Eczacı @eczozgurozel ;
"Bütün otoyolları köprüleri devletleştirip gişeleri yıkacağız" demişsin.
Canım gene içtin galiba. Bak İstanbul sende. Şu İSPARK saatine 300 lira alıyor önce onu bedava yap bi görelim olur mu?
Palavra sıkma yap!!!
Cezaevleri otel konforundan çıkarılmalı..
Kişiler tatile değil, cezaevine gideceğini bilmeli..
Gerekirse taş ocaklarında çalıştırılmalı, mahkum kıyafetleri giydirilmeli..
Görüntülü görüşme, istediği gibi kantin alışverişi, serbest giyim..
Fazla rahatlık taviz doğurur..
Dün akşam, uluslararası arkadaş grubumuzun bulunduğu bir WhatsApp grubunda, Londra’daki viski kokulu salonundan bize akıl vermeye çalışan ukala bir İngiliz profesör belirdi.
Benim konuşmalarıma takıldı, bana aklınca Türk milletinin bin yıllık devlet geleneğini küçümseyecek, üst perdeden bize "kurumsal demokrasi" ve "sivil toplum" dersi verecek.
Yazdığı mesajı görseniz sinirleriniz tepenize çıkar; "Sizin gibi çalkantılı toplumların modern demokrasiyi kavraması için asırlar gerekir" diye yazmış cibilliyetsiz. Baktım bizim gruptakiler de kibarlık olsun diye veya adamı ''Akademisyen'' gördükleri için sessiz kalıyor;
Ben de açtım ağzımı, yumdum gözümü.
"Bak Beyefendi" dedim, "Sen önce dünyayı soyup soğana çeviren, insanlığı sömüren o kanlı geçmişinle yüzleş; Hindistan’da açlıktan kırdığınız milyonların, Afrika’da emdiğiniz kanın hesabını verin önce. Bugün ''medeniyet hamisiyim'' diye övündüğün British Museum’daki her bir parçanın üzerinde yağmaladığınız mazlum halkların kanı ve ahı var;
Siz adanızda birbirinizi yerken biz bu coğrafyada adaletle ve hoşgörüyle hükmediyorduk" diye bastım mesajı.
Baktı pabuç pahalı, hemen "Ama akademik nezaketi koruyalım" diye çark etmeye kalktı; "Ne nezaketi bir dakika " dedim, "Gerçeklerin yüzünüze vurulması işinize gelmeyince mi nezaket aklınıza geliyor.
O kibirli oryantalist burnunu kafana vura vura kırarlar senin, bir daha Türk tarihine laf etmeden önce haddini bileceksin !" diyerek noktayı koydum.
O mesajdan sonra grupta tam bir ölüm sessizliği oldu; O havalı İngiliz kibri bir anda pıstı, tek bir kelime dahi cevap veremedi.
Bizim sorunumuz işte tam olarak buradadır;
Batı’nın bu kanlı, yağmacı geçmişini yüzlerine vurmak yerine, onların karşısında ezilip bükülen, aşağılık kompleksine kapılan bir kitle var.
Oysa bizim kimseden medeniyet dersi almaya ihtiyacımız yok.
Yeter ki kendi tarihimizi ve gücümüzü doğru bilelim, bu oryantalist ukalalara hak ettikleri cevabı anında verelim.
Manisa’daki saldırıda beni en az olayın kendisi kadar sarsan bir ayrıntı var:
Bir saldırgan elinde koca bir tüfekle yüzlerce metre yürüyor. Gören var ama müdahale eden yok, polisi arayan yok…
Okulun alt sokağında ateş açılınca, silah seslerini duyan güvenlik görevlisi 112’yi arıyor.
Oysa yolda görenlerden sadece bir kişi ihbarda bulunsaydı belki de bu facia yaşanmayacaktı.
Eskiden mahallenin çocuğu da sokağı da birbirimize emanetti. Bir terslik gördüğümüzde “Beni ilgilendirmez” demezdik.
Şimdi görüyoruz, başımızı çevirip geçiyoruz.
Toplumsal duyarlılığımıza ne oldu?
Yeni Şafak yazarı İsmail Kılıçarslan:
"Türkiye sevgimizi ve Recep Tayyip Erdoğan'a bağlılığımızı kullanarak bizi 'salak' zannetmenize de en hafif tabirle içerliyoruz artık.
Farkında olup olmadığınızı çok merak ettiğimiz bazı şeyler var. Bunlardan ilki, son 4-5 yılda nasıl bu denli yoksullaştığımızın farkında olup olmadığınız.
Aracımıza benzin almaya korkuyoruz, marketten gönlümüzce alışveriş yapmaya korkuyoruz, ev kiralamaya korkuyoruz, işçi çalıştırmaya korkuyoruz, işçi olarak çalıştığımızda aldığımız paranın geçimimize yetmeyeceğinden korkuyoruz.
Siz de arada bir çıkıp yeni vergi kalemlerini sayıyor, hatta 'Savaş olmasaydı enflasyon şu kadar olurdu' falan diyorsunuz. Okullar olmasaydı da maarifi yönetmek çok kolay olurdu zaten.
İkinci anlamadığımız taraf şu. Kimin yetkili olduğunu bilmeden söylüyorum. Fonlar, sahibi oldukları şirketleri borsada spekülasyonlarla milyar dolarlık hacimlere ulaştırıp vatandaşın parasını cukkalarken bu işin yetkilileri tam olarak ne işle meşguldü?
Hadi adamlar aşırı uzmandı da fark edilmediler diyelim. İstifalar nerede o vakit? 'Yahu bu fonlar vatandaşın 15 milyar dolarını çalarken ben uyumuşum, kusura bakmayın' diyerek istifa eden yöneticiler nerede?
Üçüncü anlamadığımız taraf şu. Bazı beyaz, aşırı beyaz, bembeyaz adamların niçin 'başımızın üzerinde yeri' oluyor her seferinde? Özel toplantılarında 'Ya bu Tayyip de çok şey abii' diye ağzını yaya yaya konuşan bit yavrularıyla Recep Tayyip Erdoğan'ın adamı olduğunu iddia edenlerin ne işleri oluyor her seferinde?"
Daha önce yaptığı benzer hareketlerle pazarlarda sebzeleri mahveden, burada da güzelim sofrayı dağıtıp israf eden bu sözde influencer bozuntusu şaklaban ne zaman sınırdışı edilecek?
Bunu ibret-i alem olsun diye yaka paça ülkeden atmak lazım.
@TC_icisleri
İsveçli bir adam, 1800'lü yıllardan kalma bir aile İncil'inden Filistin ve Yahudiler hakkındaki bölümü okuyor :
“Burada Filistin diye bir yer var ama İsrail yok.
Metinde Yahudilerin düzenlerini bozdukları ve Baal'a taptıkları için Tanrı'nın öfkelendiği yazıyor."
Sabahattin Zaim Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Musa Biçkioğlu
"Boykotla ilgili şunu söyleyeyim. Boykot, bu memlekette ilk üç ayda, ilk beş ayda birkaç tane markanın Türkiye'den tamamen silip süpürülmesini sağlayabilmeliydi, yeterli görmüyorum.”
Bir şehir hastanesini düşünün…
Devasa bloklardan oluşuyor. Her blokta bir müdür, yanında 2-3 müdür yardımcısı… Yetmiyor; 2-3 koordinatör daha görev yapıyor.
Gece olduğunda ise 4-5 süpervizör hemşire görevlendiriliyor.
Şimdi gelelim servise…
Bir serviste 5-6 hemşire var. Gün aşırı nöbet tutuyorlar. Gece boyunca hastaların başında onlar var. İlaç onlarda, takip onlarda, acil durumlarda müdahale onlarda, hasta yakınıyla iletişim onlarda…
Yani yük sahadaki hemşirenin omuzlarında.
Ama aynı serviste gündüz mesaisinde çalışan, hasta bakımına doğrudan katılmayan bir sorumlu hemşire ve bir yardımcısı da var.
Dahası var…
“Hasta hakları ve hasta şikâyetleri” diye ayrı bir alan oluşturulmuş. 3-4 hemşire burada görevlendirilmiş. Temel görevleri şikâyeti dinlemek, not almak ve başhekimliğe yönlendirmek.
“Eğitim hemşiresi” diye 5-6 hemşire görevlendirilmiş. 2-3 ayda bir eğitim düzenleniyor, hazırlanan slaytlar okunuyor ve eğitim tamamlanıyor.
Ama işin ironik tarafı şu:
Sahada çalışan bir hemşireye “Gel şu enjektörü tut” desen, belki de tutamayacak kadar sahadan uzaklaşmış insanlar eğitim vermeye çalışıyor.
Ve bütün bunların yanında, hasta başında gerçekten çalışan hemşire sayısı yetersiz.
Asıl soruyu burada sormak gerekiyor:
Bu kadar idari ve destek kadrosu varken, neden yük sürekli sahadaki birkaç hemşirenin üzerine bırakılıyor?
Neden bir hemşire gün aşırı nöbet tutup onlarca hastanın sorumluluğunu taşırken, aynı kurumda hasta bakımından uzaklaşmış onlarca hemşirenin görev tanımları yeniden sorgulanmıyor?
Mesele birilerinin çalışıp çalışmaması değil.
Mesele, insan kaynağının doğru yerde kullanılıp kullanılmadığı.
Çünkü hastanede en çok ihtiyaç duyulan yer bellidir:
Hastanın yanı.
Ve orada çalışan hemşireye yazık değil mi?
Her gün biraz daha yorulan, tükenen, nöbetten nöbete koşan ve bütün sistemin yükünü sahada taşımaya çalışan hemşireye…
Belki de artık “kaç hemşiremiz var?” sorusundan önce,
“Kaç hemşiremiz gerçekten sahada, hastanın başında çalışıyor?”
sorusunu sormanın zamanı gelmiştir.
HUSİLERİN SAPKINLIK DERECESİNE BAKIN...
İrancı paramiliter örgüt Husiler San'a'da Kabe silueti yapıp önünde namaz kıldılar.
Tamamen Yahudileri andıran bir sapkınlık örneği. Hz. Musa dönemindeki İcl hadisesi gibi.
Uğruna savaştıklarını söyledikleri Filistin bayrağını da ayaklar altına almışlar.
Bunlar ümmetin kahraman evlatları öyle mi?
Ahmakça İrancılık hezeyanları nedeniyle bu katil sürüsünü destekleyenler ne zaman akıllanacaklar?
Gazze’deki soykırıma ortak olduğu için dünyanın her yerinde boykot edilen Burger King’e karşı Rize’de barışçıl bir boykot nöbeti örgütleyen Sumud Filosu Aktivisti Samed Turan ve Öğretmen Adem Pınar, şiddetli bir saldırıya maruz kaldı. Evlerine dönerken takip edildiler, kalabalık bir çete tarafından pusuya düşürüldüler ve bir minibüse bindirilip kaçırılmaya çalışıldılar. Barışçıl aktivizm suç değildir ve şiddet örtbas edilemez. İnsan hakları örgütlerini, STK’ları ve küresel dayanışma hareketlerini bu adaletsizliğe ses vermeye çağırıyoruz! Bunun hesabı sorulmalıdır. Derhal adalet ve eylemciler için güvenlik talep ediyoruz!
Yahudi Zelenski, Küresel Çete'nin yardımıyla Rusya'nın en büyük Dizel üretim tesislerini yerle bir etti.
Bunun anlamı şu: Sadece dizel tesisi vurulmadı yanında kükürt tesisleri de vuruldu. Kükürt demek gübre yapımının baş materyali, gübre demek BİTKİ demek.
Şu anda öyle bir felakete doğru sürükleniyoruz ki.
Bu kasırganın Türkiye'yi vurmaması imkansız.
Bütün dünya'yı çok büyük bir KITLIK bekliyor.
Artık Küresel Şeytani Çete'nin planı netleşti: Dizeli, benzini bitir, tedarik zincirini kırıp kıtlık başlat, millet birbirini yesin. Üstüne bir de Nükleer bombaları patlat ve dünya nüfusunu 500 milyonun altına indir...