como as mulheres do Afeganistão perderam tudo em 5 anos
Em 2021, meninas afegãs estudavam, iam à faculdade, trabalhavam e andavam sozinhas na rua.
Cinco anos depois, nada disso é permitido.
Veja como um país apagou as mulheres da vida pública em menos de uma década.
1.İlaç tedavisinin etiketlenme/sicile işlenme korkusu ile yarım bırakılması/başlanmaması.
2. Ebeveyn tutumları ile ilgili uzman desteğinin eksik kalması.
3. Konunun her iki okulun rehberlik servisi tarafından bilinmemesi
“Gazap Üzümleri”nde şöyle bir cümle geçer: “Ancak yeni doğan bir bebek baştan başlayabilir. Sen, ben, biz artık geçmiş zamanız.. Geçmişi silmeye çalışma; onu kabul et, anlamlandır ve ondan ders al. Gerçek başlangıç, unutmak değil; bilinçle devam etmektir.
Lacan “boşluk dehşeti” der. İnsan boşluğa tahammül edemez. Bir sessizlik olduğunda hemen konuşma, hayatında bir boşluk olduğunda hemen bir nesneyle doldurma arzusu bu dehşetten (L’Horreur du Vide) kaynaklanır.
Bilgelik, hayatın daima bir boşluk olduğunu kabul etmektir.
"Yo no me meto en la política"
Pero la política sí se mete en tu salario, en tu trabajo, en tu salud, en tu educación y hasta en las calles por donde caminas.
Todo es política, hasta la indiferencia.
🩸 HAMİD İÇİN UMUT OL‼️
Müge Anlı’da hikâyesini izlediğimiz Hamid, talasemi hastası ve hayatına devam edebilmesi için kök hücre/kemik iliği nakline ihtiyaç duyuyor. 🤍
Belki de Hamid’in hayatını değiştirecek uyumlu donör sensin.
Kök hücre bağışçısı olmak için:
📍 Türk Kızılay’ın TÜRKÖK bağış noktalarından birine git
🪪 Kimliğini yanında bulundur
🩸 “TÜRKÖK gönüllü kök hücre bağışçısı olmak istiyorum” de
🧪 İlk aşamada yalnızca kan örneği alınarak HLA doku tiplemen yapılır.
18–35 yaş arasındaysan ve genel sağlık şartlarını karşılıyorsan gönüllü bağışçı adayı olabilirsin. Eşleşme olması halinde TÜRKÖK seninle iletişime geçerek sonraki aşamalar hakkında bilgi verir.
Belki senin verdiğin küçük bir kan örneği, bir insan için yepyeni bir hayatın başlangıcı olur. 🤍
Hamid için paylaşalım, daha fazla kişiye ulaşsın. 🙏
@healersevgi Annelik de babalık da biyolojik bağla sınırlı değil. Her doğuran anne olamaz. Bir çocuğu ölüme terk etmenin telafisi yok. Kendi çıkarları için susup gidişatı karmaşıklaştıran herkes bedelini en ağır şekilde ödemeli. Bilip susanlar cezalandırılmalı ki tekrarı yaşanmasın.
10 Ekim’e az kaldı. Tecavüzcü pedofil Ayhan Şengüler inşallah cezasını bulacak. Bugüne kadar serbest geziyordu, neden , çünkü Türkiye bir hukuk devletidir
So, apparently, the Cornell r*pists have tried to dox Jane Doe, but can't remember her. Do you realize what that says? If they can't remember which victim she was?
How many were there?
HOW. MANY. WERE. THERE?!
Gıcık sorularda bugün:
Fatih Projesi diye bir okul projesi vardı
Tüm öğrencilere tablet dağıtılacaktı
İlk etapta saçma bir şekilde F tipi klavyeli tabletler(daktilo klavyesi) pilot okullara dağıtıldı
Sonra çöp.
Soru 1) Bu tabletlere ne oldu
Soru 2)Bu tabletleri kim satmıştı
Bugün evlilikte resmi nikâh zorunluluğunu ve tek eşle evlilik esasını getiren, kadınlara istedikleri mesleğe girebilme hakkını veren ve mahkemelerde tanıklık yapma, miras ve boşanma konularında kadınla erkeği eşitleyen Türk Medeni Kanunu'nun yürürlüğe girmesinin 100. yıldönümü!👫
Last night a girl told me she pays attention to whether the people she dates nurture anything in their lives, like a plant, a pet, a project. It’s useful evidence that someone can sustain care over time. Relationships are also living things that need tending
Elime ne zaman saç kurutma makinesi alsam aklıma, son parasıyla aldığı odunlar ıslak çıkınca, oğlunun eline saç kurutma makinesini odayı ısıtsın diye verip öbür odada kendi canına kıyan Emine Akçay geliyor. Ne zaman bir eczanenin önünden geçsem, kızının gözleri önünde “Ölmek istemiyorum” feryadıyla hafızalara kazınan Emine Bulut’u hatırlıyorum. Ne zaman yıkılmış bir bina görsem, 6 Şubat’ın o buz gibi ayazında enkaz altındaki kızının elini bırakamayan Mesut Amca takılıyor gözümün önüne. Ne zaman gencecik bir kadın öğretmen görsem, kara tahta başında gülümseyen Aybüke Yalçın geliyor aklıma. Ne zaman bir bakan ziyareti haberi görsem, eline tutuşturulan parayı gözyaşlarıyla geri uzatıp “Ben dilenci değilim” diyerek onurunu ve çaresizliğini haykıran Dilek Özçelik geliyor.
Ne zaman Karadeniz’in yeşil yaylalarına baksam, bir kez olsun doya doya “İyi ki varsın” sözünü duymadan toprağa düşen 15 yaşındaki Eren Bülbül geliyor. Ne zaman sokakta yürüyen gencecik bir kız çocuğu görsem, daha 16 yaşında yabancı uyruklu bir caninin saldırısına uğrayıp hayattan koparılan Ayşegül Aydın geliyor. Ne zaman sahilde arkadaşlarıyla yürüyen gençleri görsem, yan bakma bahanesiyle çıkan bir tartışmada bıçaklanarak hayatını kaybeden 17 yaşındaki Atlas Çağlayan geliyor. Ne zaman bir pazarın yanından geçsem, kalbinden bıçaklanarak henüz 14 yaşında hayata veda eden Ahmet Minguzzi geliyor. Ne zaman “mağara” kelimesini duysam ya da bir pusu haberi görsem, yıllarca esir tutulduktan sonra Gara’da alçakça katledilen Semih Özbey ve kahraman silah arkadaşları gözümün önüne geliyor.
Ne zaman minibüse binsem Özgecan Aslan, ne zaman bir plazanın önünden geçsem Şule Çet, ne zaman bir dere kenarından geçsem bir çuvalın içinde çocukluğu çalınan Narin Güran, ne zaman akşam vakti evine yürüyen bir genç kız görsem Ceren Özdemir geliyor. Ne zaman maden ocağı haberi görsem, “Çizmelerimi çıkarayım, sedye kirlenmesin” diyen Somalı madenci, Ermenek’te “Oğlum yüzme de bilmezdi” diye ağıt yakan anne, Amasra’da göz göre göre yerin yedi kat dibinde bırakılan canlar geliyor. Ne zaman bir kalabalığın arasına karışsam, Ankara Garı’nda, Suruç’ta, Merasim Sokak’ta, Güvenpark’ta, Beşiktaş’ta, İstiklal Caddesi’nde bombalı saldırılar ve patlamalarla paramparça olan bedenler, yitip giden gencecik hayatlar, ardında kalan gözü yaşlı analar geliyor. Ne zaman yaz gelse ve içime orman havası çekmek istesem, günlerce cayır cayır yanan ciğerlerimiz, alevler içinde çaresizce can veren hayvanlar, yangın söndürme uçağı beklerken küle dönen cennet ormanlarımız geliyor.
Ne zaman televizyonu açsam, bitmek bilmeyen ekonomik ve siyasi krizlerin altında ezilen, pazarda çürük meyve toplayan emekliler ve yarınından umudunu kesmiş, yurt dışına gitmekten başka çare bulamayan genç beyinlerimiz geliyor. Ne zaman “Vatan sağ olsun” nidasını duysam, aklıma sıvası dökülmüş, tuğlaları açıkta kalmış, camına derme çatma bir bayrak asılmış o yoksul şehit evleri geliyor. O yoksul evlerin çocukları toprağa düşerken, öte yanda terörist başına tahsis edilen adalar, onun rahat etmesi için inşa edilen villalar geliyor aklıma. Ne zaman meclis kelimesini duysam, o kutsal çatı altında, bir zamanlar Cumhuriyet’i kuran iradenin koltuklarında bugün terörün gölgesinde siyaset yapanların oturması, binlerce şehidimizin ve bebeklerin katili olan terörist başının o Gazi Meclis’e davet edilmesi, şehit analarının kalbine sokulan o hançer geliyor. İçim kanıyor, nefesim kesiliyor.
Ve ne zaman umuda tutunmaya çalışsam, evini, ailesini, tüm geçmişini enkaz altında bırakmış depremzedeler uzatılacak bir şefkat eli beklerken, liderlik makamından duyulan küfürler, hakaretler geliyor. Ülkesinde onuruyla yaşamak, hakkını aramak isteyen bu ülkenin evlatlarına, kadınlarına, gençlerine edilen o ağır sözler çınlıyor kulaklarımda. Nereye baksam bir yarım kalmışlık, kime baksam bir haksızlık, neyi tutsam elimde kalan koca bir adaletsizlik... Ne zaman bu ülkede normal bir hayat yaşadığımı sansam, aklıma bu isimler, bu acılar geliyor.
@simbaguk Kitaplara bir servet ödemeyi reddediyorum. Üstelik artık kapaktan sayfa dokusuna her şeyde kalite düşüyor giderek. Kütüphane sistemine geri döneceğim. Hem ekransız ve sessiz ortamda okurum hem o parayla bir öğrenci okuturum. Her yerden sömürülüyoruz gerçekten artık tadı kaçtı.