10 aylık görev süresinde 16 defa yurtdışına giden Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş’un, Japonya’ya yaptığı 17’nci seyahatin ayrıntıları ortaya çıktı.
• Japonya’ya giden heyet dokuz kişiden oluştu.
• Heyette, Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş’un eşi Hatice Arpaguş da yer aldı.
• Diyanet’in Japonya heyeti, Tokyo’da bulunan beş yıldızlı Keio Plaza’da konakladı.
• Otelin en uygun odasının gecelik fiyatının 20 bin TL’den başladığı görüldü.
• Heyetin Tokyo’da, Tokyo Cami Vakfı’nın lüks aracı ile dolaştığı aktarıldı.
• Diyanet heyeti otele 6 Ağustos’ta girdi, 10 Ağustos’ta ise çıkış yaptı.
• Japonya’da yaşayan ve heyetin masraflarının vakfın gelirlerinden karşılandığını belirten bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, heyetin masraflarının vakfın gelirlerinden karşılandığını ileri sürdü.
• Diyanet heyetinin Japonya’da, “Doya doya gezdiklerini” anlatan kişi, “Vatandaşla sohbet etmediler, vatandaşların da dahil olabileceği bir program yapmadılar” görüşünü savundu.
👉🏻 Arpaguş, 2026'nın ilk yarısında 399,7 milyon TL yolluk faturası harcadı.
(Birgün - Mustafa Bildircin)
Anlaşılıyor ki, milletimiz yine unutmuş ve bu unutkanlıktan yararlanılmaya çalışılıyor.
İşin doğrusu şöyle:
2000 yılında Nuh Mete Yüksel Fethullah Gülen ve cemaati hakkında terör örgütü davası açtı.
2002 yılında Nuh Mete Yüksel, bir kaset kumpası ile devre dışı bırakıldı.
Hemen arkasından Fethullah Gülen'e açılan dava, 2003 yılında daha önceden çıkarılan Rahşan affı kapsamına alınarak Fethullah Gülen örgütü hakkında karar verilmesi 5 yıl ertelendi.
2006 yılında, AKP iktidarı tarafından 3713 sayılı terörle mücadele kanununda yapılan değişiklikle, terör örgütü sayılabilmesi için cebir ve şiddet şartı getirildi. Bunun arkasından Fethullah Gülen'in avukatları davaya itiraz ettiler ve dava kanunda yapılan değişiklik nedeniyle beraat ile sonuçlandı. Fethullah Gülen hakkında açılan davadan bu sayede kurtuldu.
Bu sırada çoktan Türk ordusuna kumpaslar kurulmaya başlanmıştı.
2005 yılında Şemdinli kumpası kurulmuştu.
2006 yılında Danıştay suikastı kumpası kurulmuştu.
1999 yılında Abdullah Öcalan'ın teslim edilmesinden sonra Ecevit'in yardımı ile Amerika'ya giden Fethullah Gülen, AKP iktidarı döneminde hakkında açılan terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan da beraat edip devlet içinde kadrolaşmaya başladı.
2007 yılında Ergenekon ve Balyoz kumpasları arka arkaya geldiğinde AKP iktidarı devletin en mahrem yerlerine sızan Fethullahçı savcılara ve hakimlere en büyük desteği verdi.
Tayyip Erdoğan "ben bu davanın savcısıyım" bile dedi, hatta fethullahçı savcı Zekeriya Öz'e kendi makam arabasını tahsis etti.
Pek çok fethullahçı sahte diplomalar ve çalınmış sınav soruları ile devlet kademelerine, akademiye AKP iktidarı döneminde yerleşti.
2010 referandumunda "mezardakiler bile oy vermeli" açıklamasıyla en büyük destek Fethullah Gülen'den geldi.
Bu sıralarda ilk açılım tam gaz devam ediyor, PKK terör örgütü şehirleri hendekler, patlayıcı maddeler ve silahlarla dolduruyordu.
Fethullahçı yazarlar ve gazeteciler televizyonlara çıkıp "Ergenekon-Balyoz operasyonları olmasa bu açılım yapılamazdı" diyorlardı.
Yıllar sonra AKP iktidarı tarafından "milli orduya kumpas" diye adlandırılan bu operasyonlar FETÖ tarafından yapılırken, AKP iktidarı PKK'ya açılım yapıyordu. At başı...
15 Temmuz'un taşları bir günde döşenmedi, devletin yıllarca mercekle izlediği ve ilk fırsatta dava açtığı Fethullah Gülen, AKP iktidarı döneminde hem açılan davalardan kurtuldu hem de devletin her tarafına nüfuz etti.
Tayyip Erdoğan 15 Temmuz sonrası yaptığı konuşmada devlet içindeki fetö faaliyetleri hakkında "aldatıldık" dedi.
Bugün bazılarının kökü bütünüyle dışarıda ya da dış istihbarat örgütleri ile bağlantılı olan pek çok tarikat ve cemaat, zamanında fetö'ye sağlanan müsamahadan yararlanarak faaliyetine devam ediyor.
Kim aldatıldı, kim hala aldatmaya devam ediyor bunları tarih yazacak, ama unutulan o kara günleri hatırlatmak da bize görev olsun.
⏩️Kıyı kanununa göre Deniz kıyısından itibaren ilk 50 metrelik şerit üzerinde hiçbir yapı yapılamaz ve bu alanlara çit, duvar veya tel örgü gibi fiziki engeller konulamaz.
⏩️İşletmeler, 50 metrelik kamusal alana havlu serip oturmak veya sadece denize girmek isteyen vatandaşları hiçbir şekilde uzaklaştıramaz.
📌Şimdi hem aşağıdaki videoda hem alıntıladığım videoda kıyı kanununa açıkça tecavüz edildiği kamusal alanın işletmeler tarafından açıkça gasp edildiği görülüyor.
‼️Denizin kumsalla buluştuğu noktaya kadar platform inşa edilip üzerine "loca" tabir edilen yerler yapılmış.
Vatandaşa havlusunu serebileceği bir alan dahi bırakılmamış.
👉Sahillerde yerleşim alanlarında tüm denetim belediyelere, mücavir alan dışında denetim ise valiliklere aittir.
Açıkça görülüyor ki hem belediyeler, hem valilikler bu vandallığa ve gaspa göz yummaktadır.
Tüm vatandaşlarımızı birleşip bu kıyı hırsızlığına ve hukuksuzluğa direnmeye, işgal edilmiş sahilleri kanunun emrettiği şekilde işgalcilerden geri almaya davet ediyorum.
5000 kişi şu sahile gitsek ve yaptığınız o locaları yıksak ne yapabilirler ki???
#KıyılarHalkındır #kıyıişgalinedurde #Hırtişgali #hırtsorununuçözün #hırttehciri
Kendi kardeşlerine de bunları hatırlatıp neden sormuyorsun dedin mi hiç Varank?
-Deniz Feneri,
-Yimpaş,
-Kombassan,
-kurban paraları,
-Ayakkabı kutuları,
-Para sayma makina ve kasaları,
-Yetim, dul, fakir,
fukara, garip gureba ve kul hakları,
-KIZILAY üzerinden TÜRGEV’e vergi kaçakçılığı,
-TÜRGEV’den TURKEN’e döviz kaçakçılığı,
-Rıza Zarrap,
-Milyarlık saatler,
-Bakara, makara, din tüccarları,
-Habur’da kurulan çadır mahkemeleri ve davul-zurna ile karşılanan PKK maşaları,
-Oslo, Dolmabahçe, Apo yandaşları ve İmralı ziyaretleri,
-Askerin yoluna döşenen mayınlar,
-Kazılmasına göz yumulan hendekler,
-Heba edilen yüzlerce kahraman Şehitler, unutulan Gaziler,
-İnadına BOP eş başkanlığı sözleri,
-Başına çuval geçirilen askerler, NOTA verilsin diyenlere müzik notası mı diyenler,
-Halâ iade edilmeyen yahudi üstün liyakat nişanı,
-Allah Amerikan askerlerini korusun diye dua edenler,
-Üç beş şehit için meclisi mi toparlanırmış diyenler,
-Şehit askere kelle diyenler,
-Askerse asker ölmek için maaş alıyor diyenler,
-Belediyelerden, Kızılay Maden Suyu şişesine kadar kaldırılan T.C. ibaresi,
-Yasaklanan öğrenci Andımız,
-Tartışmaya açılan Nutuk,
-Usulen kutlanan milli bayramlar,
-Alçakça indirilen bayraklar,
-İstiklal Marşı'nda oturan gafiller,
-Türkiye Cumhuriyeti Devleti adından rahatsız olan hainler, devletin adı Anadolu olsun, Türk bayrağı değil Türkiye Bayrağı olsun diyenler,
-TRT’ye çıkarılan Osman Öcalan,
-İstanbul seçimlerinde okutulan terörist başının mektubu,
-Dağıtılan kömürler, makarnalar, suyu, elektriği olmayan köylere gönderilen buzdolapları, çamaşır makineleri,
-Gözden çıkarılan Kıbrıs ve feda edilen Ege adaları,
-Sınırda petrol kaçakçılığı,
-Barzani’ye gönderilen paralar,
-Sözde Kürt devleti televizyonuna TÜRKSAT’tan yayın izni,
-Türk düşmanı, bölücü alçak Şivan Perver ve İbo ile gözyaşları dökülerek yakılan megri megri ağıtları, elele-kolkola verilen pozlar,
-Madenlerde yandaşların çıkarı için ölen gariban işçiler,
-Yandaş cemaat ve tarikat yurtlarında tecavüze uğrayan masum çocuklar,
-Kadın cinayetleri,
-Bağımsız basına yapılan baskı, yandaş basına destek,
-Tutulmayan sözler, siyasi yalanlar,
-Büyük şehirlerdeki imar talanları,
-Katar’a satılan varlıklar,
-Cumhuriyetin kazanımlarını babalar gibi satanlar,
-İç üreticiyi bitirip, tohumdan, samana, diş macunundan deterjana kadar dışarıdan ithal edilen ürünler,
-Devlet hazine müşteri garantili otoyol, köprü, tünel, havaalanı, enerji santrali ve hastanelerle rant devşirilen uyanık yandaşlar,
-Her ihalede alınan avantalar,
-Alınan üçer-beşer, çifte çitfe maaşlar,
-Çalınan sınav soruları,
-Açız diyen çiftçiye "ananıda al git" diyen zihniyet,
-Milletin anasına küfreden yandaş işadamları,
-Bitirilen tarım ve hayvancılık,
-Zam yapıyor diye suçlanan esnaf,
-Ucuz ekmek ve tanzim satış kuyrukları,
-Çöpten yiyecek toplayan insanlar,
-Onbeş milyona yaklaşan işsiz,
-Mağdur edilmiş emekliler,
-Yok edilmiş eğitim sistemi, bilgi yoksunu öğrenciler,
-Sağlıktan, eğitim ve barınmasına kadar her şeyi bedava karşılanan, istediği üniversiteye doğrudan kayıt edilen tam burslu mülteciler,
-Kendi ülkesinde mülteci gibi yaşayan vatandaşlar,
-Dünya'nın en pahalı elektriği, suyu, benzini, mazotu, doğalgazı,
-Rant için sık sık yapılan araç muayeneleri,
-Pahalı ancak çekmeyen internet ve telefon hizmeti,
-Sıkıştıkça habire yapılan zamlar,
-20 yılda 20 kat artmış olan dolar ve 20 kat fakirleşmiş bir millet,
-İcralar, iflaslar, intiharlar, artan boşanmalar, dağılan yuvalar,
-Aynı dağda düşen ve bir saatte bulunan ABD’li dağcılardan 2 hafta önce Muhsin Yazıcıoğlu’nun 4 günde bulunamayan helikopteri,
-Ülkesinden soğutulduğu için yurt dışana giden beyinler ve yurt dışına kaçan milli sermaye,
-Kur korumalı mevduat sayesinde döviz artışından servetine servet katanlar,
-Arka kapı orerasyonlarıyla hazineden yok olan milli servetimiz,
-Avantadan gemicikler, yatlar, villalar, saraylar, uçaklar saltanat süren aileler,
-Buharlaşan 128 milyar dolar
👇
Gün gelir.
Çivisi çıkar dünyanın.
Konuşamayanlar hatip,
Şifa veremeyenler tabip,
Yazamayanlar kâtip olur.
Ama yine öyle bir gün gelir ki…
İşler ters döner.
Aldatan, bir gün sadakat için,
Çalan, bir gün adalet için,
Döven, bir gün şefkat için yalvarır.
‘Piyon’ deyip geçme, gün gelir şâh olur.
Şâha da fazla güvenme,
Gün gelir mat olur.
Liseler sınavında derece yapıp Fen lisesini kazandım.
Tübitak matematik olimpiyatlarında dereceler yaptım.
Üniversite sınavında yine derece yapıp İngilizce Tıp Fakültesini bitirdim.
Dünyanın en zor sınavı olan tıpta uzmanlık sınavını kazandım, uzman doktor oldum.
11 yıldır aktif hekimlik yapıyorum ama cart curt gençlik kollarındaki lise terk adam, benim alamadığım evi alıyor, binemediğim arabaya biniyor.
Meğer mesele okumak değilmiş, doğru yere yaslanmakmış..
2023 esaslı dosya( işçilik alacağı) icra kapak hesabı+3 aylık faiz tutarı 780.000 TL, biliyorum ki dosya Bölge Adliye Mahkemesinden 4 yıldan önce gelmeyecek. 4 yıl sonra para pul olacak ve ben munzam zarar davası açsam Yargıtay 9 HD somut zararını ispatla diye davamı reddedecek. Adalet? Hakkaniyet? Hukuk Devleti nerede? Hani işçinin teri korumadan emeğinin karşılığının verilmesi gerekiyordu? Sonra diyorlar ki avukatlar neden mutsuz, neden umutsuz ve neden huzursuz? Sonra diyorlar ki avukatlar paracı, avukatlar çantacı… 3 yıl ilmek ilmek dosyayı işlemişiz, bir aşamaya getirmişiz ve müvekkil munzam zarar davası için 4 yıl daha bekleyecek. Açtığı dava reddedilecek ve AYM’ye gideceğiz. Pardon da insan ömrü kaç yıl? Neyse her şey siyasidir diyorum, istenirse bu tür basit davalar kısa sürede çözülür ama amaç çözmek değil, bundan adım kadar eminim.
Recep Tayyip Erdoğan’ın üçüncü kez cumhurbaşkanı adaylığına itiraz eden hakim Ahmet Çakmak’ı HSK meslekten çıkarmıştı.
Danıştay meslekten çıkarma kararına dayanak olarak gösterilen yazışmalar mesleğin şeref ve nüfuzunu zedelemiyor diyerek bu kararı iptal etti.
Ama HSK 30 günlük yasal süresi içinde iptal kararını uygulamayarak zımnen reddetti. Üstelik iptal edilen HSK kararında imzası olan kişi, bugün hem Adalet Bakanı hem HSK başkanı: Akın Gürlek.
Tek adam rejiminin ülkemizi getirdiği noktada, yargı bağımsızlığını ve teminatını koruyan en üst idari kurum olan HSK Danıştay kararına direniyor.
Adalet Bakanı ise yargıyı fiilen gasp eden saray hizmetkarına dönüşmüş durumda.
“Söylenecek söz yok” yok mu? Milli Eğitim Bakan yardımcısı olarak söyleyecek bir şeyiniz yoksa o zaman istifa etmeniz gerekmez mi? Söyleyecek sözü, yapacak işi olan otursun o makama.
Haberde dikkat çeken bir detay.
Öz kızına cinsel istismarda bulunduğu raporlar ve uzman görüşleriyle ortaya konmuş sapık, savcılık tarafından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk ediliyor.
Ancak mahkeme “kaçma şüphesi bulunmadığı” gerekçesiyle tutuklama talebini reddediyor.
Evet gazetecilerin, belediye başkanlarının, muhalif vatandaşların eften püften sebeplerle tutuklu yargılandığı ülkede oluyor bu.
— BEN VE KIZIM BİR ŞEKİLDE HAYATTAN KOPARILACAĞIZ. BAŞIMA BİR ŞEY GELİRSE İNT*HAR DEMEYİN!
— Kuran’a Hizmet Vakfı kurucusunun ist*smar ettiği çocuğu için adalet nöbetinde bulunan ve kızıyla birlikte hayattan koparılan Fatma Nur Çelik’in kısa bir süre önceki ifadeleri:
“Elimizde çocuğun istismarına ilişkin birçok rapor mevcut. Türk devletine soruyorum: Bu faili kim koruyor? Neden hâlâ dışarıda? Biz öldükten sonra adaletin sağlanmasını istemiyorum. Çünkü ben 5 Mayıs’a kadar hayatta kalabileceğimi düşünmüyorum. Güvenliğimden endişe ediyorum. Başıma bir şey gelirse, bu karanlık yapı ve beni korumayanlar; sesimi duyup da susan herkes sorumludur.
Ben ve kızım bir şekilde hayattan koparılacağız. Bu karanlık yapı, böyle iftiralarla kadınları ve çocukları hayattan koparıyor. Amaçları, şu an benim kendi intiharımı sağlamak. Başıma bir şey gelirse, üzerinin intihar süsüyle örtülmemesini; bunun peşine düşülmesini istiyorum.”
Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli’nin neden uyuşturucu kapsamında ifadeye çağrıldığını biliyorsunuz değil mi? Buyrun geçen haftaki konuşmasını dinleyin:
“Allahıma şükürler olsun, ölürüm de ülkeyi bu hale getiren bir ittifakın üyelerinden tavsiye, öneri almam. Ülkeyi batırdınız. Ekonomiyi yerle bir ettiniz. Size söz hakkı verdiğime şükredin.”
Sonuç: Bu cesur konuşmanın ödülü olarak “uyuşturucu” kapsamında ifadeye çağrıldı!
Sera Kadıgil: 3 yaşında bir çocuk tecavüze uğradı diye annesi dava açmış. Kaç sene geçmiş biliyor musunuz? 3 sene. Soruyorum bu şerefsiz tek bir gün gözaltına alınmış mı? Hani seçilmiş bütün belediye başkanları hapiste ya, ağzını açanı hapse atıyorlar ya!
Bakan Tunç'a soruyorum belediye başkanlarını tutuklamaktan vakit bulup tecavüzcülerle ilgilenmeye zamanın olacak mı?
Ensar Vakfı’nda yaşananları bu ülke unutmayacak.
45 çocuk taciz ve tecavüz ihbarında bulundu. 10 çocuk için resmi tecavüz raporu düzenlendi.
Bu bir iddia değil.
Bu bir söylenti hiç değil.
Bu, resmi belgelerle sabit bir çocuk istismarı skandalıdır.
O gün ne dediler?
Biri çıktı,
👉 “Bir kereden bir şey olmaz” dedi.
Bir diğeri,
👉 “Küçüğün rızası var” diyecek kadar alçaldı.
Sonra ne oldu?
Kim hesap verdi?
Kim istifa etti?
Kim yargılandı?
Hiçbiri.
Aksine…
Birbirlerini korudular, kolladılar, sırt sıvazladılar.
Suskunlukla suça ortak oldular.
Bugün ise aynı ekip,
İBB kreşlerinde OLMAYAN bir olaydan,
üstelik annenin ifadesiyle yalanlanan bir durumdan ahlak dersi vermeye kalkıyor.
Çocuk istismarında susanlar,
olmayan olayda bağırıyor.
İşte sizin ahlakınız bu.
İşte sizin vicdanınız bu.
İşte sizin “çocuk hassasiyetiniz” bu kadar.
Bu halk gerçeği biliyor.
Bu ülke kimin çocukları koruduğunu,
kimin çocuklar üzerinden siyaset yaptığını görüyor.
Biz unutmuyoruz.
Biz affetmiyoruz.
Biz susmuyoruz.
Çünkü bu ülke,
çocukların üzerine kurulan karanlığı
Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlığında yenecek.
Bu mevzu yeterince gündem olmadı! Fatih Altaylı 1 cümlesinden dolayı 6 ay yattı, Tıp Fakültesi öğrencisi Cemal Mert hala cezaevinde; 8 yıl önce Atatürk Havalimanı'nda 45 kişiyi öldüren IŞİD mensubu teröristler ise tahliye edildi. Unutma, unutturma!
Sayın @memetsimsek ve @gibsosyalmedya;
Bildiğiniz üzere avukatlar olarak serbest meslek erbabıyız. Serbest meslek erbabı olan avukatlara ödeme yapan GVK m.94/1'de sayılan kişi ve kurumlarca gelir vergisi tevkifatı (stopaj) yapılmaktadır.
Bu tevkifat tutarları da gelir vergisi beyannamesinin verilmesiyle gelir vergisine mahsup edilmektedir.
Akabinde kalan stopaj tutarları, gelecek aylarda tahakkuk eden vergi borçlarından mahsup edilebilmektedir.
Kalan stopaj tutarlarının sonraki aylarda tahakkuk eden vergi borçlarına mahsubu için yapılan başvurular ise aylarca bekletilmekte ve mahsup işlemleri sonuçlandırılmamaktadır.
Ancak bu arada vergi idaresi, tahakkuk eden borçların tahsili için mükelleflere defaatle ödeme emri göndermektedir.
Bu sene mahsup talebim olmasına, borç durum yazısı talep ettiğimde borcu yoktur diye yazı verilmesine karşın, tarafıma 5 defa ödeme emri gönderilmiştir. Bugüne kadar hiçbirine dava açmadım ve her defasında DVD üzerinden dilekçe gönderip mahsup talebim var, ödeme emrini iptal edin dedim.
Vergi daireleri bu noktada, mahsup işlemlerini muhasebe servislerinin yaptığını, ödeme emrinin ise icra servisinden gönderildiğini, icra servislerinin mahsup taleplerini görmediğini, ödeme emirlerinin bu nedenle gönderildiğini söyleyerek, iki servis arasında entegrasyon problemi olduğunu ifade etmektedirler.
Ancak vergi idaresinin iç meselesi olan bu durumla mükelleflerin uğraştırılması haksız ve yersizdir.
Kaldı ki her defasında ödeme emri gönderilmesi nedeniyle katlanılan tebligat giderleri, kamu zararına da sebebiyet vermektedir.
Üstelik ödeme emrini iptal edin diye vergi idaresine başvuru yapmak yerine dava açsak, yargılama gideri ödemek zorunda kalınarak yine kamu zararı oluşturulacaktır.
Muhasebe ve icra servisleri arasında, mahsuptan kaynaklanan durumlarda entegrasyon sorununun süratle giderilmesi için gereğinin yapılması, ayrıca mahsup taleplerinin sonuçlandırılmasının belli bir süreye bağlanması elzemdir.
İşbu husustaki şikayetlerimi, kamuoyu önünde, artık çığırından çıktığı için tarafınıza bildirir ve gereğini saygılarımla talep ederim.
Tanju Özcan: "Bolu, Türkiye'nin en temiz şehri oldu.
Yarından itibaren yere izmarit veya çöp atanlara ayrım yapmaksızın 593 TL'den 14.407 TL'ye kadar idari para cezası uygulanacaktır."