@GurkaynakGonenc Harika 👏👏
Pardon bunu gidip instada yazıp gelmem gerek zira bu platformda “şu klasik eserin sözlerine de telefondan mı bakılır ya!” yazılabilinir ancak.
Nasıl geçti havai fişekli yılbaşı!
İnsanların tek eğlencesi bu kaldı, buna da duyar kasmazsınız diyenler umarım görür bunu.
Bulgaristan’da faaliyet gösteren @greenbalkans ekibi yılbaşı sonrası çevreden 591 ölü dağ ispinozu toplamış. 15 de yaralı. Ve bu sadece küçük bir alanda bir günde ulaşabildikleri.
Daha fazlası Türkiye’de dahil bir çok ülkede yapıldı. Ve Avrupa’da bu korkunç seviyelerde! Ve inanın bu rakam sanılandan çok daha fazla…
Sadece kuşlar değil memeliler hatta deniz, dere ve göllerdeki balıklar da bundan etkileniyor. Evlerdeki veya sokaklarda kedi köpeklerde.
Artık bu eğlencenin de alternatifleri var.
Mesela bu görüntü Uludağ Milli Parkı’ndan. Türkiye’nin en önemli habitatlarından birinin merkezi. Şimdi bu eğlenceyi bilmeyen, sevmeyen hatta korkudan stresten ölen canlılar olduğu gözüyle bir daha izleyelim. Ve bu sadece Uludağ’da yapılmadı.
@irembalccii Tabii çok dahil değil dediğiniz için soruyorum, az da olsa dahil mi? Size öğretilen bir durum mu? Müfredatınızda var mı? (Bence tüm eğitimcilerin olmalı, çocukluk çağı bulaşıcı hastalıkları tanıma ve önlem alma açısından)
@irembalccii Nerede ve kime sorulduğunu bilmediğim için bilinmesi gerekip gerekmediğine dair bir yorum yapmak haddim değil de, yanlış yazılan bir tıbbi terim var bu soruda.
Mesleki hayatımda en çok haz aldığım şey ne biliyor musunuz? Hiçbir referansı, tanıdığı olmayan, hatta belki şehrin en ücra noktasından belki köyünden binbir güçlükle gelen hematolojik kanserli hastaya, bir hoca muayenehanesinde alabileceği kaliteli hizmeti sunmak, ona heran ulaşabileceği telefon numaramı vermek ve onu şifa ettikten sonra yüzündeki gülümsemeyi tatmin olma hissini minnetarlığını ve sonra duasını izlemek… Bu his beni meslekte tutan en önemli şeylerden biri. Bu his ve keyif hiçbir meslekte ve hiçbir maddiyatta karşılığı olmayan eşsiz birşey bana göre. Milyonlarla ölçülemez kıyas edilemez. Ve bana göre gerçek itibar budur.
Mesleğimin 22. yılını çalışıyorum ve her zaman çok az ödev veren ya da hiç ödev vermeyen bir öğretmen oldum. Ancak gerçekten gerekliyse ödev verdim ve ödevlerimi başka bir kitaptan, kaynaktan fotokopi çektirerek veya internetten indirerek değil kendim geliştirerek, tasarlayarak ve yazarak verdim. “Neden ödev vermediğimi ya da az az verdiğimi” soran velilerime açıklamalarımla ikna ettim. Ödev vermemem çocuklarımın akademik performansını hiçbir şekilde düşürmedi. Tam tersine derse karşı algılarını ve öğrenme motivasyonları artırdı. Alfie Kohn’un kitabını okuyunca yaptığımın bilimsel karşılığını görmek beni mutlu etti. İsterim ki eğitimle uzaktan yakında ilgisi olan herkesin “ezber bozan” bu eseri okuması… Ödev en eski en geleneksel yöntemlerden birisi… İşin ilginç tarafı ödevin “bilimsel” geçerliliği sorgulanmadan otomatik olarak verilmesi, öğrencilerin tarafından yapılması, velinin de buna iştirak etmesi. Kitabın özeti şu: “Ödevin dair varsayımları destekleyen verilen, incelenen özgün sonuçlara ve öğrenci yaşına bağlı olarak, ya çok zayıftır ya da toptan yoktur.” Ez cümle: “Ödevin amacı öğrenmek değildir, öğrenmekten gerçekten zevk almak hiç değildir. Ödev yalnızca bitirilecek bir şeydir.” Ödevin öğrencinin gelişimine akademik anlamda bir katkısı bulunmuyor. Yapılan bilimsel araştırmalar ödevin akademik başarıya katkısının en fazla %4 olduğunu ortaya koyuyor. Ödevin başarı üzerine hiçbir anlamlı etkisi bulunmuyor. Öte yandan ödevin sosyal gelişime ( özdisiplin, sorumluluk, insiyatif alma, bağımsızlık duygusu vb.) katkısı da bulunmuyor. İlkokulların Öğretmenler Odasına şu cümle büyük harflerle yazılmalı: “Hangi miktarda olursa olsun ödevin ilkokul çocuklarında akademik performası artırdığına dair kanıt yoktur.” Şu bir gerçek ki ödev; hiç kuşkusuz, çocuklarla meşgul olan herkese sorun oluşturuyor ve çoğumuzu da hüsrana uğratıyor, kafa karışıklıklığına sürüklüyor hatta aile içi çatışmaları körüklüyor, tarafları öfkelendiriyor. Çocukların işe yaramaz ve anlamsız şeyler öğrenmesi gerekmiyorsa, ödev de alışıldık ders konularının öğrenilmesi için gerekli değildir. Ödev aslında öğretmenin ve okulun evden yardım istemesidir. Veliye bir öğretmen rolü yüklemektir. Eve gelen öğrenciye anne-babanın ilk soru “Günün nasıl geçti?” değil de “Ödevin var mı?” ise durup düşünmek gerek. Üstelik ödül/ceza “ödev” üzerine bina ediliyor. TV seyretme, oyun oynama, dışarı çıkma vb… Hepsi… Önce ödevini bitir; sonra! Büyük bir yanılgı olarak veli öğrencinin ödevle meşgul olmasını istiyor. Üstelik öğrencinin ödev başından geçirdiği süreyle kaygı, depresyon, öfke ve diğer ruh hali bozuklukları arasında doğrudan bir ilişki var. Ödev yapılan binlerce evde neşesi kaçmış, öğrenme motivasyonları kaybetmiş çocuklarla dolu! Ödev yapılan çoğu evde; dırdır, bağırış-çağırış var. Yapılan anketler, velisi ile ödev yapan öğrencilerin gerildiğini ortaya koyuyor. Ne kadar ödev verirsek öğrencinin kendisine, ailesine, zevklerine, ilgilerine, meraklarına ayırdığı süre azalıyor. Çocuklar “çocukluluğu”nu kaçırıyor. TIMSS verilerini inceleyen eğitim uzmanlarının çok çarpıcı bir tespitleri var: “En çok ödevi verenler okullardaki en kötü öğretmenler olabilir çünkü etkili öğretmenler dersi derste işleyip bitirir. Öğrencilerin 40-45 dakika gördüğü derste, öğretmen yapılması gereken yapamıyorsa aile saatlerinden çalmaya hakkı yoktur.” Ödev vermemek bir anlamda öğretmenin kendisine meydan okuması ve her öğretmen kendisine meydan okumalı…
Çocuk ve gençleri gerçekten bu “ticari deha” ekonomisinin etkilerinden korumak durumundayız. “İstediğin sonucu aldıracak tüm yollar mübah” anlayışı ile nereye gidiyoruz!
#HastaneKatliamı
Yüzlerce insanı, kadın çocuk demeden, hasta doktor demeden, sivil asker demeden; üstelik hastanede öldürmek aşağılık bir savaş suçudur.
Hayatım boyunca hep “Nasıl daha iyi ve güzel bir dünya kurabiliriz?” sorusunu kendime sorarak yaşadım.
Yeri geldi bir beynin küçük bir bölümünün işlevini korumak için saatler süren ameliyatlar yaptım; yeri geldi hasta insanları kurtarmak için günlerce laboratuvardan çıkmadan araştırmalar yaptım… Ve tanık oluyorum ki yüzlerce insan bir bomba ile saniyeler içinde katlediliyorlar..
Böylesi bir çaresizlik ve kızgınlık duygusu yaşamamıştım.
İnsanlık vicdanı bu acıyı yaşatanları, çocuklara bu eziyeti yapanları asla affetmeyecektir.