Saye, Farsçada “gölge” demektir. Sayende ise “senin gölgende” anlamına gelir.
Sayende özgürüz,
sayende karanlıkta kalmıyoruz.
Sayende okuyoruz,
sayende söz hakkımız var.
Her şey senin sayende🇹🇷
Siz kendinizi ne sanıyorsunuz?
Az önce bir Burger King şubesinde durumu olmayan bir anne kız için makine üzerinden yemek siparişi ettim. Fişi aileye verdim.
Kendi yemeğimin siparişini de ödedikten sonra beraber sıraya girdik. Benim için bir tepsi hazırlanırken aile için hazırlanmadı. Sebebini sorduğumda ise 'onlar restoranda yiyemez, onlara paket hazırlayabiliriz' cevabını aldım.
Bu rezalet üzerine yöneticiyi çağırdım. Ben yiyebiliyorken bu aile neden restorana alınmıyor diye sorduğum da yüksek bir sesle 'kurallarımız var öyle herkesi içeri alamayız' cevabını aldım.
Diğer müşterilerin de tepki göstermesi üzerine en sonunda aileye servis yapıldı. Durumu haberleştireceğimi söylediğimde ise yönetici benimle konuşmak istedi. Tek kelime özür dilemeden haklılığını savundu.
Daha önce bu şubeye hiç girmeyen, hiçbir vukuatı olmayan, sadece FAKİR oldukları için bu muameleye maruz kalan ailenin iletişim bilgilerini aldım ve yemekleri bitene kadar restorandan ayrılmadım.
Küçücük bir kızın yüzüne 'sen burda oturup yemek yiyemezsin' diyecek kadar aşağılık olan bu zihniyeti sizlerin takdirine bırakıyorum.
"Utanç" demişti Bergman, "Dünyayı bir tek utanan insanlar kurtarabilir. Çünkü utanmak "kibir" denilen en büyük günahın panzehiridir. Yalanın, iftiranın, hırsızlığın, pişkinliğin, arsızlığın önündeki en büyük engeldir."
Ingmar Bergman "Shame" (Utanç)
BU DENLİ REZİLLİĞİ ANCAK AVRUPA BİRLİĞİ YAPABİLİRDİ
Avrupa Parlamentosu Başkanı Metsola, adayı Yunanistan'a bağlamak için, 1 Nisan 1955’te kurulan, bu amaçla adayı kan gölüne çeviren, Kıbrıs Türklerini, İngilizleri ve Rum komünistlerini katleden+++
MÜJDAT GEZEN
Siz bana çok kötülük yaptınız.
Mahkeme mahkeme 20 yıl dolaştırdınız beni. Açmadığınız dava kalmadı. Okulumu kundaklattınız. Yurtdışına çıkıp hasta kızımı görmemi engellediniz. Hiçbir televizyon kanalına çıkarmadınız. Yıllarca emek verdiğim TRT bana yasak koydu.
Adımı ve resmimi bulmacalardan çıkardınız. İzmir’de, Bursa’da okullarımı kapattırdınız. Beyoğlu’ndaki okulumu mühürlettiniz. Bakırköy’deki okuluma ruhsat vermediniz. Kala kala bir tek eski okuluma kaldım. Çünkü Kadıköy Belediyesi’ne bağlı olduğu için dokunamadınız.
Evime polis yolladınız, o adliye senin, bu adliye benim onlarla birlikte dolaştık durduk. Maliye Bakanı Nebati’ye şaka yazısı yazdım diye müfettiş gönderdiniz. Daha çok derdim var ama kısacası hayatımdan 20 yılı yiyip bitirdiniz. Sonunda halk size dedi ki:
“Belki sizin 20 milyon oyunuz var ama bu adamın da 50 milyon seyircisi var.” Beni size yedirmediler. Zaten midenize otururdum, bunu siz de biliyorsunuz. Ben bir mizah sanatçısı, oyuncuyum. Kenan Evren devrinde bile bu kadar ağır baskı görmedim ben.
Bir kitabımdan dolayı içeri attılar, ilk duruşmamda yargılanıp çıktım. Bana o devirleri bile arattınız. Sonunda baktınız ki olmayacak, gidicisiniz, bari gönül alalım mı dediniz, nedir, beni aradınız. Avukatım Celal Ülgen’e telefon edip durumu anlattım. “Sakın arama hocam” dedi.
Geri dönüp aramadım ben de. Kin, nefret, intikam kepenklerimi kapatalı yıllar oluyor. İnanın size bile kırgın değilim. Affetmek Allah’a mahsus derler ama ben sizi affettim. Haşa... Küçük bir kul olarak tabii... Hiçbirinize kin duymuyorum... Amaaa... Bir tek isteğim var...
Allah ömür verirse, ben o yargılamalarda bulunmak istiyorum...
Bazı hayatlar kısadır... Bazılarının boyu kısadır... Bazı oyunlar kısadır... Bazı pantolonlar... Bazı basketbolcular kısadır... Bazı yazılar da kısadır.Mesela bu kısa bir yazıdır. İçeriğinde de hiçbir özellik yoktur.
Ama belki size şunu düşündürebilir: “Tamam, bazı hayatlar kısadır ama o kısa hayata insan neler sığdırılabilir?”
Yanıtı için fazla uzağa gitmeden Atatürk’e bakabilirsiniz. 57 yıl...”
Bu gönderiyi olabildiğince geniş alana duyurmakta bana destek verebilirseniz, Türkiye'de tabiatı koruma yönündeki hukuk mücadelesine önemli destek vermiş olursunuz. Minnettar olurum.
Hem X hem Instagram hesaplarımdan, Milas Akbük mevkiindeki tabiatı katleden madenlerle hukuk mücadelesi başlattığımı ve kendi adıma dava açtığımı 11 Ağustos 2025 tarihinde duyurmuştum.
Gururla ve mutlulukla bildirmek isterim ki, ÇED raporu olmadan madenlere izin veren Aydın Valiliği’nin işlemi, kendi adıma bizzat açtığım dava sonucunda iptal edilmiştir.
Orman alanlarında çevre etki değerlendirmesi yapılmadan madencilik işlemleri yürütülemez. Devlet buna himaye veremez. Hukuk, kamu menfaatini dengeleyen ve gözeten tedbirlerin alınmasını emreder. Gerekirse, bir avukat kendi kendisini ağaçlarla ve toprakla beraber müvekkil yapar; mahkemeye emanet eder.
Aydın Valiliği’nin "ÇED Gerekli Değildir" kararını iptal eden Aydın 2. İdare Mahkemesi'ne selam olsun.
Ben konuyu hukuk yoluna götürdüğümde "memlekette hukuk mu var hocam?" diyerek yılgınlık gösterenlere selam olsun. Yollar yürümekle aşınmaz. Hukukçunun elinde bir tek hukuk vardır. Ona asla sırt dönmez.
Aydın 2. İdare Mahkemesinin verdiği bu kararın, Türkiye’nin farklı illerindeki farklı valiliklerin verdiği veya verecekleri “ÇED Gerekli Değildir” kararına karşı iptal davalarında emsal niteliğinde kullanılabileceğini de memnuniyetle belirtmek isterim.
Bu türden durumlar karşısında dava açmak isteyen ve dayanak noktası arayanların ilgisine, detaylar aşağıdadır:
1- Akbük’te yer alan saha için yapılması planlanan “kalker ocağı ve kırma-eleme tesisi projesi” kapsamında Aydın Valiliği 23.07.2025 tarihinde ÇED Gerekli Değildir kararı vermişti. Proje sahasının ormanın, tarım alanlarının ve yerleşim yerlerinin yakınında bulunduğu, proje kapsamında hukuki gereklerin usulüne uygun şekilde yerine getirilmediği, jeolojik, sismik ve halk üzerindeki etkilerinin yeterince analiz edilmediği ve özetle Valiliğin işleminde kamu yararı olmadığından bahisle bu kararı yargı yoluna taşımıştım.
2- Valilik ve projenin verildiği şirket savunmalarında projenin ÇED Yönetmeliğine uygun olduğunu, gerekli kurumlardan görüş alındığını ve projenin çevreye zarar vermeyecek şekilde yapılacağını öne sürmüşlerdi. Akabinde Mahkeme dosyanın esaslı incelenmesi amacıyla bir bilirkişi heyeti atamaya karar verdi. Bilirkişi heyetindeki uzmanlar ÇED gerekli değildir kararını çevre mühendisliği, biyoloji bilimi ve orman mühendisliği yönlerinden hukuka uygun bulurken maden ve jeoloji mühendisliği bakımından hukuka aykırı bulmuştu. Ayrıca bir bilirkişi “sahanın olduğu gibi korunmasında parayla ifade edilemeyen üstün kamu yararı” olduğunu vurgulamıştı.
3- Bu açıklamalar doğrultusunda Mahkeme; (i) proje tanıtım dosyasındaki jeolojik ve sismik analizlerin yetersizliğini ve bölgedeki su sorununu, (ii) orman, zeytinlik, yerleşim yeri ve turizm bölgelerine olan yakınlığı dolayısıyla flora/fauna üzerindeki riskleri ve (iii) bilirkişi raporuna ilişkin beyanlarımı değerlendirmiş ve bilirkişi raporu doğrultusunda, proje kapsamında yürütülecek madencilik faaliyetlerinin mevsimsel dereleri ve yeraltı sularını kirletme riski, dere yataklarının yönünü değiştirme ihtimali ve kalker tozlarının deniz turizmine vereceği zararları dikkate alarak, ÇED raporu hazırlanması gerektiğine karar vermiştir.
4- Ayrıca Mahkeme, projenin sadece kazı alanı değil, pasa stok, cevher stok ve tesis alanlarının toplamı üzerinden hesaplanması gerektiğini ve bu durumda 25 hektar sınırının geçildiğini ve kırma eleme tesisi için planlanan yıllık 1.200.000 tonluk üretimin, yönetmelikteki 400.000 tonluk eşik değerin çok üzerinde olduğunu tespit etmiştir.
Sonuç olarak Mahkeme, yukarıda özetlediğim gerekçelerle, oybirliğiyle, “ÇED Gerekli Değildir” kararının eksik incelemeye dayandığını belirterek Aydın Valiliği’nin davaya konu işlemini iptal etmiştir.
Yurdumuza, Aydın'a, Bozbük'e hayırlı olmasını dilerim.
Mahkemenin gerekçeli kararının tamamı şurada:
https://t.co/Lihe5N3zM1
Dün iki askerimizi “Allah-u Ekber” diyerek şehit etmişlerdi, bugün de üç polisimizi “Allah-u Ekber” diyerek şehit ettiler. Siz hâlâ mağdur, mazlum ve din kardeşi masallarıyla halkı uyutmaya devam edin..😡
Çocuklarını üç kuruş paraya inşaatlarda, atölyelerde kelle koltukta çalışmaya gönderip bir de buna şükredilmesini bekleyen “büyük ve güçlü devlet” olur mu?
📍Hayvanları Çekya ve Macaristan’dan Attila Koletich topluyordu.
📍Tırlarla Slovenya’ya getirip, Koper Limanı’ndan gemilere yüklüyorduk.
📍Çoğunu Bandırma Limanı’na getirdik.
📍”Holstein” inekleri Türkiye’ye “Belçika Mavisi” olarak sokuldu.
📍Macaristan’dan getirilen Holstein’lerin çoğu hastaydı, en son gemide 30 tanesi öldü, ölenleri denize attık.
📢Bunlar, bu korkunç manzaraya tanık olanların anlattıkları.
👉Gün gelecek, bu kepazeliğin, bu alçaklığın sorumluları,
👉Türk hayvan yetiştiricisini çökertip Toni’yi, Coni’yi besleyenler,
👉Milleti açlık ve sefalet içinde bırakıp, ceplerini şişirenler,
⚖️Hesap verecek!
"Osmanlı'yı geri getireceğiz" diyerek yola çıktılar; fakat getirdikleri Roma oldu...!!!
Atamız Fatih Sultan Mehmet'in, ardından Kurtarıcı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün dahi müsaade etmediği; Orhan Gazi'nin fethederek Türk yurdu hâline getirdiği, o günden beri ise ayine ve Haç'a kapalı saydığımız İznik'te…
Tam da burada — tarih sahnesinin tam kalbinde — Haçlı Seferleri'nin yıl dönümü eşliğinde ve ilk İznik Konsili'nin 1700. yılı bahanesiyle, Papa 14. Leo ve Fener Rum Patriği Bartholomeos birlikte ayin icra ettiler.
Bu manzara, "değer" diye öne sürdükleri her şeyi ezip geçen bir çelişki değil de nedir?
Bu utanç, bu tutarsızlık, bu tarih bilmezlik size yetmez mi "İslamcılar"?
Ve işin daha acı yanı…
Bizim "sevgi pıtırcığı" olmaktan gurur duyan bazı Müslüman Türklerimiz çıkıp, "Ne olacak ya, düşmanlığa gerek yok ki, İslam hoşgörü dinidir" diyerek yaşananları sıradanlaştırmayı, hatta mazur göstermeyi başardılar.
O iki cümleyle hem tarihe hem hafızaya hem de kendi ilkelerine meydan okudular.
Şimdi düşünün…
Aynı ayin, Türkiye'yi Atatürkçü bir yönetim idare ederken yapılsaydı ne olurdu?
Kimler meydanları doldurur, kimler kıyameti koparır, kimler "ihanet" çığlıkları atardı?
Ve asıl sorulması gereken soruya gelelim:
Bu alabildiğine geniş "hoşgörü" perdesi, neden Türkiye'de farklı inançlara sahip Türk vatandaşlarına hiç açılmıyor?
Neden bu memlekette hoşgörü hep dışarıdan gelenlere, ama hiç içeride yaşayanlara gösterilmiyor?
Tarih, irade ve kimlik söz konusu olduğunda tutarlılık bir erdemdir. Ama bu erdemin bu kadar kolay satılması, böylesine ucuzca harcanması, artık sadece bir çelişki değil; milletin hafızasına karşı işlenmiş bir saygısızlıktır...
Ve bilin ki;
Bu kadar kolay eğilen, bu kadar çabuk unutan, kendi değerlerine sahip çıkmayı beceremeyen bir toplumun elinden önce geçmişi alınır, sonra geleceği...
Bugün hoşgörü diye yutturulan şey, yarın kendi toprağında yabancı kalmanın bedeli olarak karşımıza çıkar.
İşte asıl tehlike, tam da budur...!
Uçağın kuyruğu koptu, 20 tane askeriz şehit oldu; ciğerimiz yandı.
Uçağın siciline bakıyoruz. İkinci el, 44 yıl boyunca Suudi Arabistan bu uçağı kullanmış. 2012’de, bunlar artık kullanılmaz demişler ve envanterden çıkartmışlar.
Çöpe atmayalım, gariban ülkelerden birisi alan olur falan demişler; Türkiye almış.
Hani bulaştı?
Hani intihardı?!
Şunu tespit etmeleri bile bir sene sürdü, bir sene!
Yalnızca Rojin’in katilleri değil, bilerek ya da bilmeyerek delil karartan/karartılmasına vesile olan, süreci geciktirerek görevini ihmal eden her kim varsa yargılanmalı!
#RojinKabaişeNeOldu
#RojinİçinAdalet
DÜNYA LİDERİ OLMAK İŞTE BÖYLE BİR ŞEY…
Avustralya, Çanakkale Savaşının 100’ncü yılı anısına Anzak askerlerinin savaş esnasında tükettiği bisküvileri tekrar üretti ve bunun için de özel bir kutu tasarladı.
Sınırlı sayıda üretilen bu kutuların üzerine ne yazıldı dersiniz?
Hayatını kaybeden Anzak askerleri için Atatürk’ün söylediği o duygusal ve duygusal olduğu kadar da insanlık dersi veren şu sözleri yazıldı:
"Those heroes that shed their blood and lost their lives…
You are now lying in the soil of a friendly country. Therefore rest in peace.
... you, the mothers, who sent their sons from faraway countries wipe away your tears...
after having lost their lives on this land they have become our sons as well."
Mustafa Kemal Atatürk
Yani;
“Bu memleketin topraklarında kanlarını döken kahramanlar…
Sen dost bir ��lkenin topraklarında yatıyorsun. Bu yüzden huzur ve sukün içinde uyu.
…uzak diyarlardan oğluna harbe gönderen analar, Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlâtlarınız bizim bağrımızdadır.
… onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”
Mustafa Kemal Atatürk
Ne mutlu böylesi bir lidere sahip olmak, ne mutlu böyle bir tarihin mirasçısı olabilmek…
Dr. Vecdet Öz
Her saniyesi yüreğe dokunan 13 dakika
Erdoğan barikatına itiraz ettiği için tutuklanan akademisyen Eda Saraç'ın annesi Belma Saraç'tan çarpıcı konuşma:
"Kadın polis koruma Eda'nın üzerine atlayarak başını demirlere yaslayıp ağzını eliyle kapatıp nefessiz bırakarak ellerini ters kelepçe yaparak arabaya almadan önce dizlerini tekmeleyerek orantısız bir şiddet uyguladı.
Kelepçe ile bekletilen sevgili kızım önce Vatan Emniyeti'ne götürüldü. Ertesi gün Çağlayan Adliyesi'nde nöbetçi savcı tarafından ifadesi alınarak tutuklandı. Benim için o sırada hayat durmuştu.
Açık görüşte ancak Eda'yla görüşebildim. Olayın üzerinden 5 gün geçmesine rağmen bilekleri ve sağ diz altı mosmordu. Bir anne olarak o an yüreğimin sıkıştığını hissettim.
Kızım Eda Saraç'ın tutuklanması bir adli vaka değildir. Bu bir vicdan sınavıdır. Genç bir akademisyenin düşüncelerini ifade etmesiyle bir annenin feryadıyla bir toplumun suskunluğu arasındaki sınavdır.
Bu sınavda kim susarsa adaletsizliği büyütecek. Kim konuşursa ses çıkarırsa o kadar ışık yayılacak karanlığa"