Gamze Taşçıer (@gamzetascier), Kamucu Tavır için yazdı: "Kadın Emeğini Öğütmek: Yoksullaştırma, Güvencesizlik, Görünmezlik"
8 Mart, kapitalist üretim ilişkilerinin cinsiyetlendirilmiş yapısını açığa çıkaran tarihsel bir kırılma hattıdır. Kadın emeği, kapitalizmin kuruluşundan itibaren yalnızca üretim sürecinin girdisi olarak değil, toplumsal yeniden üretimin, bakımın, duygusal emeğin ve kuşaklararası sürekliliğin asli taşıyıcısı olarak sömürülmüştür. Ücretli emek alanında düşük ücret, kayıt dışılık ve sendikasızlaştırmayla kuşatılan kadınlar, ev içinde görünmeyen, karşılıksız ve toplumsal olarak değersizleştirilen bir emeği omuzlamak zorunda bırakılmıştır. Bu ikili sömürü rejimi, erkek egemen ilişkilerle kapitalist üretim biçiminin tarihsel ittifakının en somut sonucudur.
Yazının devamı için: https://t.co/lfOPvouPLr
MADENCİLERE SIKILAN KURŞUN HEPİMİZE İSABET ETMİŞTİR!
Özşen Madencilik’te direnen Bağımsız Maden-İş uzmanlarına ve işçi ailelerine yönelik düzenlenen silahlı ve fiziki saldırıyı lanetliyoruz.
Bu ülkede hakkını aramak için yola düşen emekçinin karşısına anında hukuksuz barikatlar dikenler; işçiye, kadına, çocuğa kurşun sıktıran mafyatik patronları korumayı acilen bırakmalıdır! Sokaklarda elini kolunu sallayarak gezen o çeteler, gücünü madencinin sahipsiz bırakılmasından alıyor. Ama yanılıyorlar: Madenciler yalnız değildir!
Yapılacaklar belli:
* Failler ve azmettirenler derhal yakalansın!
* İşçilerin hakları eksiksiz ödenisin!
Sıkılan kurşun hepimize sıkılmıştır. Kamu-İş olarak maden işçisinin ve örgütlerinin yanındayız! Konunun takipçisiyiz.
İŞKENCE İDDİALARI ‘AMA’SIZ VE ŞEFFAF BİÇİMDE ARAŞTIRILSIN!
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yürütülen dava kapsamında yargılanan Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in son duruşmada dile getirdiği, Vatan Emniyet Müdürlüğü’nde maruz kaldığı insanlık dışı uygulamalar ve çıplak arama işkencesi, toplumsal vicdanda derin bir yara açmış ve kamuoyunda büyük bir şok yaratmıştır.
Türker’in mahkeme salonunda açık yüreklilikle ve büyük bir cesaretle haykırdığı, "İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum" sözleri, bugün Türkiye’de insan onurunun nasıl ayaklar altına alınmaya çalışıldığının açık ve acı bir vesikasıdır.
Ülkemiz, kurgu davalarla insanların dayanaksız ve hukuksuz biçimde hapsedildiği, yargının bir sopa olarak kullanıldığı karanlık bir dönemden geçmektedir. Bu adalet krizinin ortasına bir de işkence ve kötü muamele iddialarının eklenmesi tabloyu daha da karanlık, daha da kabul edilemez hale getirmektedir.
1980 askeri faşist darbe döneminde, insanları cinsiyetinden, beden bütünlüğünden ve haysiyetinden vurarak teslim almaya çalışan o karanlık işkenceci zihniyetin ve metotlarının, 2026’nın Türkiyesi’nde yeniden hortlatılması dehşet vericidir.
Unutulmamalıdır ki: İşkence; Anayasa’mıza, temel insan haklarına, Türkiye’nin imzacısı olduğu uluslararası sözleşmelere ama en önemlisi insan vicdanına tamamen aykırıdır.
Kamu-İş olarak, tüzüğümüzde de "amasız ve fakatsız" bir şekilde yer aldığı üzere; işkence bir insanlık suçudur ve asla kabul edilemez. İnsan onurunun çiğnendiği hiçbir yerde Kamu-İş’in sessiz kalması mümkün değildir.
AKP kanadından Fatoş Pınar Türker’in iddialarına ilişkin gelen "kabul edilemez" açıklaması, ilk bakışta umut verici bir söylem gibi görünse de kamuoyu hafızası gerçektir. Bu işkenceci düzeni ve cezasızlık iklimini inşa edenin bizzat AKP iktidarı olduğu gerçeği ortadadır. Dolayısıyla bu kınama açıklamasının samimiyeti, lafta kalıp kalmayacağıyla değil; ancak ve ancak bu korkunç iddiaların üzerine kararlılıkla gidilmesi ve iddiaların tamamen aydınlığa kavuşturulmasıyla anlaşılacaktır.
Kamu-İş olarak iktidara ve adli makamlara çağrıda bulunuyoruz:
· Fatoş Pınar Türker’in dile getirdiği işkence ve kötü muamele iddiaları, şeffaf, tarafsız ve bağımsız bir biçimde acilen araştırılmalıdır.
· Sorumlular, unvanlarına bakılmaksızın derhal açığa alınmalı ve yargı önünde hesap vermelidir.
Her zaman insan haklarından, demokrasiden, evrensel hukuk ilkelerinden ve insan onurundan yana saf tutan Kamu-İş, sürecin sonuna kadar takipçisi olacaktır. İnsan onuru, işkenceyi ve bu karanlığı mutlaka yenecektir!
KAMU-İŞ MERKEZ YÖNETİM KURULU
Çağrı Kaderoğlu Bulut, Kamucu Tavır 3. Sayısı için Yazdı: Kamuda Kadın Emekçiler: Güvencesizlikten Geleceğe
Türkiye’de kamu istihdamı uzun yıllar boyunca piyasanın kuralsızlığına karşı “korunaklı” bir alan olarak görüldü. Kamu, özel sektörün güvencesizliğine, kayıtdışılığına ve şiddetine karşı özellikle kadınlar için daha güvenceli ve güvenli imkânlar sundu. Ancak devletin neoliberal dönüşümüyle birlikte bu “korunaklı” alan hızla aşınmaktadır. Kamu, kadın emeği açısından güvencesizliğin ve eşitsizliklerin ortadan kalktığı değil, aksine yeniden üretildiği bir alana dönüşmektedir. Kamunun küçülmesi kadın istihdamını daraltırken, kamu hizmetlerinin piyasalaşması ise kadının bakım yükünü artırmaktadır. Kadın emeğini görece koruyan mekanizmalar tasfiye edilirken, bu yönelim kamuda da benzer biçimlerde hayata geçirilmektedir.
Bugün kamuda çalışan kadınlar; esnek çalışma modelleri, performans rejimleri ve istihdamın parçalanması yoluyla büyük bir çözülmeyle karşı karşıyadır. Kamuda yaygınlaşan 4/B’li statüler, ücretli öğretmenlik ve taşeronlaşma gibi güvencesiz istihdam biçimleri, kadın emekçileri kamusal korumanın dışına itmektedir. Bu ayrımlar kamu emek rejimini parçalamakta, bu parçalanma da kadınlar için yeni güvencesizlik biçimleri üretmektedir. Güvence, devletin asli yükümlülüğü olmaktan çıkarılırken kadın emeği, esnekleşen kamu rejiminin en kırılgan unsuru hâline gelmektedir.
Yazının devamı için: https://t.co/hcf8Bo1MTA
Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını canlı izledim. Sonra videoda tekrar dinledim. Terörsüz Türkiye süreci ve dış politika ile ilgili sözlerinin anlamı şu:
-Terörsüz Türkiye süreci kayıtsız şartsız desteklenecek,
-Anayasa değilikliğine “evet” denilecek,
-Atatürk’ün “ulus devlet” yapısı yerine Osmanlı millet sistemi savunulacak.
-Bunlar, ABD’nin hedefi. Lozan’ı bir türlü hazmedemeyenlerin hedefleri. Ve Türkiye’yi parçalar.
--“Butlan vakası” sanıldığı gibi sadece koltuk/makam olayı değil, çok ötesinde stratejik hedefi var.
Kılıçdaroğlu’nun konuşması, “100 yıldır devlet olmamız engellendi” diyenlerle, “Cumhuriyet’in 1923’te açılan bir parantez” olduğunu söyleyenlerin hedefleriyle örtüşüyor.
-SORU: Bu konuşmayı kim hazırladı? Açıklanmalı.
EMEĞİN SINIRLARI AŞAN DAYANIŞMASINI KURMAK İÇİN İLO KONFERANSINDAYIZ
Kapitalizmin, en vahşi sömürü biçimlerini en global halde kullandığı çağımızda, emek mücadelesinin de sınırları aşması gerektiğinin bilinciyle, Kamu-İş olarak uluslararası bir emek dayanışması için harekete geçtik.
Genel sekreterimiz Şükrü Balun ve uzmanımız Hasan Halil Gönül’ün de aralarında bulunduğu heyetimiz, Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) Cenevre’de düzenlediği Uluslararası Çalışma Konferansının 114. oturumuna katıldı. Dünyanın çeşitli ülkelerinden 187 işçi ve işveren temsilcisinin katıldığı bu büyük organizasyonda en önemli başlıklardan biri ise emek örgütlerinin, ülke sınırlarını aşan ölçüde dayanışmasını sağlamak.
Uluslararası örgütlülük için hayati adım
Heyetimiz bu başlık altında, sömürünün globalleştiği bu çağda emek örgütlerinin kurumsal işbirliğinin hayati olduğunu vurguladı.
Heyetimiz ayrıca, konferans süresince çeşitli ülke temsilcileri, sendikal örgütler ve uluslararası emek kuruluşlarının temsilcileriyle bir dizi temas ve görüşme gerçekleştirdi. ETUC ve ITUC ile yapılan görüşmelerde konfederasyonumuzun bu uluslararası emek örgütlerine üye olmasının ilk adımları da atılmış oldu. Kurumlar ile sınıf dayanışması, çalışma yaşamındaki güncel gelişmeler, sendikal eğitimler ile ilgili uluslararası dayanışma, sosyal koruma mekanizmaları ve platform çalışanlarının haklarına ilişkin değerlendirmelerde bulunuldu.
Haberin devamı için: https://t.co/QakKtJCCag
Genç meslektaşımız Irmak Koparan; yaşadığı sorunları defalarca anlatmasına rağmen duyulmamış, yalnız bırakılmış, görmezden gelinmiş ve maalesef hayattan kopmuştur.
Ağrı Şube Başkanımızla görüştüm. Aktardığı bilgiler ve kamuoyuyla paylaşılan sorular, yaşananların ne kadar vahim olduğunu göstermektedir. Ortada yanıt bekleyen bu kadar ciddi soru varken, bu olaya yalnızca bir intihar vakası olarak bakmak mümkün değildir.
Bugün öğretmenler; giderek ağırlaşan ekonomik koşullar altında yaşam mücadelesi verirken, mesleki itibarlarının sistemli biçimde aşındırıldığı, liyakat yerine sadakatin ödüllendirildiği, yandaş sendikal anlayışların ve liyakatsiz yönetici kadrolarının baskısının giderek arttığı bir düzende görev yapmaya çalışmaktadır.
Sorunlarını dile getiren, hakkını arayan ve adalet talep eden eğitim emekçilerinin cezalandırıldığı; susanların, biat edenlerin ve yandaş ilişkiler ağına eklemlenenlerin ödüllendirildiği bir düzen ne eğitimi güçlendirebilir ne de öğretmenini koruyabilir.
Sayın Milli Eğitim Bakanı;
Öğretmenleri yoksulluğa, yalnızlığa, güvencesizliğe ve keyfi uygulamalara mahkûm eden bu düzen daha kaç meslektaşımızı hayattan koparacak?
Ağrı Şubemizin ortaya koyduğu tüm sorular bir an önce yanıtlanmalı; yaşanan süreçte sorumluluğu bulunanlar ortaya çıkarılmalı ve hesap vermelidir.
Genç bir kadın öğretmenimiz, görev yerinde yalnız bırakıldı, görmezden gelindi, cezalandırıldı ve sonunda hayattan koparıldı.
Bu intihar değil, ihmallerin, baskının ve idari körlüğün sonucudur.
Sorumlular susarak kurtulamaz.Bu dosya kapanmayacak, bu düzen hesap verecek.Irmak Koparan’ı unutmayacağız.
@tcmeb@Yusuf__Tekin
Bu yıl 12’ncisi düzenlenen Ali İsmail Korkmaz Yaşam Ödülleri sahibini buldu: Tutuklu muhabirimiz İsmail Arı ödüle layık görüldü
https://t.co/lcyY6cF6D4
Denizli'nin Sarayköy ilçesinde yolcu otobüsünün kaza yapması sonucu hayatını kaybeden yurttaşlarımıza rahmet, kederli ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz...
Bu hocamızın yanında, onun sesi olmak zorundayız!
İsmi Deniz Yolçu. Kız İmam Hatip lisesinde müdür yardımcısı.
Özgür Özel’in İzmir buluşmasında TOMA’ya karşı direndiği için darp edilerek tutuklandı, cezaevine atıldı!
Yetmedi görevden de uzaklaştırmışlar. Yani hem özgürlüğünü hem ekmeğini elinden aldılar!
AKP’li kayyum Kemal Kılıçdaroğlu! Vicdanın rahat mı? İnsanlar senin yüzünden hem işinden hem özgürlüğünden oluyor!
Bu tweeti görüp geçmeyin, hocamıza ses olun! Ailesine de hep beraber sahip çıkmalıyız! @eczozgurozel
Gezi; bu ülkenin gençlerinin, emekçilerinin ve yurttaşlarının özgürlük, adalet ve eşitlik talebinin ortak sesi olmaya devam ediyor.
Gezi Direnişi’nin 13. yılında; yaşamını yitirenleri saygı ve özlemle anıyor, bıraktıkları onurlu mücadele mirasına sahip çıkıyoruz. Dayanışmanın, umudun ve birlikte mücadele etmenin hafızası asla silinmeyecek.
Gezi Direnişi, bu toprakların gördüğü en haklı, en meşru ve en demokratik halk hareketlerinden biri olarak tarihimize kazınmıştır. Otoriterleşmeye, dayatmalara ve tek tip toplum yaratma hedeflerine karşı halkın kendiliğinden geliştirdiği bu demokratik tepki, Taksim Gezi Parkı’ndan başlayarak ülkenin dört bir yanındaki meydanlara taşmıştır. Bugün, 13. yıldönümünde bu onurlu direnişi ve Gezi şehitlerimizi saygıyla anıyoruz.
Bu meşru isyanın temelinde, AKP iktidarının yıllar süren otoriter, emperyalist ve rant odaklı politikaları yatmaktadır. Meydanların, parkların ve nefes aldığımız her karış toprağın sermayeye değil, halka ait olduğu gerçeği, Gezi’de bir kez daha hatırlatılmıştır. Özellikle gençlerimizin kendi geleceklerine sahip çıkmak için sokakları doldurması, aydınlık bir ülke talebiyle en ön saflarda yer alması, dayatılmak istenen korku iklimine karşı verilmiş en net yanıttı.
Baskılara ve yasaklara karşı demokrasiyi, özgürlüğü ve barışı savunmak için gerçekleştirilen eylemler, verilen talimatlarla hukuk ve insanlık dışı uygulamalarla engellenmek istenmiş, halkın üzerine silah dahi kullanılarak faşizan bir baskı ortamı yaratılmıştır. Bu süreçte yaşamdan koparılan gençlerimizin yanı sıra yüzlerce yurttaşımız yaralanmış, binlercesi gözaltına alınmış ve demokratik haklarını kullananlar hakkında sayısız dava açılmıştır.
Mağdur olanlar için harekete geçmeyen, adaleti tesis edemeyen yargı sistemi, barışçıl taleplerle sokağa çıkanları cezalandırmak için adeta seferber edilmiştir. Gezi Davasının karar duruşmasında verilen ağır ve haksız cezalar ise Türkiye Cumhuriyeti tarihine kara bir leke olarak geçmiştir.
Oysa asıl yargılanması gerekenler; Berkin Elvan’ın, Ali İsmail Korkmaz’ın, Ethem Sarısülük’ün ve diğer Gezi şehitlerinin ölümüne, yüzlercesinin yaralanmasına neden olan insanlık dışı saldırıları gerçekleştirenler, “emri ben verdim” diyenler, katilleri koruyanlar ve yargı sürecini bilinçli olarak geciktirenlerdir.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/mANEDCV3mD
#gezi #gezi13yaşında
CHP GENEL MERKEZİNE YAPILAN SALDIRIYI KINIYORUZ!
Bugün CHP Genel Merkezi’ne polis eşliğinde girilmiş, parti üyelerine biber gazı ve plastik mermi kullanılmıştır. Bu görüntüler, Türkiye demokrasisi açısından son derece vahim ve kabul edilemez bir tabloyu ortaya koymaktadır.
Bu gelişme, CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı ile 21’inci Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada verilen “tedbirli mutlak butlan” kararıyla birlikte değerlendirildiğinde; ana muhalefet üzerinde yargı ve kamu gücü üzerinden baskı kurulduğunu açık biçimde göstermektedir.
Siyasi partilerin iradesine yönelik bu tür müdahaleler ve orantısız güç kullanımı, demokratik siyasetin özüne zarar vermekte; seçme ve seçilme hakkını doğrudan zedelemektedir.
Son dönemde kayyum uygulamaları, yargı kararları ve muhalefete yönelik art arda gelen müdahaleler, Türkiye’nin demokratik standartları açısından ciddi bir gerilemeye işaret etmektedir.
Kamu-İş Konfederasyonu olarak açıkça ifade ediyoruz:
Milli irade yalnızca sandıkta tecelli eder. Sandıkta kazanılamayan sonuçların, devlet gücü ya da yargı mekanizmalarıyla değiştirilmesi asla kabul edilemez.
Ana muhalefet partisine yönelik bu süreç, yalnızca bir siyasi yapıyı değil, milyonlarca yurttaşın demokratik tercih hakkını da doğrudan etkilemektedir.
Demokrasinin korunması; hukuk devletinin güçlendirilmesi, yargının bağımsızlığı ve tüm siyasi aktörlere eşit mesafede durulmasıyla mümkündür.
Kamu-İş Konfederasyonu olarak demokrasiye, hukuka ve milli iradeye yönelik her türlü müdahaleyi reddediyor; bağımsız ve tarafsız yargının acil bir ihtiyaç olduğunu bir kez daha güçlü şekilde vurguluyoruz.
Kamu-İş Konfederasyonu
Merkez Yönetim Kurulu