@ReCoBa_Ba1903 @Turksanthos_ @redondoulasfb Sallamayalim Tümer yurtdışına gitmek için imzalamadi. O zaman yabancı hova vardı muhtemelen Tigana, yuet dışının bu kadar yakin olduğunu bilmiyordum dedi htta
Ne kadar okursan oku, insana çoban imanı gerek. Çoban gece gökyüzüne bakar ve der ki, şu ışıl ışıl yıldızlara bak, aya bak! Bunları hangi kanca tutar semada, hangi kaynak böyle sonsuz bir döngüyü halk eder? Havaya bak, suya bak! Sessizlikteki şu varlığa bak, seslere bak. Çoban bilir aklının keskin olmadığını. Bunu kabul eder ve kibrine yenik düşmez. Bilginin en tehlikeli hâli, kişiyi artık her şeyi bildiğine inandırmasıdır. Bu nedenle diyorum ki bazen kendime, ne kadar bilirsen bil, gece kıra uzanan çoban olmaktan vazgeçme. Hayreti kaybetme.
🔔 Şu Enfes Hikayeyi de Ekleyelim:
Ebû Abdullah Câbir İbni Abdullah (r.a.) şöyle dedi:
"Resûlullah (s.a.s.), Ebû Ubeyde'yi (r.a.) başımıza kumandan tayin ederek Kureyş kervanının karşısına çıkmak üzere bizi gönderdi. Bize azık olarak bir dağarcık hurma verdi. Verecek başka bir şey bulamamıştı. Ebû Ubeyde hurmayı bize tane tane veriyordu. Dinleyenlerden biri:
– O hurmalarla nasıl geçinebiliyordunuz? diye sordu. Câbir:
– Onları çocuğun meme emmesi gibi emer, sonra üzerine su içerdik, o gün geceye kadar bize yeterdi. Sopalarımızla ağaç yapraklarını silker, sonra onları su ile ıslatıp yerdik, dedi. Sonra da sözüne şöyle devam etti: Biz deniz sahili boyunca yürüdük. Sahil boyunda önümüze büyük kum tepesi gibi bir şey çıktı. Onun yanına kadar geldik, bir de baktık ki, Anber denilen bir balık. Ebû Ubeyde:
– Bu, ölü bir hayvandır, (yenilmez) dedi. Sonra da: Hayır, bizler Resûlullah'ın (s.a.s) elçileriyiz ve Allah yolundayız. Siz son derece zorda kalmış bulunuyorsunuz, o halde yiyiniz, dedi. Biz üç yüz kişi idik ve bir ay süreyle onun etinden yiyerek orada kaldık, hatta kilo da aldık. Balığın göz çukurundan testilerle yağ aldığımızı biliyorum. Biz ondan öküz büyüklüğünde parçalar kesiyorduk. Ebû Ubeyde bizden on üç kişiyi alıp onun göz çukuruna oturttu, onun kaburga kemiklerinden birini de alıp dikti. Sonra yanımızdaki en büyük deveyi semerledi ve deve ile kaburga kemiğinin altından geçti. Balığın etinden pastırma da yaptık. Medine’ye gelince, Resûlullah'ın (s.a.s.) yanına gidip olup bitenleri anlattık. Resûl-i Ekrem:
O, Allah'ın sizin için çıkardığı bir rızıktır. Onun etinden yanınızda bir miktar var mı, bize de yedirseniz? buyurdu. Biz de Resûlullah'a (s.a.s.) ondan bir parça gönderdik, o da yedi." (Müslim, Sayd 17)