Emel Memiş Hoca bilimsel çalışmalarıyla tanınan değerli bir bilim insanıdır.
Emel Memiş ve TEMA Vakfı gönüllülerinin sözde ve trajikomik gerekçelerle tutuklanması “yerli ve milli yargı” adı altında kurulan sisteminin hukuksuzluğunu ve vahametini gösteriyor.
Söyleyecek söz bulamıyorum. Bu acayip sisteminin akıl hocası olan hukuk fakültesi diplomalı danışmanlar eserleriyle övünebilir.
Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar 'NATO Operasyonu' kapsamında tutuklandı
NATO Zirvesi öncesinde 23 Haziran sabahı Ankara'da düzenlenen ev baskınlarında gözaltına alınan Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar hakkında tutuklama kararı verildi.
Tutuklamaya sevk yazısında, "Türkiye'nin terörle anılan bir ülke olması gayreti içinde terör eylemi gerçekleştirebilirler" ifadesi gerekçe olarak yer aldı.
https://t.co/WkGi99pS8X
NATO zirvesi, İran ve Tom Barrack'ın Kürtlerle yoğun temasları!
Amerika Kürtlerden ne istiyor?
NATO zirvesi sonrası bölgedeki Kürtleri ne bekliyor?
Araştırmacı gazeteci Perwer Armed @PerwerArmed ile konuştuk.
Abone olmayı unutmayın!
https://t.co/scnITwVzgm
İkinci gösterim Ölü Deniz, bugün 20:00’da, youtube kanalımda yayında.
Harbiye’de çektik, 90 dakika, olduğu gibi, size emanet. sevgiler.
tam şurada olacak: https://t.co/uynn4dJQL5
KELLE KOLTUKTA MI?
Bizde politika uzun zamandır kelle ile koltuk arasında yaşanıyor.
Koltuk büyüdükçe kafa küçülüyor.
Düşünce azalıyor, makam ağırlaşıyor.
Bazı kelleler koltuk uğruna veriliyor; bazılarıysa koltuğa oturduktan sonra kendisini memleket sanıyor.
Deniz Göktaş ise bu kadim ilişkiyi tersine çevirmiş :)
Kellesini koltuğa değil, kamyon kasasına koymuş oradan da sahneye taşımış..
Üstelik öyle sıradan bir kelle de değil; şehrin ortasında dolaştırılacak kadar büyük, iktidar portreleri kadar ciddi, fakat bütün ciddiyeti tek bakışta bozacak kadar komik…
Çünkü iyi mizah, iktidarın şişirdiği şeyleri biraz daha şişirir.
Ta ki içlerindeki boşluk görünene kadar.
Ölü Deniz, yalnızca güldüren bir stand-up gösterisi değil; memleketin karanlığında yüzünü fazla ciddiye almadan düşünebilmenin hâlâ mümkün olduğuna dair sessiz bir kanıt. Göktaş’ın 1 Haziran 2026’da Harbiye’de kaydettiği ikinci gösterisi, tam da politik ve kara mizah arasındaki o dar çizgide ilerliyor.
Deniz Göktaş sahnede bağırmıyor.
Kahramanlık taslamıyor.
Dünyayı kurtarmaya da çalışmıyor.
Sadece dünyanın ne kadar tuhaf olduğunu, sanki bu tuhaflık son derece normalmiş gibi anlatıyor.
Zaten asıl maharet de burada gibi..
Herkesin kelleyi koltuğa taşımaya çalıştığı bir ülkede, o kendi kellesini sahneye koyuyor.
Seyrederken şunu düşündüm..
Meğer memlekette hâlâ çalışan birkaç kafa varmış ve sahneye taşınmış.
Ve şimdi belki o kafalara sahip çıkma zamanı..
İzlemek isteyen için;
https://t.co/qZuR9rwiSu
@idgoktas
#Seçtiklerimiz | İsyanı isyanımız, türküleri yol göstericimiz
🖋️ Murat Meriç
"Kâzım’ı hep anlatacağız. Unutulmasın diye değil, kendimizi iyi hissetmek için. Hayal ettiği dünyaya ulaştığımız gün, türkülerini daha büyük coşkuyla seslendirmek için."
21 yıl önce bugün aramızdan ayrılan Kazım Koyuncu'yu sevgiyle anıyoruz.
https://t.co/LvKDum5iCl
İkinci gösterim Ölü Deniz, bugün 20:00’da, youtube kanalımda yayında.
Harbiye’de çektik, 90 dakika, olduğu gibi, size emanet. sevgiler.
tam şurada olacak: https://t.co/uynn4dJQL5
🔴 Sözcü TV’de KK dağıldı: Söyleşide can alıcı anlar
📌 13 seçim kaybettiği hatırlatıldığında, referandumları hariç tutarak, “ben 13 seçim kaybetmedim” diyebiliyor. Hep “arınma” ya... “Ahlaki üstünlüğünü kaybeden parti nasıl birinci parti çıkıyor” sorusuna, ilgisiz bir karşılık veriyor, “kaç belediye başkanı AKP’ye geçti” gibi. Nasıl geçtiklerini bilmemesi mümkün mü?.. Sorular karşısında dağılıyor
✍️ Yalçın Doğan'ın yazısı...
https://t.co/6pZDFPRZC8
Tunceli'de 1987 yılında güvenlik gerekçesiyle boşaltılan Merkez'e bağlı Bali Mezrası'nın bölge sakinleri kalıcı olarak dönemiyor
https://t.co/ZTmeep9aDC
EĞİTİM NEFERİ BABAMA SAYGILARIMLA...
Babam Secaaddin Oğuz, öğretmendi.
Köy Enstitüsü'nden Milli Eğitim Müdürlüğüne dek 44 yıl görev yaptı. Eğitime 17 okul kazandırdı.
İlk öğretmenim ve ilham kaynağımdı.
Rahmet ve minnetle.. Babalar Günü kutlu olsun.
#Babalargunu#baba@serefoguz
BABAMA...
“14 yaşında düştüm yola, gurbete, köyde anne yok, baba yok ne yapacaktım? Köyden Zara'ya yürüdük" der, anlatırdı babam.
"Kulaksız Çöpçüler Koğuşu’nun orada 20 kişi bir evde kalırdık. Gündüzcüler kalkar, gececiler yatardı ama yataklar hiç boş kalmazdı. Araba falan nerede, koşarak giderdik işe… Sonra, Maksim'de bulaşıkçılık yaptım, taksicilik yaptım, sonra askere gittim" derdi.
Askerlik anıları hem babam için hem Türkiye siyasi tarihi için bir tanıklıktı. Şöyle anlatırdı: “Deniz'i, Yusuf'u, Hüseyin'i idam eden mahkeme hakiminin şoförüydüm. Komutanı bırakır kapı arasından dinlerdim duruşmaları. Gelir giderken Deniz'i izlerdim. Koç yiğitti, boylu posluydu, aslan gibiydi. Annesiyle babası gelir tel örgülerin orada otururdu, izler üzülürdüm. Bir gün yanlarına gittim gizlice, ellerini öptüm, ‘Ben hakimin şoförüyüm’ dedim. Ana, 'Hakim ne diyor evladım bizim çocuklar için?' diye sordu. Ben de, ‘Bir şey der mi bana anacığım’ dedim ve boynum bükük ayrıldım yanlarından’ der, titreyen sesiyle anlatırdı o günleri.
Askerden gelip, Beyoğlu Belediyesi'nde şoför olarak işe girmiş babam. Çöp kamyonu kullanır, sokak sokak gezermiş Beyoğlu'nda. Her gün gittiği sokaklardan birinde çöpünü aldıkları evlerden birinde bir kız görmüş, sevmiş ve böyle evlenmişler annemle...
Üç kardeştik, çocuktuk, babamız evde olmazdı çoğunlukla, sabah 5'te kalkar belediye işine gider, öğleden sonra 3’te taksiye çıkar, gece 12’de eve gelir yatardı. Yatmadan teybe bir kaset koyar; ya Papur, ya Aşık Gülabi dinler, öyle yatardı. Belki de tek keyfiydi o.
Sadece Pazar günleri görürdük babamı. Öyle yoğun çalıştı yıllarca, ekmek aslanın ağzında derdi.
Ablam, abim, ben okuyalım diye her fedakarlığı yapardı, yemez yedirir, giymez giydirir derler ya, o fedakarlıkla, 'Yeter ki okusun çocuklar' derdi. Belki de yaşamadığı çocukluğunu, görmediği mevkileri, çalışarak geçen gençliğinin, yitip giden yıllarının, ezilmişliğinin bedeli olarak çocukları, bizler, güzel yerlerde olalım, okuyalım istiyordu.
Babam; artık büyüdük, evlendik, gelinlerin, damadın oldu, 7 torunun oldu.
Oğlun, o çöp kamyonunun direksiyonunda ter döktüğün, sokaklarını arşınladığın, Beyoğlu'na başkan oldu sayende. Her işçiye baktığımda sen aklıma geldin, seni gördüm gözlerinde, evlidirler, evlerinde onlar da evlat sahibidirler, belki de geleceğin başkanlarını yetiştiriyorlar diye düşünür, sana duyduğum saygıyı, sevgiyi gösterirdim tüm işçi kardeşlerime.
Senden öğrendim ben, “Emek en yüce değerdir” demeyi.
Başkan oldum, çok çalıştım baba, şimdi yolum düştü mahpusa. Cezaevine girdiğimde dimdik ayaktaydın, arabanı kullanır, Örnektepe’ye kahveye giderdin. Ama ilk açık görüşümde tekerlekli sandalyeyle getirdiler ya seni, o an dünya başıma yıkıldı. Sen bizim dağımızdın, kaç yaşında olursak olalım, mevkimiz ne olursa olsun gölgene sığındığımız çınardın.
O an sen beni mahpus, ben seni hasta görünce ağladık, sarıldık ya gitmiyor aklımdan. Erkekler ağlamaz derler, oysa bal gibi ağlarmış işte...
Bu Babalar Günü kapını çalamayacağım, elini öpüp sarılamayacağım ama biliyorum ki yol arkadaşlarım, dostlarım, eşim ve kızlarım çalacak kapını, onlarca İnan Güney öpecek elini.
Üzülme dayan babam, elbet bu günler geçecek ve ben kapını çalıp elini öpeceğim, gölgene sığınacak, sarılacağım ve mutluluk gözyaşları dökeceğiz.
O güne kadar, özgür günlerde kucaklaşana kadar kal sağlıcakla babam. Hani bir türkü dinlerdin ya hep; "Ben yanarım yavrum sana, yavrum yanar yavrusuna" derdi; biliyorum sen bana, ben yavrularıma yanarım hücrede.
Bu Babalar Günü sen evladından, ben evlatlarımdan ayrıyım baba…
Ne sana ne bana kutlu olmayacak ama kutlayacağımız, güleceğimiz, sarılacağımız daha nice Babalar Günü’ne olan inancım tam. Ellerinden öpüyorum, elbet bugünler geçer, zulüm son bulur, yeter ki sen sağlıklı ol, var ol babam.
Sağlıcakla kal… Oğlun İnan Güney Silivri Zindanı
Birleşirsek onların kazanma şansı yok
Tek adam sultası altındaki ülke büyük bir yol ayrımında. Farklı toplumsal dinamikleri buluşturacak birleşik ve kalıcı bir mücadele hattının inşası zaruri
https://t.co/3AYBspm7i3…
Bugünün BirGün’ü
“İlk Babalar Günü’nü kızı Maya’dan ayrı geçirecek olan Gülten’in savunmasında dile getirdiği sözler, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Okurların yoğun ilgi gösterdiği ‘Müjde Kuşu’ kitapları ise bir günde 2000 adet satış rakamına ulaştı.”
https://t.co/PkPdUWjCWm
Yaşananı sadece algı yönetimi zannedenlere yine öz uslubuyla tane tane anlatmış Murat Sevinç 🙏
"...Yetmezmiş gibi ahlak nutukları atıyorlar, ‘herkesin her şey olabildiği ama asla rezil olmadığı’ toprağımızda..."
Neydi neydi… hah, masumiyet karinesiydi!
❝CHP nicedir ilk kez iktidar umudu yarattı. Birkaç hafta önce CHP’nin başına oturtulan ve artık adını anmak istemediğim muhteris, bu umuda kibrit suyu dökmek için elinden geleni yapıyor ve geldiğince yapacak.❞
✍️ Murat Sevinç yazdı
https://t.co/ScWjpQFEzd
Neydi neydi… hah, masumiyet karinesiydi!
❝CHP nicedir ilk kez iktidar umudu yarattı. Birkaç hafta önce CHP’nin başına oturtulan ve artık adını anmak istemediğim muhteris, bu umuda kibrit suyu dökmek için elinden geleni yapıyor ve geldiğince yapacak.❞
✍️ Murat Sevinç yazdı
https://t.co/ScWjpQFEzd
📨 T24’ün kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın, 1990 yılında bir söyleşi için Ayşe Sıtkı İlhan’ın kapısının çaldı, Sabahattin Ali’nin hiç bilinmeyen mektuplarını elinde buldu!
📚 Yıllar sonra okuyucuyla buluşan ‘Sabahattin Ali’nin Özel Mektupları / İki Gözüm Ayşe’de, önemli bir bölümü soruşturmalar, davalar ve cezaevlerinde geçen 1931-1935 yılları arasında yazarın kaleme aldığı 67 mektup ve bestelenerek milyonlara ulaşan şiirlerinin el yazması orijinalleri yer alıyor
https://t.co/fifbkBLfZR
CHP’den kopuşu salt bir zorunluluk olarak sunmak yeni kurulacak parti için doğru bir imaj olmaz. Dünya meseleleri ve bunların Türkiye’ye yansımalarını anlayan, ülkenin bugününe ve geleceğine dair halka bir perspektif sunan ideolojik omurgaya ihtiyaç var.
İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan küresel düzen tüm kurumlarıyla alaşağı olurken iç ve dış politikayı geçmişin ezberleriyle okuyan bir muhalefetin 2026 Türkiye’sinde iddialı bir alternatif haline gelmesinin olanağı yok. AKP-MHP iktidarı ve butlan kararından sonra ona eklemlenen Kılıçdaroğlu CHP’siyle oluşan yapının, nasıl bir emperyalist denklemin parçası olduğunu görmek ve değişim siyasetini, demokrasi talebiyle bağımsızlık arasındaki yadsınamaz ilişki üzerine kurmak gerekiyor.
Bu olmazsa yeni parti, partisi elinden alınan CHP’lilerin siyasi kariyerlerini sürdürmek için kurdukları farklı bir oluşum gibi algılanacak. Belki de en büyük tehlike heyecanın böylece sönme ihtimali. O nedenle yeni parti, butlan öncesi CHP’den de farklı görünmeli.
Kürsüde konuşan, yurttaşa seslenen, ekranlara çıkan yüzleri de farklı olmalı. “Devam eden” değil, “yeni doğan” gibi görünmeli. Binalara hapsolmadan birleşik bir cepheyi örmeli. Bir partiden çok, halkla var olan ve ona yaslanan bir siyasi hareket gibi hareket edilmeli ve konuşulmalı. Çünkü bu tarz bir parti resmileştikçe küçülür, halklaştıkça güçlenir.
https://t.co/cCfLPcYCyy
Kemal Kılıçdaroğlu söyleşisinin sembolik anlamına dair birkaç not:
- Geniş kesimleri öfkelendiren ekran performansı, yıllar sonra dönüştüğü hâlin ifşası gibi konular üzerinden tek yayınlık bir değerlendirme eksik kalır.
- Gerçekten gazetecilik yapan isimlerin karşısında düştüğü durumdan öte, artık medyada görünürlük üzerinden meşruiyet kazandı.
- Muhtemelen kanal kanal gezmeye başlayacak ve bundan sonra kendisine daha yumuşak ve hesaplı sorularla "arınma" temalı yayınlar yaptırılacak ve muhalefetin yıpranması için bu gündem hep canlı tutulacak.
- Böylece bir sistem krizi değil, "CHP içi tartışma" yaşandığı simülasyonuyla belli kesimler siyasetten, sandıktan soğutulmaya, çalışılacak, umutların kırılması için buradan bir propaganda yürütülecek.