Hafızaları tazeleyelim...‼️❓⚠️👇👇👇
WİKİLEAKS, SİLK ROAD RAPORU
ALIN SİZE KILIÇDAROĞLU....
BÜYÜK RESMİ GÖRMEK: KEMAL KILIÇDAROĞLU BİR PROJE MİYDİ? BELGELERLE//(BİR CONRAD OTEL TANIKLIĞI)
Dostlar, bugün siyasi hafızamızı biraz tazeleyelim. Yıllardır parça parça önümüze konan ama birleştirdiğimizde ürkütücü bir tablo oluşturan o meşhur "yapbozun" parçalarına birlikte bakalım. Kemal Kılıçdaroğlu ismi Türk siyasetine tesadüfen mi girdi, yoksa milim milim örülen bir küresel tasarımın parçası mıydı?
Gelin, hem belgelerle hem de o gizli gerçekle kronolojik bir yolculuğa çıkalım.
1. Bülent Ecevit Gerçeği Neydi? (1999)
Her şey 1999 yılında başladı. Dönemin SSK Genel Müdürü Kemal Kılıçdaroğlu (eski soyadıyla Karabulut), DSP’den milletvekili olmak istedi. Ancak merhum Bülent Ecevit onu doğrudan veto etti. Ecevit'in önüne o dönem Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu'nun SSK'daki idari ve mali yönetim zaafiyetini açıkça ortaya koyan raporları gelmişti. Ancak devlet aklına, tecrübesine ve hassasiyetine sahip olan Ecevit için mesele sadece ekonomik bir başarısızlık değildi; bu ismin geçmişine ve ilişkilerine dair önüne gelen istihbarat raporları hiç olumlu çıkmamıştı. Ecevit, devlet refleksiyle bu ismin üst kademelere sızmasını tehlikeli görerek kapıyı kapatmıştı. Ecevit’in o gün gördüğü tehlikeyi, Türkiye çok sonra anlayacaktı. (Merhum Korkut Özal'ın sayın prensi!)
2. ABD Yazışmaları, Wikileaks, Silk Road Raporu ve Benim 2011 Conrad Otel Tanıklığım
DSP’den veto yiyen Kılıçdaroğlu, ne hikmetse bir anda CHP’ye monte edildi. Henüz grup başkanvekiliyken, ABD Ankara Büyükelçiliği ve Hillary Clinton liderliğindeki ABD dışişleri bürokrasisi onunla yakından ilgilenmeye başladı.
Wikileaks kriptolarına bakıyoruz:
ABD’li diplomatlar daha 2008-2009 yıllarında, Deniz Baykal’ın tasfiye edilmesi gerektiğini ve yerine "temiz, dürüst bürokrat" imajıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun getirilmesinin CHP’yi dönüştüreceğini açık açık Washington’a raporluyorlardı.
İsveç merkezli Silk Road (İpek Yolu) Enstitüsü Raporu:
2008 yılında yayınlanan o meşhur raporda, "Baykal’ın bir kaset skandalıyla gideceği ve yerine Kılıçdaroğlu’nun geleceği" adeta bir kehanet gibi yazılmıştı.
Kaset Darbesinden Bir Yıl Önce:
CHP eski Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, 2009 yılının başlarında ABD-İsveç merkezli Silk Road Enstitüsü tarafından hazırlanan ve Deniz Baykal'ın yerine Kemal Kılıçdaroğlu'nun geçerek partinin eksenini değiştireceğini öngören gizli raporu bizzat Baykal ve Kılıçdaroğlu'na okuduğunu açıklamıştır. Öymen'in ifadesine göre, Kılıçdaroğlu raporu dinledikten sonra sessiz kalarak herhangi bir tepki vermemiştir.
Nitekim 2010’da o kaset operasyonu yapıldı ve küresel plan tıkır tıkır işledi.
İşte tam bu sürecin devamında, Kılıçdaroğlu artık genel başkandı ve tarihler 16 Temmuz 2011’i gösterdiğinde ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Türkiye’ye geldi. Beşiktaş Conrad Otel’de basına kapalı, son derece gizli bir zirve gerçekleştirildi.
O gün ben de o oteldeydim!
Beni o basına kapalı, gizli buluşmanın gerçekleştiği yere içeri alan kişi, eski Cumhurbaşkanımız merhum Fahri Korutürk’ün oğlu, dönemin CHP Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı emekli büyükelçi Osman Korutürk’tü. Türk halkı o günlerde dışarıda Kılıçdaroğlu’nu "Gandi Kemal", "Halkçı lider" maskesiyle izlerken, ben o kapalı kapıların ardındaydım. Oradaki her şey bana yetmişti ve o tarihten sonra kendisine karşı resmen bayrak açtım. Zaman, benim o gün Conrad Otel odasında hissettiğim ve gördüğüm her şeyi ne yazık ki tek tek haklı çıkardı.
3. TESEV ve Soros Bağlantısı
Kılıçdaroğlu’nun arkasındaki fikri altyapıya baktığımızda karşımıza küresel finansör George Soros’un fonladığı TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) çıkıyor. Kılıçdaroğlu, bu vakfın 183 sıra numaralı kurucu üyesidir. CHP’nin geleneksel, ulusalcı ve Atatürkçü çizgisinden koparılıp "Yeni CHP" adı altında küreselleşmeci, foncu ve kimlik siyaseti yapan bir yapıya bürünmesinin arkasındaki laboratuvar işte burasıydı.
4. Ekmeleddin İhsanoğlu Skandalı (2014)
Tarih 2014. Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken CHP tabanı cumhuriyetçi bir aday bekliyordu. Bir gece, partinin yetkili kurullarının, milletvekillerinin, hatta MYK üyelerinin bile zerre haberi yokken Kılıçdaroğlu çıkıp Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday ilan etti. Kimsenin tanımadığı bu isim tepeden inme şekilde nasıl getirildi? Bugün geriye dönüp baktığımızda, bu hamlenin muhalefetin enerjisini sönümlendirmek ve mevcut sistemin inşasına yol vermek için yapılmış bilinçli bir operasyon olduğu çok daha net görülüyor.
5. 2017 Referandumu: Mühürsüz Oylar ve Atilla Kart’ın İtirafı
Gelelim Türkiye’nin kaderinin değiştiği 16 Nisan 2017 rejim değişiklik referandumuna. YSK, yasalara açıkça aykırı şekilde milyonlarca mühürsüz oyu geçerli saydı. O dönem CHP Konya Milletvekili olan hukukçu Atilla Kart, tüm hukuki hazırlıkları yapıp konuyu Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) ve AİHM'e taşımak istedi. Ancak Atilla Kart yıllar sonra itiraf etti: Kılıçdaroğlu kendisini bizzat engelleyerek "Mahkemeye gitmeyeceksin, sokağa çıkmayacağız" dedi. Rejimin değişmesini sağlayacak o hukuksuz oyları adeta sineye çekti, itirazları bilerek bloke etti.
6. Ümit Özdağ’ın Tarihi Tespiti
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ tam da bu noktaya parmak basarak o tarihi tespitte bulunmuştu: "2017 yılında bu başkanlık rejimini Recep Tayyip Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu birlikte kurdu." Evet, biri iktidar koltuğunda sistemi inşa ederken, diğeri muhalefet koltuğunda tabanın gazını alarak, hukuki yolları tıkayarak ve yanlış adaylar çıkararak bu sistemin kurulmasına meşruiyet sağladı.
Özetle Dostlar;
Ecevit’in 1999’da kapıdan sokmadığı o bürokrat, küresel odakların (ABD, Soros, Silk Road) dizaynıyla CHP’nin başına getirildi. Görevi muhalefeti büyütmek değil, kontrollü bir şekilde içeriden tasfiye etmek ve Türkiye’nin dönüştürülmesine "ana muhalefet" kisvesi altında hizmet etmekti. Ben bu tiyatronun ilk sahnesini 2011'de Conrad Otel'de izledim ve bu kurguya karşı mücadele ettim.
Bizleri yıllarca "Atatürkçülük" maskesiyle oyalayıp ülkenin kaderini teslim eden kurgunun bugün herkes tarafından net bir şekilde görülmesi büyük bir mutluluk vesilesidir. Kılıçdaroğlu'nun son paylaşımına gelen binlerce tepki yorumu, milletimizin bu oyuna karşı topyekün bir uyanış içerisinde olduğunu gösteriyor.
Hasan Çakmak ‼️❓⚠️
📍Beyaz Saray’ın dibine 110 milyon doları gömerek mi dine hizmet edeceksiniz?
…..
📍Oteller, hamamlar, olimpik yüzme havuzları, tenis kortları ile mi dine hizmet edeceksiniz?
…..
📍Müslüman Türk halkından camilerin önlerinde topladığınız parayı ABD’ye götürdünüz, neden?
…..
📍Burası bir yılda 2.5 milyon dolar (100 milyon TL’den fazla) zarar etmiş, neden?
…..
📍5 milyarlık külliyenin müteahhiti kim, kimler zengin edildi, ihale yaptınız mı?
…..
📍Yıllık personel gideri 700 bin dolar civarında, kimlerin yakınları çalışıyor burada?
…..
✍️Hem soru önergesi verdik hem Meclis’te sorduk. Hiçbirine cevap verememişlerdi.
⚽️ @serdarcebe den öğrendik, Diyanet’in Vaşington’daki tesislerinde “eski bir hakeme” iş vermişler.
👉Adam da cami önlerinde toplanan paradan ödenen maaşıyla kumar oynamış iyi mi?
💡AKP’nin Türkiye Yüzyılı!
Sokak röportajında hicivli bir röportaj veren vatandaş tutuklanalı tam 22 gün oldu. O zaman esip gürleyip “unutturmayacağız” diyen herkes şimdi sus pus. Hatta onunla da kalmadı, ona mikrofon tutan Kendine Muhabir Hasan Köksoy da tutuklandı. Anlattıklarında hiçbir yalan bulunmayan bu 2 insan yoktan yere tutuklu! 3 çocuğu babasız büyüyor!
Lütfen üşenmeyip paylaşalım. Kendine Muhabir Hasan Köksoy ve vatandaşımız derhal serbest bırakılmalı!
Aşağıda gördüğünüz "Lider", Cumhurbaşkanı seçildikten 6 yıl sonra dünya çapında tarihin gördüğü en büyük ekonomik kriz yaşandı.
Yani (1929) Büyük Buhran.
Kriz Amerika ve Avrupa'da başladı...
Milyonlarca insan işsiz ve evsiz kaldı.
Almanlar bile ısınmak için karşılıksız bastıkları paraları yakmak zorunda kalmıştı. Sanayi ülkeleri, tarım ülkelerine muhtaç olmuştu...
Mustafa Kemal Atatürk ne mi yaptı?
682 nolu (1925) kanunla (682 Her Nevi Fidan ve Tohumların Meccanen Tevzi ve Devlet Uhdesinde Bulunan Arazinin Fidanlık İhdası İçin Ziraat Vekaletine ve İdarei Hususiyelere Bilabedel Teffizi Hakkında Kanun) vatanın, bir zamanlar padişahların kişisel malı olan tüm ekilebilr arazilerini, öküzüyle beraber çiftçiye bedava dağıttı.
Osmanlı döneminde ekenden ekmeyenden, evlenenden bekar kalandan ya da hayvanını kaybedenden bile vergi alınırdı...
Atatürk tüm bu lüzumsuz vergileri kaldırdı..
Ekildi, biçildi.
Verimli üretim için çağdaş tarım okulları açtı.
Okuma bilmeyeni millet mektebine çağırdı.
Bir an evvel okuma öğrenilsin diye yeni alfabeyi getirdi..
Sonunda Avrupa'ya döndü ve "Malımı alanın, malını alırım." dedi.
(Kliring Sistemi: Kliring, ülkeler arasındaki iki yanlı ticaret anlaşmalarının temelde malla ödemeyi öngören bir türü. Kliringde anlaşmalı ülkeler arasında ithalat ve ihracat işlemleri döviz kullanılmadan mahsup ve takas yoluyla ve kliring kurumları aracılığıyla gerçekleştirilir...)
Sanayi ülkelerine yüksek fiyattan tarım ürünü sattı.
Kazandığı her kuruş parayla da bir başka fabrika açtı.
Bir yandan da sanayiye yatırım yaptı.
"Atatürk hiç borç almadı." derler. Bu bilgi tam olarak gerçeği yansıtmıyor.
Doğrusu ise, Atatürk'e kimse borç vermek istememiştir.
Nitekim bulduğu parayla fabrika açıyordu.
Mesela Rusya'dan alınan borç ile Karabük Demir Çeliği açmıştır...
Bu "Yüce Adam"ın ülkesi, tarihin gördüğü en sert küresel buhrandan yara almadan çıktı.
Hem de iktisatçısı yokken !...
Okuma yazma bilmeyen çiftçisiyle yaptı bunu.
Bu başarıyı incelemek için İngiltere'den maliyeciler gelmiştir...
Çobandan pilot, kağnıdan uçak çıkaran " Adam"dır
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK !...
arkadaşlar çok rica ediyorum Akbelen'deki zeytin ağaçları katliamını durdurmak için yerel halkın yardım çağrısına cevap verelim.
lütfen paylaşımı retweet yapalım daha çok kişinin görmesini sağlayalım.
bu zeytin ağaçları milletimizin rızkıdır,küreselcilere katlettirmeyelim.
Günaydınlar arkadaşlar. Durum ciddi, o yüzden paylaşalım.
Boğaz ağrısı nedeniyle dün hastaneye sevk edilen tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın boyun bölgesinde kitleye rastlandı! Kitle üzerinden biyopsi işlemi gerçekleştirildi.
Bu olay Ela Rümeysa Cebeci kadar gündeme gelmedi. Bir insanın hayatı söz konusu!
2 kanser teşhisi olan ve cezaevinde epey kilo veren Mehmet Murat Çalık, hastalığı daha da ilerlemeden derhal tahliye edilmelidir!
ABD Büyükelçisinin karın ağrısının nedeni, M.Kemal Atatürk ve onun kurduğu üniter, laik Türkiye Cumhuriyeti'dir; Türk Ulus Devleti'dir.
ABD Büyükelçisi Barrack, "Ulus devletler 1919'dan beri bizi engelliyor," demiş. Eğer bunu da dediyse her şeyden önce Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğindeki Türk Bağımsızlık Savaşı'nı, onu tamamlayan Lozan Barış Antlaşması'nı ve ardından kurulan tam bağımsız, üniter, laik Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türk Ulus Devletini kastediyor.
ABD Büyükelçisi Barrack aslında haklı!
Evet, 1919'da Atatürk'ün önderliğinde örgütlenen ulusal direniş ve kazanılan Türk Bağımsızlık Savaşı, ardından imzalanan Lozan Barış Antlaşması ve sonrasında kurulan üniter, laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ABD emperyalizminin bölgedeki planlarını engelledi. Oysa ne hayalleri vardı dönemin ABD Başkanı W.Vilson'un! 15 Mayıs 1919'da İzmir'in işgal planlarının içinde yer almış, İtilaf devletlerinin İstanbul'un işgali ve hatta Türklerin İstanbul'dan atılması, Anadolu'nun parçalanması projelerine bel bağlamış. Türkiye'yi paramparça eden Sevr Antlaşması'nın hazırlık sürecinde bulunmuş, hatta Sevr Antlaşması'na göre Doğu Anadolu'da kurulması planlanan Ermenistan Devleti'nin sınırlarını bizzat çizmişti. Sevr'e göre Anadolu'da kurulması planlanan Ermenistan'ın hemen güneyinde aşamalı olarak bir Kürdistan Devleti kurulacaktı. İzmir ve Ege'nin önemli bir bölümü ile Doğu Trakya Yunanistan'a bırakılacak, İstanbul ve Boğazlar, içinde ABD'nin olduğu bir Uluslararası Boğazlar Komisyonunun yönetim ve denetimine bırakılacaktı.
İşte 1919 yılında Mustafa Kemal Atatürk'ün örgütlediği ulusal direniş, kazanılan Türk Bağımsızlık Savaşı ve ardından imzalanan Lozan Antlaşması (kapitülasyonların kaldırılması, Türkiye'nin toprak bütünlüğünün korunması ve yeni Türk devletinin tescili) bu emperyalist planı yerle bir etti.
Atatürk'ün tam bağımsız, üniter ve laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kurması ve Türk Ulus Devleti'nin bir model olarak bölgeyi ve dünyayı etkilemesi, emperyalizmin tahtının sallanıp yıkılması,evet emperyalizmi engelledi.
ABD Büyükelçisi Barrack haklı! 1919'dan beri ulus devletler onları engelliyor. Bu nedenle de ulus devletleri yıkmaya çalışıyorlar.
Ve devleti yönetenler çıkıp, kendisini sömürge valisi zanneden bu Büyükelçiye tek söz söyleyemiyor.
Nedeni çok açık değil mi?
Türkiye’nin içişlerine karışan ve kendini “Müstemleke Valisi” gören ABD’nin Ankara Büyükelçisi Barrack,
"1919'dan beri ulus devletler Amerika'yı engelliyor" demiş!
Neden engelliyor?
Çünkü ulus devleti, dinî ve etnik
olarak bölemezsin de ondan.
Cumhuriyet bu yüzden kuruldu.
Atatürk işte bunun için bu kadar büyük büyük...
100 yıl sonra bile modern yamyamlara tokat atıyor.
İçerik üreticisi Taha Ürper, “Millet açsa AVM’ler neden dolu?” sorusunu şöyle cevapladı:
“Kafelerin dolu olması, insanların lüks giyinmesi refahın değil, umutsuzluğun kanıtıdır.
Ekonomide buna ‘ruj etkisi’ denir.
İnsanlar kriz döneminde ev ya da araba gibi büyük hayallere ulaşamayacağını anladığı anda parayı biriktirmekten vazgeçer. O parayı, kendilerini anlık olarak iyi hissedebilecekleri ulaşılabilir lükslere harcarlar.
Lüks tüketim zenginlikten değil, geleceğe duyulan inançsızlıktan kaynaklanır.
‘Ben de varım, beni de sayın’ deme çığlığıdır o kahve. Bugün orta sınıf olmak, o lüks kahveyi alabilmek demek.”
📌 Cinayet suçluları örtülü aftan yararlanacak. Kadın cinayetlerini işleyenler dahil. Tecavüz, istismar suçluları da…
📌Aklınıza gelen hangi kişiye karşı işlenen ağır suç varsa… Tamamı yararlanacak. Bitmedi… Beklemiyordunuz değil mi?
📌Deprem davaları da bu kapsamda… Maraş depreminden sonra açılan bütün davalarda yargılananlar da yararlanacak bu aftan
✍️ Gökçer Tahincioğlu'nun yazısı..
https://t.co/CSGIzYbOGV
@gtahincioglu
Bu videoyu izleyince şoka girdim. CHP’li hukukçu Atilla Kart anlatıyor:
“2017 yılında Referandum sonucunu CHP olarak AİHM’e götürmek istedim. Kılıçdaroğlu son anda engel oldu!”
Aslında sadece Kemal bey değil, yanındaki yönetim kadrosu da o dönem yaşananlardan sorumlu. Onlar da hesap vermeliler.
Bu videoyu hala Kemal Kılıçdaroğlu’na sempati besleyen dostlara elden ele izletelim.
Türkiye’de çocuklar okula, yetişkinler ise işlerine 10 yıldır 'Kalıcı İleri Saat Uygulaması' nedeniyle karanlıkta gidiyor.
Bunun asıl sebebi kalıcı saate geçmek değil.
• Asıl sebebi: Türkiye'nin kalıcı saate geçerken saati en doğunun da doğusunda kalan 45. doğu meridyenine sabitlemesi.
• Türkiye kalıcı saati 30. doğu meridyenine sabitlenseydi, hem doğudaki hem batıdaki çocuklar kış aylarında okula gün aydınken gidebilecekti.
• İngiltere benzer bir uygulamayı denedi ancak özellikle çocukların gün aymadan okula gitmesinden doğabilecek sorunlar nedeniyle vazgeçti.
Türkiye ise 10 yıldır bu uygulamaya devam ediyor.
Gerekçe olarak da 10 yılda toplamda: 400 milyon TL tasarruf edildiği iddia ediliyor. Bu tasarrufu neredeyse hiçbir bağımsız kuruluş doğrulamazken,
Aynı zamanda Türkiye:
• Sayısız vakfa 100 milyonlarca TL aktarıyor.
• TL’nin değer kaybını önlemek için çıkardığı KKM sistemi nedeniyle 60 milyar dolar zarar ettiği belirtiliyor.
• Bu, kalıcı ileri saat uygulamasından iddia edilen tasarrufun yaklaşık 150 katı zarar anlamına geliyor.
• Ancak yetkililer tasarrufa, vakıflar ve yanlış politikalardaki zararları azaltmak yerine Türkiye’nin geleceği olan çocukların üzerinde olumsuz etki yaratabilecek bu uygulamadan başlıyor.
NOT: Türkiye kalıcı saate geçmedi, kalıcı ileri saate geçti.
• Sorun kalıcı saate geçmek değil. Kalıcı saate geçmenin olumlu yönleri var ancak kalıcı ileri saat Türkiye gibi doğusu ile batısı arasında saat farkı olan ülkeler için olumsuz etkilere sahip.
• “Diğer ülkeler de artık bunu istiyor” gibi söylemler olursa, umarım aradaki farkı anlatabilmiş olurum. O nedenle bu videoyu; paylaşıp, beğenmeniz çok değerli olur.
👉Oylamayı gizli yaptılar,
👉İmralı Adası’na gizli gittiler,
👉Tutanakları gizlediler,
👉Resim vermediler,
👉Açıklama yapmadılar…
💡İçlerinde bir de; “ben gitmedim ki” deyip sonra “şaka şaka gittim” diyen var!
👉Koskoca devleti, Gazi Meclis’i düşürdükleri hale bakın…
AKP milletvekilleri TBMM’de, Et ve Süt Kurumu’ndaki vahim iddialarla ilgili görüşme yapılmasını reddetti.
Kurumun başındaki adam Macaristan’da şirket kurmuş, kiloda 10 dolar kazanıyor iddiası var ama bu araştırılmasın, öyle mi!
Bir AKP vekili de gelmiş, cansiperane bunu savunuyor!
Analar, babalar çocuklarına 100 gram kıymayı bile zor alıyorken burada milletle alay ediliyor!
Bu kurumun başındaki adam, nasıl bu ticareti yapabiliyor?
Bu durum sadece bir skandal değil, memleket adına utanç verici bir rezalettir!
Şanlıurfa’nın Bozova ilçesinde bir marangoz atölyesi, 15 yaşındaki bir çocuğun işkence gördüğü bir karanlık odaya dönüştü…
Muhammed K., okulda olması gerekirken atölyenin acımasızlığına emanet edilmiş bir çocuk işçiydi…
Kalfalar onu bağladı, pantolonunu zorla çıkardı ve makatına yüksek basınçlı hava sıktı…
Bu yapılanın adı ne şaka, ne de yaramazlık, …
Bu yapılana insanlık suçundan daha hafif bir kelime yoktur…
Çocuk yere yığıldığında iç organları parçalanmıştı…
Hastane hastane dolaştırıldı, son olarak Harran Üniversitesi Hastanesi’nde yoğun bakıma alındı…
Doktorlar iç organlarında ciddi hasar olduğunu söyledi…
Yani 15 yaşındaki bir çocuk, bir atölyede gördüğü vahşetin bedelini yoğun bakımda ödüyor…
Peki ya failler?…
Kalfa Habip A. adliyeye sevk edildi ve sonra adli kontrolle serbest bırakıldı…
Evet, bu ülkede bir çocuğun iç organlarını parçalasan bile elini kolunu sallayarak dışarı çıkabiliyorsun…
Arada bir gidip imza vermen yeterli görülüyor…
Çocuğun babası kapı önünde “Sorumlular cezalandırılsın” diye feryat ediyor…
Bu feryat sadece bir babanın değil, bu ülkede hâlâ vicdanı olan herkesin çığlığıdır…
Çünkü çocuk işçiliği görmezden gelen düzen, çocuklara mezar olan atölyeleri hâlâ doğru düzgün denetlemiyor…
Ve işkenceyi “şaka” diye yumuşatmaya çalışan zihniyet, bu ülkede suçları büyüten en büyük mikrop hâline geldi…
Sonra çıkıp utanmadan “Gençler neden umutsuz?” diye soruyorlar…
Cevap işte burada: Çünkü bu ülkede çocuklara işkence edenler ceza almazken, o çocuklar yoğun bakımda can çekişiyor…
Cevap burada: Çünkü cezasızlık, suçluları büyüten bir kompresör gibi toplumun vicdanını patlatıyor…
Bu dosya kapanırsa, bu utanç yalnızca iki caninin değil, onları serbest bırakan sistemin de alnına kazınır…
Çocuk işçiliğini unutanların, denetimsizliği kader gibi sunanların, adaleti mağdura değil sanığa göre ayarlayanların ortak günahıdır bu…
Unutma: Bir ülkede çocuklar işyerlerinde işkence görüyorsa, o ülkenin geleceği değil, bugünü çoktan çökmüş demektir…
Ve bu olayın adını doğru koymadan, gerçek failler hak ettiği cezayı almadan hiçbir “düzeliyoruz” cümlesi bu kanı temizleyemez…
Bu olay hepimizin yüzüne çarpılmış bir gerçektir:
Çocuğunu sahip çıkamayan bir toplum, geleceğini de kaybetmeye mahkûmdur…