OTOYOL VE KÖPRÜLER SATILMIYOR
“Köprüler satılıyor.”
“Vatandaşa fahiş zam geliyor.”
“Çevre yolları paralı olacak.”
“Devlet 30 yılda 18 milyar dolar zarara uğrayacak.”
İddialar bunlar.
Hepsini Ankara’daki kaynaklarıma sordum. İşte cevaplar.
KÖPRÜLER SATILMIYOR
Her şeyden önce tartışılan model bir satış değil, işletme hakkı devri.
İkisi arasında hukuken de ekonomik olarak da çok temel bir fark var.
Köprülerin ve otoyolların mülkiyeti Devlette kalıyor.
Devlet malını elinden çıkarmıyor. Mülkiyeti kendisinde bulunan varlıkların belirli bir süre boyunca nasıl işletileceğine ilişkin farklı bir modeli değerlendiriyor.
Üstelik Devletin denetimi de ortadan kalkmıyor.
Karayolları Genel Müdürlüğü; bakım, onarım, yatırım, trafik güvenliği, kazalarla ve karla mücadele gibi işletmecinin üstleneceği yükümlülükleri denetlemeye devam edecek.
Yani özetle:
Mülkiyet Devlette.
Denetim Devlette.
Peki “18 milyar dolar zarar” nereden çıktı?
600 MİLYON DOLARI 30’LA ÇARPINCA KAMU ZARARI MI OLUYOR?
Muhalefetin ortaya attığı en çarpıcı rakam bu:
30 yılda 18 milyar dolar.
Hesap da görünüşte çok basit.
Köprü ve otoyolların yılda 600 milyon dolar “net kâr” ettiği varsayılıyor.
600 milyon dolar, 30 ile çarpılıyor.
Sonuç:
18 milyar dolar.
Ve bu rakam “kamu zararı” diye sunuluyor.
Fakat önemli bir sorun var.
Ortada 600 milyon doların gerçek anlamda net kâr olduğunu ortaya koyan bir hesap yok.
Ağır bakım ve yenileme giderleri ne olacak?
Personel?
Malzeme?
İşletme maliyetleri?
Amortisman?
Bunları hesaptan çıkarıp geliri “net kâr” diye yazarsanız elbette istediğiniz büyüklükte rakamlara ulaşabilirsiniz.
Ama bunun adı ekonomik analiz değil.
Varsayım üzerine varsayım koymaktır.
Üstelik işletme hakkı devredildiğinde Devletin hiçbir gelir elde etmeyeceği varsayımı da doğru değil.
İşletme dönemi boyunca sözleşmede belirlenecek esaslar doğrultusunda kamuya gelir payı ödenmesi öngörülüyor.
Bakım, onarım ve işletme maliyetlerini de işletici üstlenecek.
Dolayısıyla “Bugünkü geliri 30’la çarptım, Devlet 18 milyar dolar kaybetti” hesabının ciddi bir kamu zararı analizi olarak sunulması mümkün değil.
PEKİ VATANDAŞ FAHİŞ ÜCRET Mİ ÖDEYECEK?
Bir başka iddia bu.
Henüz belirlenmemiş tarifeler üzerinden bugünden rakamlar açıklanıyor.
Sanki sözleşme imzalanmış, geçiş ücretleri belirlenmiş, fiyat listesi gişelere asılmış!
Oysa böyle bir durum yok.
İşletme hakkının devri, işletmeciye “istediğin ücreti belirle” yetkisi verilmesi anlamına gelmiyor.
Ücretlendirme sözleşme ve mevzuat hükümlerine tabi olacak.
Mevcut uygulamadaki yıllık tarife güncellemelerinin enflasyon oranında yapılması öngörülüyor.
Dolayısıyla bugün ortada açıklanmış bir “fahiş zam tarifesi” bulunmuyor.
ÇEVRE YOLLARI DA ÜCRETLİ OLMUYOR
Bir başka iddia:
“Bugün ücretsiz kullandığımız çevre yolları yarın paralı olacak.”
Hayır.
Ücretsiz çevre yollarının ücretli hale getirilmesine yönelik bir karar bulunmuyor.
Bugün ücretsiz olan çevre yolları ücretsiz kalacak.
Olmayan bir kararı alınmış gibi anlatıp ardından o karar üzerinden iktidarı eleştirmek gazetecilik de siyaset de değil.
GARANTİ DE YOK
Belki tartışmanın en fazla birbirine karıştırılan kısmı burası.
Bu model, yap-işlet-devret projeleriyle aynı şey değil.
Kamu tarafından işletmeciye geçiş garantisi, gelir garantisi, Hazine garantisi veya borç garantisi verilmesi öngörülmüyor.
Dolayısıyla başka projelerdeki garanti modellerini alıp buraya yapıştırarak tartışma yürütmek de doğru değil.
Kılıçdaroğlu: “Benim koltuk derdim yok, ben bir köşeye çekilip huzur içinde de yaşayabilirim ama tarihin bana yüklediği bir sorumluluk var.”
—
Tarih hiçkimseye sorumluluk yüklemez ama saray isteyene misyon yükler!