yasakladım. Nerede olduğunu bilmeden aramaya devam etmek farzım oldu.
Yine de başlayışın, kavağına sahip çıkışın ve aşık olmaya cürretin ne güzel. Hâlâ yüksek cümlelerin, çıktıların genel. Seni seviyorum, çabanı da. Yeşil olsun bu kez yasın değil başlangıcın. Yaşam olsun yaşın ki oldu bilirsin.
Önceleri bitenin yası, başlayanın telaşı uzundu. Yetişmek; başlayan ve bitenin birbirinin ertesini beklememek oldu. Uzun yollar var daima, yeşile çalan yaslar ve telaşına düşülmeyen başlangıçlar.
Belki telaşa düşmeye vaktim olmadığından cümlenin formu bilinmez.
Aylar önce, Nazım'ı selamlamak için gittiğim bir yerde denk gelmiştim soldaki heykele. Pantolonu maviden yeşile çalan kısa saçlı kadın ben, kucağımdaki 'Müjgan' ismiyle sen olmuştun, düşümde.
İsterim ve dilerim bu yolculuğumuz oda arkadaşlığından,ev arkadaşlığına dönsün. Dilerim sana daha fazla yetebildiğimi hissettiğim günler de yakın olsun.Bu notları kendi evimde, sen yan koltuğumda otururken okuyup, garip bir hüzünle yanına sokulup okumanın düşünü kuruyorum.a