Çocuğun, onu üzmekten korkup her isteğine “evet” diyen ebeveynlere değil; üzüntüsüne ve öfkesine eşlik edebilen, sakin kalıp sınırlarını koruyabilen güvenilir yetişkinlere ihtiyacı vardır.
Yani, duyguya alan açılır, davranışa sınır konur.
Ebeveynler çocuğun
duygularına ve moduna göre hareket ettikçe, çocuk da zamanla
onların sınırlarını önemsememeye başlar.
Çocuk öfkelendiğinde, üzüldüğünde veya “İstemiyorum” dediğinde kurallar sürekli değişiyorsa şu düşünce gelişebilir:
Oysa çocuğun duygusunu anlamak, her istediğini yapmak değildir. Duygusuna eşlik ederken sınırı korumak mümkündür:
“Öfkelendiğini ve üzüldüğünü görüyorum. Seni anlıyorum; ama kuralımız değişmiyor.”
Rüya görmek, zihnimizin kendi kendini iyileştirme ve dengeleme çabasıdır.
Her rüya kişinin iç dünyasına dair bir ipucu barındırır.
Rüyalarını hatırlamaya çalışmak ve üzerlerinde düşünmek, kendini daha iyi tanımanın ve analiz etmenin önemli yollarından biridir.
Köklerinden kopan, reddeden bir insan, kimliğini başka yerlerde arama ihtiyacı hisseder ve çoğu zaman kendini bulamaz.
İyileşmek, köklerle bağ kurmakla başlar. Kaçmakla değil, anlamakla...
Travma, zamandan çok güvenli bağ kurma ve farkındalıkla iyileşir. Bu bazen terapist, bazen yakın bir arkadaş, bazen ilişki, bazen de çok sevdiğimiz bir hocamız olabilir.
İyileşme, yeni bir sinir sistemi tecrübesidir.
Yani biriyle kurulan gerçek bağla yeniden başlar.
Zaman her şeyi iyileştirmez. Bazen sadece uykuda tutar.
Çocuklukta bastırılan duygular, yetişkinlikte farklı maskelerle kendini gösterir: Terk edilme korkusu, ilişki bağımlılığı, kronik kaygı, öfke…
Çünkü küçük yaşta yarım kalmış bir temas, yıllar geçse de tamamlanmak ister.
Travma, zamandan çok güvenli bağ kurma ve farkındalıkla iyileşir. Bu bazen terapist, bazen yakın bir arkadaş, bazen ilişki, bazen de çok sevdiğimiz bir hocamız olabilir.
İyileşme, yeni bir sinir sistemi tecrübesidir.
Yani biriyle kurulan gerçek bağla yeniden başlar.
Sağ beyin, sağ beyni okur.
Erken yaşlarda çocuğun temel iletişimi sözcüklerle değil, duygusal ton ve yüz ifadesiyledir.
Çocuğun sağ beyni, bakım verenin sağ beynini “ayarlar”ona göre sakinleşir ya da alarm verir.
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği İzmir Şubesi’nden Aslı Tamtürk, Uzman Psikolog Sena Toros, Oyuncu-yazar Birsel Kılınçcı ve moderatörümüz Jale Harmandalı yer aldı.
Ziyarette, Dokuz Eylül Üniversitesi Kadın Çalışmaları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Asuman Altay, İzmir Barosu Kadın Hakları Danışma ve Hukuk Araştırmaları Merkezi’nden Av. Zöhre Dalkıran, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu İzmir Temsilcisi Tülin Osmanoğulları,
"Panelin Adı Yok – Bu Bir Hayat Meselesi" başlıklı etkinliğimiz öncesinde, panelistlerimiz Oda Başkanımız Mehmet Kuzu ve Yönetim Kurulumuzu ziyaret ederek anlamlı bir buluşmaya imza attılar.
Psikoterapi süreci yeni nöronal yolakların oluşmasını sağlar, beyinde yeni bağlantılar oluşturur.
İnşa edilen nöral ağlar deneyime dayalı olarak tekrar şekillenir ve davranış değişimi gerçekleşir.
Bazı çocuklar hastalanarak (psikolojik veya fizyolojik) ilgiyi üzerine toplar.
Çocuğun semptomu bazen anne-baba ilişkisinin devam etmesi için araçtır ve bu hastalanma bilinçdışı bir şekilde gerçekleşir.