Ozanlar benden, –erkek– kahramanın karşısında diz çöküp merhamet dilenen bir kadın olarak bahsetti hep; ilaç katarmışım tatlı şaraplarına, büyüleyip domuza çevirirmişim hızlı giden gemilerin tayfasını, babaevini unutturur, sılaya kavuşmalarına müsaade etmezmişim. Ne demeli, kadınlara haddini bildirmek ozanların en sevdiği vakit geçirme biçimidir; yerlerde sürünüp ağlamazsak gerçek bir hikâye olmazmış gibi.
Ama yanılıyorlar, yanılıyorsunuz: Cadılık illa nefret, kıskançlık ya da başka türlü bir kötülükten doğmaz; ben ilk büyümü aşkımdan yapmıştım.
Ben, Helios’un kızı, Aiaie Cadısı Kirke. Hayatım boyunca trajedinin beni bulmasını bekledim. Bulacağından hiç kuşkum yoktu çünkü başkalarının hak ettiğimi düşündüğünden daha fazla arzum, isyanım ve gücüm vardı, yıldırımları üstüne çekecek şeylerdi bunlar. Ve bir gün, artık bu dünyaya dayanamayacağım, diye düşündüm.
Bunun üzerine denizin derinliklerindeki kadim bir tanrı seslendi: Öyleyse çocuğum, başka bir dünya yap.
Ben, Kirke’de Madeline Miller; Odysseus, İkaros, Minotauros, Prometheus ve Zeus gibi mitolojik karakterlerin binlerce yıldır anlatılagelen hikâyesini farklı bir bakış açısından sunmakla kalmayıp Olymposlu tanrıların dünyasını Homeros’un destansılığında aktarmayı başarıyor.
Solda: Goethe'nin "Turunç Çiçekleri" şiiri ve Botticelli ayrıntısı.
Sağda: Roma'nın kuzeyindeki Prima Porta'da bulunan ve miladi birinci yüzyıla tarihlenen meşhur Livia Villası'nın "Bahçe Salonu"ndaki turunç ağacı freski ayrıntısı.
-O seni sevmiyor. Acısını koyacak yer arıyor.
Güngörmüş, insan ilişkilerinde uzman bir adam, oğluna söyledi. Not aldım. Kalın bir roman kitap gibi cümle.
Nihal teyzemin tarifini karakılçık buğdayı ve sarı un karışımı ile deneyeceğim. Sonucu paylaşırım. Karakılçık buğday unundan yapılan poğaçanın tanesi 110tl. O bakımdan kendim yapacağım :)
Allah rahmet etsin ruhu şad olsun Nihal teyzemin. Sanırım beş yıl oluyor vefat edeli. 🙏
Azra Erhat yıllar önce net söylemişti:
“Mitoloji deyince aklınıza sadece Yunan-Roma geliyorsa yanılıyorsunuz. Bu bir Akdeniz efsaneler ailesidir. Kökleri Anadolu’da, Girit’te, Mezopotamya’da, Mısır’dadır. Homeros yurttaşımızdır ve burcu burcu Anadolu kokar.”Gelin artık “Yunan mitolojisi” demeyi bırakalım.
Bunun adı Anadolu Mitolojisi’dir. Çünkü:
• Homeros’un destanları Anadolu kıyılarında doğdu.
• Apollon’un adı bile Grekçe değil, Anadolu dillerinden geliyor.
• Dionysos kültü Frigya ve Lidya’da filizlendi.
• Kybele, Anadolu’nun Ana Tanrıçası olarak tüm Akdeniz’i etkiledi.
• Hitit ve Luwi uygarlıkları, sonradan “Yunan” diye pazarlanan anlatıların gerçek kültürel zeminiydi.Martin Bernal Kara Athena’da bunu açıkça yazdı: Antik Yunan, Mısır ve Yakın Doğu’nun çocuğudur.
Ama 19. yüzyılda uydurulan “Yunan Mucizesi” yalanı hâlâ yaşıyor. Avrupa merkezli bakış, Anadolu’nun binlerce yıllık mirasını gölgede bırakmaya devam ediyor.
Soru çok basit:
Mitolojiyi hâlâ Atina’dan mı okuyoruz, yoksa artık Troya’dan, Frigya’dan, Hitit’ten mi okuyacağız?
Sizce zamanı gelmedi mi?
Yorumlara yazın: “Yunan mitolojisi” mi, “Anadolu mitolojisi” mi? Beğeni + RT ile bu tartışmayı büyütelim.
Mavi tikli bir hesap olarak bu konuyu gündeme taşıyorum. #AnadoluMitolojisi #Homeros #Troya #Mitoloji #theodyssey #troy #myth #homer
Osman Cemal Kaygılının baş yapıtıdır desem abartmış olmam sanırım. Şayanı tavsiyedir. Hayatı suriçinde bilhassa Eğrikapı ve çevresinde türlü zorluklarla geçen yazarın Haliç köprüsü ve köprü yolu inşaatı sırasında mezarı da yok olup gitmiş.
Son günlerde The Odyssey filmi nedeniyle Odysseia yeniden konuşuluyor. Benim de tam bu dönemde okuduğum "Piyano Akortçusu"nda karşıma Odysseus çıktı. Tesadüf.
"Odysseus kaybolmamıştı; gördüğü onca güzellikten sonra eve dönememişti, belki dönmek istememişti."diyor kitapta. Eve dönüşü bambaşka bir yerden okuyor. Bazen mesele yolu bulamamak değil; yol boyunca değiştiğin için (eski)"eve" artık aynı gözle bakamamak. Belki de bu yüzden Odysseia hâlâ bu kadar güçlü bir hikâye. Yüzyıllar geçiyor, ama insanın eve dönüşü hâlâ sadece bir yolculuk değil, aynı zamanda kendisiyle hesaplaşması.
Tunceli’de 17 kadın tarafından kurulan bir kooperatifin işlettiği Zembul Lokantası… Bölgenin yöresel lezzetlerini; zerefet, sırın ve kenger kavurması gibi yemekleri burada bulabilirsiniz. Yemekler lezzetli, manzara güzel. Yolunuz düşerse aklınızda olsun.
(Reklam değildir)
Odyssey kitabının 4 farklı ülkedeki kapak illüstrasyonları. 50den fazla ülkeye baktım. Türkiye’deki kapak gerçekten bambaşka…
1- İtalya
2- İspanya
3- Yunanistan
4- Türkiye
İthaka
(Konstantinos Kavafis – Cevat Çapan çevirisi)
İthaka'ya doğru yola çıktığın zaman,
dile ki uzun sürsün yolculuğun,
serüven dolu, bilgi dolu olsun.
Ne Lestrigonlardan kork,
ne Kikloplardan, ne de öfkeli Poseidon'dan.
Bunların hiçbiri çıkmaz karşına,
düşlerin yüceyse, gövdeni ve ruhunu
ince bir heyecan sarmışsa eğer.
Ne Lestrigonlara rastlarsın,
ne Kikloplara, ne azgın Poseidon'a,
onları sen kendi ruhunda taşımadıkça,
kendi ruhun onları dikmedikçe karşına.
Dile ki uzun sürsün yolun.
Nice yaz sabahları olsun,
eşsiz bir sevinç ve mutluluk içinde
önceden hiç görmediğin limanlara girdiğin!
Durup Fenike'nin çarşılarında
eşi benzeri olmayan mallar al,
sedefle mercan, abanozla kehribar,
ve her türlü başdöndürücü kokular;
bu başdöndürücü kokulardan al alabildiğin kadar;
nice Mısır şehirlerine uğra,
ne öğrenebilirsen öğrenmeye bak bilgelerinden.
Hiç aklından çıkarma İthaka'yı.
Oraya varmak senin başlıca yazgın.
Ama yolculuğu tez bitirmeye kalkma sakın.
Varsın yıllarca sürsün, daha iyi;
sonunda kocamış biri olarak demir at adana,
yol boyunca kazandığın bunca şeylerle zengin,
İthaka'nın sana zenginlik vermesini ummadan.
Sana bu güzel yolculuğu verdi İthaka.
O olmasa, yola hiç çıkmayacaktın.
Ama sana verecek bir şeyi yok bundan başka.
Onu yoksul buluyorsan, aldanmış sanma kendini.
Geçtiğin bunca deneyden sonra öyle bilgeleştin ki,
artık elbet biliyorsundur ne anlama geldiğini
İthakaların.
#Odyssey
İyi sanatın dili ortaktır. Ve hak ettiği yerde mutlaka karşılığını bulur.
Sonra gazeteler yazdı. Eleştiriler yayımlandı. Uluslararası sanat metinleri arşivlere girdi.
Bienal’in resmi katılımcısı değildik. Sadece eş zamanlı bir sergiydik.
Ama “mutlaka görülmesi gereken sergiler” arasında gösterildi. “Mutlaka uğrayın” denildi. Sayısız haber, makale ve eleştiriyle Venedik’te kendi izini bıraktı.
Ve binlerce insan o kapılardan geçti.
Bu sergiden artık yalnızca Venedik’in değil, İtalya’nın ve dünyanın haberi vardı.
Serginin adı Sessizlik’ti. Ama sanat, uzun zamandır hiç bu kadar yüksek sesle konuşmamıştı.
Çünkü sanat, sınırlarla değil; iz bıraktığı yerle ölçülür.
Önyargılar geçicidir. Ama güçlü işler kendi yolunu sessizce açar.
Bu video bir cevap değil. Sadece bir kayıt.
SESSİZLİK • SILENCE • SILENZIO Palazzo Gradenigo Venezia