Bu hayattaki asıl mesele kendini bulmak, başkalarının kafasındaki "seni" düzeltmek değil. Kim neye inanmak istiyorsa ona inansın, bırak öyle kalsın. Sen kendini bil, o sana yeter...
Harika bir cümle okudum : “Bir şeyi reddetmek sizde suçluluk duygusu yaratırken, rıza göstermek ardında bir kırgınlık bırakacaksa, suçluluğu tercih edin. Kırgınlık ruhun intiharıdır.”
Gerçek bir olma hâli, her şeyi ve herkesi kurtarma fantezisinden vazgeçmeyi gerektiriyor. Bireyleşme sürecinin duygusal imzası sadece yeni ben'in zaferini değil, geçmişte bırakılanların yasını da içerir. Olgunluğun işareti, karşıtları aynı anda taşıyabilmektir.
Su akmaya devam ettiği sürece sudur. Akmadığında, bataklığa dönüşür. Aynı şey insan için de böyledir. Olmaya devam ettiği sürece insan, canlıdır. Olmayı bıraktığı an; kendine yaklaşmayı bıraktığı, kendi sesini dinlemeyi bıraktığı, kendi sınırlarını korumayı bıraktığı an; içinde bir yerde çürümeye başlar. Bu çürüme ilk başlarda dışarıdan görünmez. Ama bir gün, aynaya bakar ve kendine şunu söyler: “Bu kişi ben değilim.”
"Yıldız Kenter şöyle demiş;
"Görmezden gelmek saflık değil, zekadır. Her şeye karşılık verirsen, tükenirsin. Her sesi dikkate alırsan, aklını kaybedersin. Bazı şeyleri bilerek yok saymak "Ruhunu Korumaktır.""
Jung der ki ; Başkalarından daha çok şey bilirsen yalnızlaşırsın...
Herkesin illüzyonlarla, küçük hesaplarla ya da gündelik gürültülerle oyalandığı bir dünyada, hakikatin kokusunu alan veya meselelerin arkasındaki o asıl "özü" gören insan, ister istemez bir parça dışarıda kalır.
O artık bir katılımcıdan ziyade bir gözlemciye (seyirciye) dönüşmüştür.
"Yalnızlık, insanın çevresinde hiç kimsenin olmaması demek değildir. Asıl yalnızlık, insanın kendisi için önemli olan şeyleri başkalarına iletişim yoluyla aktaramamasıdır."
Bildiğini paylaşamamak, anlatsan da karşılık bulamayacağını bilmek, insanı kendi içine doğru büyük bir yolculuğa zorlar.
Belki de bu yüzden, bilginin ve farkındalığın yükünü taşıyanlar, kalabalıkların sahte gürültüsü yerine o derin ve anlamlı "hiçliği" ya da yalnızlığı seçerler.
Çünkü bilirler ki, kalpler aynı frekansta çarpmıyorsa, kelimeler sadece havada asılı kalan birer gürültüdür.
Bir insan başka birine ne verir?
Kendisinden verir;
sahip olduğu en değerli şeyden,
‘yaşamından’ verir.
Bu, o kişinin yaşamını diğer insan için
feda ettiği anlamına gelmez aksine
kendi içinde yaşattıklarından veriyordur;
Sevinçlerinden,
ilgi duyduğu şeylerden,
anlayışından,
bilgisinden,
mizahından, üzüntüsünden
içinde canlı olan her şeyden
Erich Fromm
Kötü günlerin kıymetini bil, sana asla unutamayacağın dersler verdiler.
Güzel günlerin kıymetini bil, sana daha güzel günler için umut verdiler.
Bilge insan, yüzünü güldürmeyen anlardan bile faydalanacak çok şey olduğunu bilir.
Hayatı nasıl yaşayacağını bakış açın belirler.
Dünyada hiçbir şey, sandığınız kadar stres yapmaya değmez. Çoğu kaygı, zamanla anlamını yitirir, çözümler kendiliğinden ortaya çıkar ve hayat her şeye rağmen akışa devam eder.