Ol zamanda Manavgat yurdunda güneş kızıl doğup yer titredi, gök uğradı. Şehir ardında demir kapuda saklı arslan kaçıpdı. Yabanı görmemiş, oba bilmemiş arslan inip yaylak yoluna vardı. Yoluna taş getürmez, göğe söz etmez bir yörük amca vardı, saban tutar, koyun güderdi.
Aslan sıçrayıp varınca, amcaya hücum eyledi. Amca durmadı, elin çekmedi, özin saklamadı. “Korkum yokdur, dağlar gördi beni,” dedi. Gömleğin yırtdı, pazusun gerdi. Arslana çökdi, sağ yanın vurdu, sol yandan devürdi. Yer toz oldu, gök ses işitti. Arslan inledi, gözün yummadı, geri kaçdı.
Ol vakıt hatunu erişdi, elin salladı, ama neylesün, kudret az oldu. Yalvarıpdı, ama arslana söz geçmedi.
Ol zaman Korkut Ata geldi, kopuzun dizine aldı, telin çekdi, sözün söyledi:
“Ey er kişi, yüregin taşdandır senin!
Arslana diz çökmedin, oba yağıdan esirgemedin.
Ben sana ad verem: Adın Arslankesen Alp ola.
Gün doğsa adın anıla, ay çıksa destan okunur ola!”
O gün oba sağ kaldı, dağ susmadı, yörükler toy eyledi.